ŞİDDET KÜRT MÜCADELESİNE ZARAR MI VERİYOR

Bu yazıyı beğendiniz mi?

(toplam 10 oy)

Arşiv

Pt Sa Ça Pe Cu Ct Pa
12
3456789
10111213141516
17181920212223
24252627282930


Politika tüm nesnel gerçeklerden ve öznel unsurlardan bağımsız yapılamaz. Tarihsel, ekonomik ve toplumsal kordinatlarla sıkı sıkıya bağlı ve onunla iç içe olmanının ötesinde bu unsurlara bağlı olarak varolur ve anlam bulur. “Devrimciler her koşulda devrim yapabilecek profesyoneller değildir. “  Koşullar ; nesnel ve öznel durum gereken zemini yaratır; devrimciler de bu koşulları değerlendirir ve öznesine kavuşturur. İç ve dış koşullar uygun atmosferi yaratırsa devrimi gerçekleştirmek;  devrimcilerin yetenek, yaratıcılık ve kararlığı ile doğru orantılı gelişir. Hiç kimse koşullara rağmen devrimi gerçekleştirmez. Dış müdahaleler ve askeri darbeler devrim diye ifade edilemez. Halkın eseri olmayan bir iktidar değişikliği toplumsal bir devrim olarak tanımlanamaz. Devrimin biçimi ne olursa olsun bu kural değişmez. Devrimi hedefleyen güçler ve öncüleri ülke, bölge ve dünya koşullarına göre şekillenirler. Esin kaynakları ve moral değerleri dönemin koşullarından beslenir ve konjöntürel durumları derinden etkiler.


Özgürlük hareketi de bir dönemin moral değerleri ve devrimci koşullarının yarattığı iklimde gelişti. Plan ve programlarını, mücadele biçimlerini ve araçlarını o günün koşullarına göre belirledi. Bu da çok normal ve olması gerekendir. Çünkü insanın düşüncesini belirleyen sosyal koşullardır. Ki, asla insanın düşücesi ekonomik ve sosyal koşulları belirlemez. Bu kural tüm insanlar için geçerlidir. Gerek “68” kuşağı olsun, gerekse “78” kuşağı olsun dönemsel politikalardan ve konjönktürel durumdan etkilenmişlerdir. Hem Türkiye devrimi adına yola çıkanlar ve hem de Kürdistan devrimi adına yola çıkanlar, o günün koşulları ve moral değerleri ile uluslararası duruma göre bir politik şekillenme yaşadılar.

Bugün şiddetin Kürt mücadelesine zarar verdiğini dillendirenlerin ezici çoğunluğu silahlı mücadeleyi savunuyorlardı. Hatta Özgürlük hareketinin reformist-küçükburjuva milliyetçisi gördükleri hareketlerin hepsinin programında silahli halk savaşı vardı. Programları aşağı yukarı PKK programın benzeri idi. Yani O dönemin mevcut Kürdistanlı örgüt veya partilerin programında uzun vadeli silahlı halk savaşı vardı. Bunun anlamı şudur : Kürdistan`ın bağımsızlığı ve özgürlüğü silahli halk savaşından geçer. Ancak sömürgeci zincirlerin kırılması ve bağımsız Kürdistan; Kürt halkının kendi özgücü ile uzun vadeli silahlı halk savaşı ile gerçekleşebilir. Bu tartışmasız bir gerçekti. Bu gerçeklik hala varlığını koruyor. Başka bir biçimde hiç kimse ezilen ve sömürge bir halka bağımsızlık ve özgürlüğünü vermez. Ama mevcut dünya koşullarında, yani günümüzde Kürdistan`da bağımsız bir Kürt devletinin kurulmasının koşulları var mı? Bu da ayrı  ve önemli bir konu elbette. Ne var ki, bunlar her ne kadar silahlı mücadeleyi programlarına almışlar idiyse de; sadece silahlı mücadeleyi tartışmalarda zorlandıklarında dile getiriyorlardı. Silahlı mücadeleyi açıktan ve yüksek sesle dillendirenlere karşı derin karşıtlık içindeydiler. Buna bizim sol siyasi literatürde opotünizm veya oportünist diyorlar (dı).

