Bu yazıyı beğendiniz mi?

(toplam 67 oy)

Arşiv

Pt Sa Ça Pe Cu Ct Pa
12345
6789101112
13141516171819
20212223242526
272829

image

Ilk aylarında bulunduğumuz 2009 yılı, genelde dünya açısından, özelde de Ortadoğu ve Kürt sorunu konusunda önemli bir sürecin başlangıcı olarak tarihe geçecektir. Geçen yıl, gerek dünya’da gerekse de Ortadoğu’da yaşanan gelişmeler hem Türkiye ve hemde kürt sorunu üzerinde birebir etki yapmıştır. TC’nin kuruluşundan beri, dış güçlerin de katkısıyla, kürt gerçekliğiyle ilgili varolan tabular, 2008 yılı zarfında önemli oranda zedelenmiştir. AKP ile Ordunun ortak çabaları sonucu geliştirilen direnişe rağmen, sözkonusu tabuların yıkılması engelenememiş, kürt sorunuyla ilgili tartışmaların hızı durdurulamamıştır. Tüm ısrarlara rağmen, 86 yıldan beri Türkiye’de hakim kılınmaya çalışılan Jakobenizmin TR versiyonu olan Kemalizm 2008 yılında ciddi bir şekilde yara aldığını bellirtmek lazım. Bazı çevreler tarafından, yaşananlar daha çok dış güçlerin Türkiye ile ilgili oyunları biçiminde değerlendirmeler yapılsa da, esas değişimi zorunlu kılan güç Kürt Özgürlük Mücedelesi olduğu bir gerçektir. Bu konuda kim ne derse desin, eğer Kürt Özgürlük Mücadelesi olmamış olsaydı, bırakalım TRT’de kürtçe yayının yapılması, kürt kelimesi bile Türkiye’de kabul göremezdi.

TC’nin Kürt Sorunuyla ilgili politikası, geçen yıllara kadar da uluslararası alanda destek bulabiliyor, bununla Kürt Özgürlük Mücadelesi perdelenebiliyordu. Ancak, özellikle 2000’li yıllarla birlikte gelişmeye başlayan yeni dünya konjonktüründe, kürt halkının verdiği mücadele yavaş yavaş dikkate alınmıştır. 20. yüzyılda egemen olan inkar politikaları artık dikkate alınmamakta ve onun yerine yeni bir yaklaşım geliştirilmektedir. Çıplak bir gözle dünyaya baktığımızda, eskide kürt politikasına sahip olmayan çoğu devlet, özellikle 2003 yılından beri, özel arayışlar içerisine girdiğini görüyoruz. Resmi olarak sözkonusu devletlerin kürt politikası henüz belli bir sistem haline getirilmemiş olsa da, günümüzde Ortadoğu’da çıkarı bulunan, başta ABD, Ilgiltere, Fransa ve Rusya olmak üzere, dünyada sözü geçerli olan tüm güçlerin bu konuda belli bir politikaya sahip olmaya çalıştıklarını görüyoruz. Dolayısıyla artık Kürt Sorunu konusunda eskide varolan Tabuların ömrünün bittiğini söylemek gerçekçidir. Bu durum karşısında, özellikle dünya konjonktürüne göre, artık Kürtlerin de belli bir politikaya sahip olmaları kaçınılmazdır.

Son 20 yıllık geçmişe bakıldığında kürt sorunuyla ilgili çok sayıda uluslararası konseptlerin geliştiğine tanıklık ettik. Bu noktadaki tüm çabaların temel amacı, kürt gerçekliğinin inkarı üzerinde inşa edildiği için sonuçsuz kalmaktan kurtulamamışlardır. Geliştirilen her Uluslararası Konseptin boşa çıkarılmasının devamında yeni Konseptler planlanmıştır. Bugün sahnelenmeye çalışılan ve Kürt Sorununda bazı tabuları yıkmaya yönelik olanı da eskilerin bir devamı niteliğindedir. Ancak yeni geliştirilmekte olan bu Konseptin içeriği biraz daha farklı olup, tamamen inkar ve imhaya dayalı değil, aynı zamanda içinde belli bir çözümü de amaçlamaktadır. 2009 ve 2010 yılları bu anlamda önemli bir tarhi süreç olacaktır.

