E-bülten
Bu yazıyı beğendiniz mi?
Çok Okunanlar
- Ağrı’da ölen Binbaşı, Silopi kayıplarında jandarma komutanıydı
- Çatışmalar yeniden şiddetlendi, 1 binbaşı öldü
- Kürt Sorunu Medyada Özgürce Tartışıldıkça Sıra Çözüme de Gelecek
- Öcalan'ın kitabının cezaevinde yazıldığı iddiasına yalanlama
- Kürtlerin tek bayraklı üniter Türk devletine itirazları var/Memo Şahin
- 'Sahte JİTEM'ciler Tuğgeneralin adamı çıktı!
- Hitler en nazik yerinden vurulmuş
- Yeşili ihbar edenin ses kaydı bulundu
- Bağdat'tan Türkiye'ye PKK ile mücadelede yardım sözü geldi.
- GÜL-DÜNYA/EDİP YALÇINKAYA
Hiç ayrılamadığım bilgisayarın başından ayrılıp sana bildiğim kadarı ile ortak acılarımızı anlatacağım. Öğleden sonra ise cevapsız sorularıma cevap aramayacak ve onlara yeni sorular eklemiyeceğim.
Çünkü büyümüş olacağım.
Ama son bir defa, arka bahçede oturup seninle köpükten balonlar uçuracağım…Yine de kendi kendime fısıldamaya devam edeceğim:‘
Seni Anlatabilmek Seni’
‘Seni Anlatabilmek Seni’, diye başlar Ahmet Arif bir şiirine…
İlk okuduğumda büyük bir imgelem yüklemiştim bu mısraya. Bir gün gelecek ve benimde seni anlatmaya kalkışacağımı nerden bilebilirdim ki?
O sözü duyduğumda bile zorlanır ve hep kaçamak cevaplar verirdim kendi kendime.
Her şeyden kaçtım, bu soruya cevap vermemek için…kendimden bile. Ama olmadı; beceremedim. Hani derler ya ‘insan kendisinden kaçabilir mi?’ diye. İşte onu denedim; bana bir ömür boyu gelen şu bir kaç gün içinde… Ama artık kaçamayacağımı anladım.
Ansızın sarıldım kağıda-kaleme…Aman tanrım kağıtta bana yabancı kalemde. Kim bilir kaç zamandır elime almamıştım. En son aldığımda yine sana yazmıştım. Ama sen yoktun o zamanlar. Ne ilk bakışlarını, ne yüzünü, ne de saçlarının rengini biliyordum. Evet sana yazmıştım ama sen yoktun. Seni bir yaban çiçeğine benzetmiş ve öylece yazmıştım.
Dikenlerini unutmuştum. Nerden bilebilirdim ki dikenlerinin battığı yerde iz bıraktığını ve bir ömür boyu kalacağını. O ilk yazı ile beraber bir ömür sürecek cevapsız sorular bırakmıştım kendime. Ve şimdi yine kağıt-kalemle başbaşa seni anlatmaya çalışıyorum. Biliyorum; bu yazıdan sonra da kendime bıraktığım cevapsız sorulara yenileri eklenecek. Belki de hiçbirine cevap bulamadan yaşamım bir bilinmezliğe doğru akacak artık. Olsun ama bazen bir bilinmezliğe çıkmakta iyidir diye düşünürüm.
Sana ilk mektubu yazdığımda henüz lise yıllarındaydım. Aradan yıllar geçti; coğrafyasını, dilini ve kültürünü bilmediğimiz ve sokaklarını dahi tanımadığımız bir yerde karşılaştık.
İkimizde aynı coğrafyadan geliyorduk. Acılarımız ve yaşadıklarımız bir birine benziyordu. Halklarımızın tarihi başkaları tarafından yazılmıştı. Her ikiside katliamlar ve sürgünler yaşamıştı. Acıları süreklileşmişti. Bir sürgün bitiyordu bir yenisi başlıyordu. Bir katliam bitiyordu bir yenisi diğerinden daha beter oluyordu. Acılarımız ortaktı.