PKK silahli mücadeleyi her ortam ve tartışmada dile getiyordu. Bu anlamda programının gereklerini yerine getirmeye çalışıyordu. Sadece teorisini ve propagandasını yapmıyordu. Bunu pratik gereklerini de kendi örgütlenme düzeyi ve gücüne göre yerine getiyordu. O zaman da bu cesur ve militanca tutum; hem Kürt yapılanmalardan ve hem de Türk yapılanmalardan (sol yelpazede) tepki alıyordu. Bu tepkiler, hareketi ajan-provakatör nitelendirmeye kadar götürüldü. Hatta kimi yapılanmalar harketa karşı ittifaklar gerçekleştirildi. Dahası, zor ve şiddete başvuruldu. Bugün PKK`yi anti-demokratik nitelendirenler, o dönemde güçlü oldukları yerlere K. Devrimcileri`ni sokmuyorlardı. Oralara örgütlenmeye giden Kürdistan Devrimcileri`ni tehdit, yalnızlaştırma, baskı ve zor yöntemleri ile kaçırtmaya çalışıyorlardı. Derneklerinde K. Devrimcileri`ni konuşturmazlardı. Bu kuşatılmışlığa rağmen, K. Devrimcileri militanca tutum ve pratiğiyle her alana girmeyi başardı.

Kuşkusuz bu tavırın ekonomik ve sosyal boyutu vardır. Yani sınıfsal boyutu. PKK dışındaki Kürdistani yapılanmaların hemen hemen hepsinin önder ve temel kadroları Kürt egemen sınıfın çocukları idi. Hepsinin şu ya da bu şekılde sistem içinde kariyerleri vardı. Kimi avukat, kimi doktor, kimi memur idi. Bu anlamda kariyeri olmayanların ise, babadan kalma toprakları vardı. Sistemle karşıkarşıya gelmek istemiyorlardı. Yani fincancı katırlarını ürkütmek işlerine gelmiyordu. Sistemle güçlü bağları vardı ve bunları koparmayı düşünmüyorlardı. Ama günün koşullarına göre teori geliştirerek ulusal mücadelede çıkarlarına uygun bir pratik ve örgütlenme yaratmaya çalışıyorlardı. Bu nedenle teori ve pratikleri birbirini tutmuyordu. Dolayısıyla, oportünist bir politik çizgiye sahiptiler. Yine KDP orjinli yapılanma dışında hepsi “acar sosyalisttiler”. Çünkü sosyalizm moral bir güçtü. SSCB her şeye rağmen sömürge halkların mücadelesine şöyle ya da böyle destek sunuyordu. Ya da kendisinin nüfuz alanındaki devletlerin yardım etmesine koşullar yaratıyordu. İlginçtir ama, sosyalizmden çıkarı olmayan bu sınıfsal kökenli aydınlar veya gençler sosyalizmi savunuyorlardı. Anlaşılıyor ki, o gün sosyalizmi savunanlar veya sosyalizmi hedefleyenlerin aslında pek çoğu asla sosyalist olamamışlardı. Bugün pek çoğunun anti-sosyalist olmasının altında yatan gerçek bu bence. Ama o günün konjenktürel durumuna göre konumlanmayı çıkarlarına daha uygun görüyorlardı.