Herşeyden önce şunu not etmekte büyük yarar vardır ; 35 yılı aşkındır verilen Kürt Özgürlük Mücadelesi artık belli bir siyasi çözümü kaçınılmaz kılmıştır. Herhangi bir gücün lütfü biçiminde görmeyip, bu sonucu yaratan esas güç Kürt Halkının öz mücadelesidir. 35 yıldan beri verilen direniş her alanda azımsanmıyacak derecede etki yaratmış, inkar edilmeye çalışılan bir gerçekliğin kaderini değiştirmiş ve geleceğini garantiye almıştır. Dolayısıyla, çıkarı Ortadoğu’da bulunan her gücü ortaya çıkan bu sonucu dikkate almak ve ona göre yeni bir politik yaklaşımı geliştirmek zorunda bırakmıştır.

Başta Türkiye’de olmak üzere, genel olarak uluslararası alanda Kürt Sorunu konusunda yıkılan tabular önemlidir. Ancak herşeyin yıkılan bu tabullarla ortaya çıkmıyacağını, önemli olan bundan sonraki süreçte gelişebilecek yeni siyasal yaklaşımlara göre sağlıklı bir duruşa sahip olmaktan geçtiğini de bellirtmekte yarar vardır.

TRT’nin kürtçe kanal yayınını da sözkonusu bu yeni konseptin bir parçası olarak görmekte fayda vardır. Gelişecek olan yeni süreç ile bağlantılı olduğu aşikardır. Yaşananları dikkate aldığımızda, Uluslararası güçlerin geliştirmek istedikleri bu konseptte kürt sorununu belli bir ölçüde çözüme bağlamak istediklerini tahmin etmek zor değildir. Fakat geliştirilmek isteten çözümün bir parçası,  Kürt Özgürlük Hareketini de ekarte etme planlarıyla doludur. Bir taraftan türk devletinin resmi ideolojisini, belli bir oranda da olsa, kırmayı amaçlayan bu planda Zînde Kürtlerin varlığı da kabul edilmemektedir. Bu nedenle TRT’nin kürtçe yayın kanalı TR menşeli Jakobenlerin elinde bir araç olup Kürtlerin Özgür iradelerine karşı kulanılacaktır. Aynı zamanda Türkiye’de ilegal olan TRT 6’ya karşı Kürt Halkının tepkisi doğal olduğu kadar bilinçli bir tavırdır. Türkiye’deki bazı universitelerde açılacağı konuşulan Kürdoloji bölümlerinin de aynı amaç sonucu olduğunu ve birer araç gibi kulanılacağını da şimdiden görmek lazım. Kürtlerin bu yaklaşımı çözüme karşıt bir tavır veya pratik olarak görülmemelidir. Eğer halkımızın temel talepleri dikkate alan bir çözüm süreci geliştirilirse en başta Kürtler ve onların kurumları destekleyici olacaklarını bilmek lazım.

Sonuç olarak şunu bellirtmek istiyorum ; biz Kürtlerin çıkarı ne Konseptin içinde yer almayı ve ne de ona karşı sert bir duruşu sergilemeyi gerektirmektedir. Bu sürecin hasasiyetini düşünerek dikkatli davranmanın önemini bilmeliyiz. Burada Adil bir çözüm için muhatapları arasında diyalog sürecinin gerekliliğine dikkatleri çekmenin ve haklı olan taleplerini isabetli araçlarla dile getirmenin önemli olduğunu düşünüyorum.


 

  • email Arkadaşına gönder
  • print Yazıcı versiyonu
  • Add to your del.icio.us del.icio.us
  • Digg this story Digg this

Yorum Yaz comment Yorumlar (0 Yazılmış)

© 2009 aktuelbakis.org, All rights reserved.