Birbirimize anlatacak o kadar çok şey vardı ki nerden ve hangisinden başlıyacağımızı dahi bilmiyorduk. İlk bakışlarda yüzümüzdeki izler çok şey anlatsada biz birimize anlatamıyorduk. Bunu sadece bir kaç saatlik bakışlardan sonra öğrenecektik. Çünkü ikimizinde anlaşabileceği ortak bir dili yoktu. İkimizde yabanice bildiğimiz bir avrupa dilinde anlaşmaya çalışsakta tatmin olamıyorduk. Ne sen beni anlıyordun; ne de ben seni… Konuşmayı kesip sadece gözlerimizin anlatmasını istedik belkide acılarımızı. Yetersiz kaldı arkadaş; yetersiz. Gözler anlatamadı ve biz konuşamadık. Ne sen bana anlatabildin halkının yaşadığı katliamları nede ben anlatabildim sürgüne dönüşmüş halkımın acılarını. Zaman akıyordu. Biz ise durmuştuk. Zamanla yarışamıyorduk. Ne sen ne de ben biliyordum; bu masum bakışların ve içinde milyonlarca kelimenin gizli kalacağı bu ilk karşılaşmamızın ne kadar süreceğini. İlk defa böyle suskun ve hiç konuşmadan bir insana bakabilmiştim. Seni bilmem belkide sende öyleydin. Dedim ya zaman akıyordu ve biz durmuştuk. Oysa ben zamanı durdurmak ve o an’ın hiç ama hiç bitmesini istemiyordum.
Sahi kaç zaman sürdü? Diye soracak iken sen kayboldun. Evet ansızın, ne olurdu sanki bakışlarınla gidiyorum diyemezmiydin. Yoksa sen yoktun da sadece o yaban çiçeğimi gelmişti yine aklıma. Yani lise yıllarıma geri mi dönmüştüm?…
Yani geçmişi mi yaşadım?.. Oysa nerde ise saçlarıma beyazlar dolmuş. O güne dönemem asla. Bunu bu asırda bilim de açıklayamaz. Sen vardın. Hemde tam karşımdaydın. Ama gittin ve on yıl önceki gibi….
Ve ben artık göremeyeceğim biraz önceki bakışlarını… sana bakamayacağım doyasıya… Sahi giderken niye anlamlı bakışların birden yerini sert bakışlara bırakmış ve bir daha beni düşünme ve bana bakma dercesine katıydı… Seni o en son bakışlarına bırakıyorum ve yeni bir güne başlıyorum.. Ve bu yeni günde, sadece bu sabah için, içimden ağlamak geldiği halde son bakışlarını düşünüp güleceğim. Giydiğin elbiseleri düşünüp hiç göremeyeceğim halde ne kadar yakıştığını söyleyeceğim. Bu sabah yetenekli olmadığım bulmaca konusunda bile seninle konuşacağım.
Hiç ayrılamadığım bilgisayarın başından ayrılıp sana bildiğim kadarı ile ortak acılarımızı anlatacağım. Öğleden sonra ise cevapsız sorularıma cevap aramayacak ve onlara yeni sorular eklemiyeceğim.
Çünkü büyümüş olacağım.
Ama son bir defa, arka bahçede oturup seninle köpükten balonlar uçuracağım…Yine de kendi kendime fısıldamaya devam edeceğim:
‘SENİ ANLATABİLMEK SENİ’….
Yorum Yaz
Yorumlar (5 Yazılmış)
-
Gönderen fatoş, 09 Şubat, 2008 23:37:14yüreğine ellerine ve kalemine sağlık hasan bey çok güzel bir yorum......................
-
Gönderen lokman, 31 Ocak, 2008 18:45:46hani yağmur yağar ya hani kokusu gelir toprağın ciğerlerine çektikçe sevgiyi bulursun ya...işte öyle birşey seni anlatabilmek… hani karanlık gecenin ardından doğar ya güneş hani ısıtır ya içini aydınlığa kavuşursun....işte öyle birşey seni anlatabilmek... hani böyle için içini kemirir, saniyeler saliseleri kovalar ya tam bu sırada bir haber alıp dünyalar senin olurya....işte öyle birşey seni anlatabilmek... hani rüzgar eserde savurur ya saçlarını hani bütün bedenini ona dönersin. sanki üstündeki bütün kötülükleri alsında götürsün diye....işte öyle birşey seni anlatabilmek..... ama seni anlatabilmek; belki imgeler yetersiz kalır, düğümlenir boğazımda düşüncelerim. seni anlatabilmek için bir cilt dolusu kitaplar bile yetersiz kalır. seni anlatabilmek gerekirse bu yazınız karşısında inanın yazacak bir şey bulamıyorum…
-
Gönderen siyaçiya, 02 Nisan, 2007 23:33:36ağzına yüreğine sağlık hewal kelimeleri öyle bir dile getirmişsinki söylenecek bir söz brakmamışsın selam ve sevgilerimi günderiyorum. Bazi insanlarin verdigi sozler vardir. Sozlerini unutmamalilar. amedten selam ve sevgilerle
-
Gönderen Hasret Birsel, 01 Nisan, 2007 20:07:06Sevgili Hasan, Çok anlamlı ve edebiyatın kadifemsi yumuşaklığını kuşanmış; içten bir yazı. yüreğine sağlık..
-
Gönderen Helen, 01 Nisan, 2007 13:33:33Çok güzel bir yazı olmuş. Son satırlar yüreğimi sızlattı. Ellerine sağlık.



Güncel