Bu durum onların sınıfsal yapılarına çok uygun. Bunu anlamak lazım. O zaman da onlara aydın-küçükburjuva diyorduk. Bunlar böyle esen rürgarlara göre yelken açarlar. Şimdi rürgarlar değişik esiyor. Yani o dönemin tersine. Sosyalizmin rürgarları şimdilik esmiyor. Dalgalar geri çekildi. Bu kez kapitalizmin rüzgarları güçlü esiyor ve dalgalar tüm sınırları dövüyor. Ne olacak, bu kez kapitalizmin bayraklarını açacaklar. Eskiden sosyalizme ters laf söyleyeni dövenler, bugün Amerikaya laf diyenleri dövüyorlar ve “sosyalizmin bize ne yararı oldu?” diyebiliyorlar. Elbette hala sosyalist olduklarını söyleyipte, Amerikancı olan Kürt sosyalistler de var (!) Hem sosyalist olmak ve hem de emperyalizmden meddet ummak! Herhalde biz Kürtlere özgü olsa gerek. Adama demezler mi “ bu ne pehriz bu ne lahana turşusu”. Derler!

Ve bunlar ve benzerleri, PKK 1990`larda kitleselleşirken; kendileri de silahlı mücadeleyi geliştirmeyi düşünmüşlerdi yine. Hatta bazıları Bekaa`daki PKK kamplarına gidip ittifak ve güç birliği anlaşmalarını yaptılar. Peki neden şimdi koro halinde silahlı mücadele Kürtlere zarar veriyor denmekte? Yoksa Amerikayı yeni mi keşfettiler! Güney Kürdistan`daki oluşum onlara moral ve cesaret veriyor. Bize de bu oluşum moral ve cesaret veriyor. Ama farklı tarzda. Bize moral ve cesaret oluyor. Çünkü bir parçada halkımız belli mevziler kazanmış. Bu mevzilerin daha da derinleştirip güçlendirmesi isteğimizdir. Bunun kalıcı kılınması ve korunması sadece temenimiz değil, görevimizdir de. Ama bu oluşum da barışçıl yollardan malesef olmadı. Amerikan müdahalesi olmasaydı; Güneyli Kürtler böyle bir olanak yakalayamazdı. Irak`ta silahlı mücadele devam ediyor. Amerikalılar da şiddet kullanıyor; ona karşı direnen kesim de. Görüldüğü gibi gerçekler hiçte demokratik değildir.

Bu şu anlama gelmez; Özgürlük hareketi demokratik bir çözüm istemiyor. Elbette istiyor. Bunun için de epey bedel ödüyor. Ne var ki, şiddeti yaratan koşullar tüm ağırlığı ile devam ediyor. Sömürgecilerin şiddetine karşı halkın kendisini savunma temelindeki şiddeti olmasaydı; Güney Kürtleri bu kadar olanak bulamazdı. Amerika`nın veya diğer devletlerin ilgisine mahzar olmazdı. Bu hakkı teslim etmek gerekir. Burada bir tekrar daha yapmak istiyorum : şiddet demokratik yol ve yöntemlerle çözülemeyen sorunların çözümüne yol açmak için başvurulur. Eğer bugün, bir kırıntı düzeyinde de olsa bazı demokratik haklar varsa, bu özgürlük hareketinin başarısıdır. Ve yine bugün, şimdiye kadar Türkiye`de legal alanda boy gösterememiş; sürgünde ömrünü geçirmiş kimi Kürt kişilikler  legal alanda politika yapma olanağı oluşmuşsa, bu yine özgürlük hareketinin mevzileridir. Bunu kabul etmek gerekiyor. Tersini dillendirmeyi etiksel bulmuyorum. Türkiye`ye Amerika giremez. Böyle bir beklenti varsa boş hayal. O zaman daha çok beklersiniz. Varsayalım Amerika Türkiye`ye girdi; bu pek demokratik olmayacak. Şiddetle olacak. Peki Amerika şiddeti Kürtlere yarar getiriyor da Kürtlerin şiddeti Kürtlere neden yarar getirmiyor??
Bugün, şiddeti kınama şampiyonluğunu daha çok emperyalistler yapıyor ama en çok şiddeti onlar uyguluyor. Onların karşı olduğu şiddet ; ezilen halkların ve sınıfların ;  egemenlerin ve sömürgecilerin/ emperyalistlerin şiddetine karşı geliştirdikleri meşru savunmalarıdır. Yoksa kendi şiddetlerini kınamak şöyle dursun kutsuyorlar. Halklara özgürlük getirdiklerini propaganda ediyorlar. Emperyalizmin dünyayı savaş arenasına dönüştürmesine ses çıkarmayacaksın; Kürtlerin sadece kendilerini savunmak ve özgür bir ortamda yaşamak için direnişine karşı tavır alacaksın. Hem de bunu Kürtler adına yapacaksın.
Kürtlerin barış ve demokrasi özlemleri zor ve şiddetle bastırılıyor. Sırf demokratik tepkisini gösterdiği için  İnsanlar sokak ortasında coplanacak, kurşunlanacak, çocukların kolları kameralar karşısında kırılacak. Bu manzarayı görmezden gelerek şiddet Kürtlere zarar veriyor diyeceksin. Sanki şiddeti Kürtler yarattı. Sanki Kürtler sömürge değil de sömürgecidir.

Niyet ne olursa olsun, böyle bir yaklaşım Kürtlerin mücadelesine yarar değil zarar verir. Birileri, birilerine hoşgörünmek istiyorsa, Kürtler üzerinde bunu yapmasın. Hele bu bir Kürtse asla yapmasın diyoruz. Ya da ortamdan etkilenerek veya çevre baskısından bunalarak böyle söylemlere başvurup rahatlama isteği ters teper. Ayrıca PKK karşıtlığı üzerinde politika yapan çevreler, belki sınıfsal çıkarlarının gereğini yapıyorlar ama ulusal çıkarlara zarar veriyorlar. Ulusal mücadele devam ediyor. Demokratik boyutta karşı tavır almalarını anlamak mümkün ama hala başat olan yön ulusal ise böyle bir duruş onlara zarar verir. Yaşanan süreçten öğretici sonuçlar çıkarılmalıdır. Bugün PKK karşıtı politika yapan birçok Kürt oluşumu, PKK`den önce vardılar. Hatta daha kitleseldiler. Neden başarılı olamadılar? Ben burada iki nedene dikkat çekmek istiyorum. Birincisi, teorilerinin gereklerini yapmadılar ve Kürt halk gerçeğine uygun politikalar geliştirmeyi sınıfsal çıkarlarına uygun görmediler. İkincisi, sömürgeci sistemle karşıkarşıya gelmek istemediler ve sistem içinde kalmak istediler. Ama sistem veya devlet ( T.C) ulusal mücadele için demokratik ortam sunmadı. Onlar ise böyle bir ortam için gerekli mücadeleyi göze alamadılar ve kaçak döğüştüler. Devlet/ sömürgeciler demokratik kanalları değil açmak Kürtleri tümden asimlemeyi hedefledi. Dolayısıyla bu kesimler için uygun iklim oluşmadı.

Buna karşılık PKK başından sistemle direkt çatıştı. Sistemin zor ve imhacı politikasına karşı halkı örgütledi ve silahlı direnişe yönelti. Bu ortam içerisinde barınamadılar ve meydanı bırakmak zorunda kaldılar. Ama şimdi özgürlük mücadelesi sayesinde belli mevziler kazanıldı ve devletin politikasında önemli gedikler açıldı. Bir ulusal bilinç yaratıldı. Demokratik mücadele ve direniş gösteren bir kitle oluştu. Böyle bir zemin üzerinde demokratik mücadele gelişiyor. Ama devlet hala imhada ısrar ediyor ve tüm şiddet araçlarını pervasızca kullanıyor. Hem de imza attığı uluslararası savaş hukukuna ters düşerek. Ne var ki, bu mücadelede; bazılarının kurtarıcı gördüğü emperyalistler mazlum Kürtleri değil, sömürgeci T.C yi destekliyor. Peki hangi şiddet Kürtlere zarar veriyor? Sömürgecilerin inkar ve imha amaçlı şiddeti mi; mazlum Kürt halkının meşru savunması mı?

Herkese demokratik ve özgürlükçü bir ortam; şiddetsiz mücadele koşullarının ve barışın egemen olduğu bir dünya dileğiyle.

09.06.2008

Hamit Baldemir

kokim@live.de

  • email Arkadaşına gönder
  • print Yazıcı versiyonu
  • Add to your del.icio.us del.icio.us
  • Digg this story Digg this

Yorum Yaz comment Yorumlar (4 Yazılmış)

  • Gönderen asmin, 13 Haziran, 2008 23:32:23
    Amdlipolat, yazini / yormunu okudum ama Hamit hocanin yazisiyla bir baglanti kurmakta zorlandim. Son soruba bir anlam veremedim. Ama sunu diyebilrim, sorularin Hamit hocaya ise; sunu diyebilrim yanlis kisiye soru yöneltmissin. Ben Hamit hocayi baskalrindan dinledim. Onu yakindan taniyanlardan. Ondan efsanedevi birinden söz edr gibi bahsederler. Bu insan 30 yildir bu kavganin icinde. Bu ugurde idam almis ve tam 20 yil cezaevi yatmmis biridir. Bugün ulusal mücadele belli bir asamaya gelmis ve halkimiz bazi demokratik mevziler kazanmissa; bu onun ve onun gibiler ile sehitler sayesindedir. Yani bu ugurda bedel ödeyenler sayesindedir. Saygilar,
  • Gönderen amedlipalo, 12 Haziran, 2008 19:49:18
    yirmi yıl önce kürt yoktu hani onlarda türklerin dağdaki yaşayan halkıydı dilleri yoktu insan yerine bili konulmuyordu osmanlıda hizmetçi türkiyede uşak durumunu sokulduk hesaplarına gelince beraber savaştık çanakkalede sonra bizi kendi uşakları yaptılar dersim,ağrı isyanlarını ne çabuk unuttun hamit abi şimdide aaaaa kürtlerde varmış yeni mi akkıllarına geldik yeni mi insan yerine koydular bizi bunların hepsini kim kazandırdı acaba(?) yoksa sen mi.
  • Gönderen kaplan, 12 Haziran, 2008 09:24:59
    AHMED,o toplu ayaklandirmalari yönlendiecek ve koruyacak olan galiba sen olmuyacaksin. bir halkin ayaklanmasini örgtliyecek ve onu düsmana karsi dogru bir yola kanaize edip ve düsman karsisinda gerektiginde silahli göcleriyle direne bilecek bir yapilanma olmadan nasil basaracaksin.Qazi mühammed idam sephasinda ünce vasiyetinde kürtlere seslenirken diyorki(ALLA ICIN HIC BIRSEY YAPAMIYORSANDA YAPANLARIN ÜNÜNDE ENGEL OLMA HIC OLMASA)kosavaninda uck.si vardi ve silahla direnyorlardi.eta ve ira,nin temsil etikleri halklarin kürtlerle karsilastirdiginda devlet sayilacak haklara sahiptirler,sen daha cocugunun ismini kürce koyamasin,onun icin pkk,nin zararli oldugunu yazacagina evinde yatagina yatmaya gitigin zaman kendi kendine sor ben bugün kürtlügüm icin ne yaptim diye.kendinle hesaplas ki kürtlügüne yararin olsun selamlar. hamit hocamadaa saygi ve sevgilerimi iletirim.
  • Gönderen ahmet kayA, 10 Haziran, 2008 20:37:25
    artık ulusal kurtuluş savaş dönemlerinde halk savaşı devri bitmiştir,kürt hareketi başlangış yapmış sonucu getirememiştir.eger sonuç alamıyorsan sorunun önünde engel olursun,artık kosava örnegi gerçegini görmeniz gerekir,1 milyon diyarbakırlıyı toplu ayaklansa kim engelleyebilir,artık kürtler önünde pkk engeldir,sonuç almak için yanlış anlamayın,sonuçmu,diyarbakır ve van ve hakkari kentlerinde yaşayan kürt halkı verecektir ,halk savaşı ile bir sonç alacagınız yok,eta ve irayı örnek alın saygılar

Diğer Haberler

Site Tasarımı: http://www.keditor.com