E-bülten
Bu yazıyı beğendiniz mi?
Çok Okunanlar
- Ağrı’da ölen Binbaşı, Silopi kayıplarında jandarma komutanıydı
- Çatışmalar yeniden şiddetlendi, 1 binbaşı öldü
- Kürt Sorunu Medyada Özgürce Tartışıldıkça Sıra Çözüme de Gelecek
- Öcalan'ın kitabının cezaevinde yazıldığı iddiasına yalanlama
- Hitler en nazik yerinden vurulmuş
- 'Sahte JİTEM'ciler Tuğgeneralin adamı çıktı!
- Kürtlerin tek bayraklı üniter Türk devletine itirazları var/Memo Şahin
- Cemil Bayık: Güney Kürdistan tarihi sorumlulukla karşı karşıya
- Yeşili ihbar edenin ses kaydı bulundu
- Bağdat'tan Türkiye'ye PKK ile mücadelede yardım sözü geldi.
Türkiyenin en temel sorunu Kürt Sorunu olduğu noktasında birçok aydın ve siyasetçi hemfikirdir. Gerek Türkiye'de gerekse de uluslararası alanda bazı çevreler bunu pek öncelikli bir mesele olarak görmeseler de, sonuç itibariyle birşey değişmemektedir.
Türkiye’nin son 30 yılına bakıldığında, sürekli savaş ve çatışmaların yol açtığı bir kaotik durumla geçtiği biliniyor. Yaşanan tüm olayları savaş kapsamında görmesek ve değerlendirmesek de, özellikle 1984 yılından bu yana devam eden gayri resmi bir savaşın yaşandığı bir gerçektir. Bazıları bunu asimetrik savaş, bazıları ise gerilla savaşı biçiminde değerlendirseler de, esas olan bir savaşın ve bu savaşın da yolaçtığı bir yıkım olduğu görülmektedir.
Özellikle son 30 yılki sürece bakıldığında netice itibariyle 30 binden fazla insanın hayatını kaybettiği, on binlerce insanın da cezaevlerinde yıllarını geçirmek zorunda bırakıldığı, binlerce koyün boşaltıldığı, yüzbinlerce kürt, türk, süryani ve diğer halklardan insanlar ise ülkesini terketmek zorunda kaldığı görülmektedir. Bugün Avrupa’da yaşamak zorunda bırakılmış bir milyonu aşkın kürt ve Türkiyeli diğer insanlar böylesi bir sürecin yaratmış olduğu sonucun kendisidir.
30 yıldan beridir Türkiye’de yaşanan bu savaşın bir an önce son bulması için, herşeyden önce kendine aydınım ve demokratım diyen herkesin, sağduyulu bir yaklaşımla çaba sarfetmesi gerekmektedir. Korkuların bir tarafa bırakılarak artık bu savaşa son verilmesini ve sağlıklı bir barışın sağlanmasını istemek en temel insani bir ihtiyaç olarak görülmelidir diye düşünüyorum.
Gelinen aşamada Türkiye’de toplumsal bir uzlaşmaya ihtiyaç vardır. Böylesi bir durumun yaratılabilmesi için ise belli bir diyalog zemininin yaratılmasını gerektirmektedir. Dolayısıyla bir yerde barış isteniyorsa orada da diyaloğa ihtiyaç duyulmaktatır. Bu noktada sağlıklı bir sonuca varmak için, herşeyden önce tarafların istekli ve samimi olması onemlidir. Ancak Türkiye’deki mevcüt resmi siyasal durum buna pek de musait olmadığı görülmektedir. Bir tarafın istekli olduğu, diğer tarafın ise olumsuz yaklaşım sahibi olduğu bir gerçeklikle karşı karşıyayız. İşte burada temel rol ara güçlere düşmektedir. Bunun için Avrupa’dan veya Amerikadan birşey bekleme yerine Türkiye’deki demokrasi güçlerinin bu rolü yerine getirmeleri lazım diye düşünüyorum.
Genel olarak baktığımızda barış ve diyalog süreçlerine olan ihtiyaç, en fazla savaş ve acıların yaşandığı alanlarda öne çıkmaktadır. Eğer Türkiye için bu ihtiyaca çok dikkat çekmek isteniyorsa-ki öyledir- demekki bu ülkede yaşanan 30 yıllık savaştan dolayı çekilen acılar vardır. Ben bir kürt olarak bu acıyı çok yakından hisediyorum. Fiziki olarak bu acıları yaşayıp veya yaşamamak aydın ve demokrat insanlar açısından önemli görülmemelidir. Aydın ve demokrat olmanın bir görevi de halkın yaşadıklarını hisetmek ve acılarını paylaşmaktır.
Önemli bir süreçten geçmekteyiz. Türkiye’deki savaşın bir tarafı olan Kürt Hareketi oldukça uygun bir yaklaşım sahibi olduğunu bellirtmekte fayda vardır. Geçen 15 Mart 2008 günü Kürtler tarafından yeni bir deklarasyonun yayınlanması bu yaklaşımın bir göstergesi olarak görmek lazım. Bu deklarasyonda Türkiye hükümetine diyalog çağrısı yapılmakta ve, koşullar yaratılırsa silahların da bırakılabileceği vurgulanmaktadır. Bu nedenle sözkonusu bu deklarasyon önemsenmelidir diye düşünmekte fayda vardır. Savaşsız bir Türkiye isteniyorsa zaman kaybetmeden hemen harekete geçilmelidir demeyi bir görev olarak görüyorum.
Dünyada yaşanan gelişmelere bakıldığında, barışçıl çabaların giderek geliştirildiğini görmekteyiz. Sorunların şiddette dayalı değil, diyalogla, demokratik ve çağdaş yöntemlerle çözüme kavuşturulmaya çalışılan bir süreçten geçtiğimiz bir gerçektir. Uzun yıllardan beri takip ettiğim kadarıyla AB sınırları içerisinde giderek daha fazla etkin olan bazı müeseseler, barışçıl çözümleri üretme noktasında daha fazla ağırlık kazanmaktadırlar. Bunlara çok bel bağlamasak da, demokratikleşme açısından, aynı zamanda umut verici bir gelişme olduğunu da inkar edemeyiz.
Türkiye'nin Avrupa Birliğine girmek için uğraştığı bu süreçte kürt sorununa demokratik bir çözümün bulunması önemli bir misyon olarak orataya çıkmaktadır. Türkiye’nin sağlıkı bir geleceğini düşünen herkes, AB ile müzakere sürecinin devam ettiği bu dönemde kürt sorununa demokratik bir çözümün bulunması daha ciddi bir aciliyet haline gelmiş bulunmaktadır. Bu gerçekliğin iyi görülmesi gerekmektedir. Kürtler tarafından gösterilen olumlu mesajların, özzelikle Demokratik Özerklik, hem AB'nin ilgili yetkili organları ve hemde Türkiye hükümeti ve demokratik çevreler açısından önemli bir fırsat olarak da görülmeli ve değerlendirilmelidir diye düşünüyorum.
Türkiye'nin AB'ye üye olabilmesi için kürt sorununun kabul edilmesi gerektiği, resmi platformlarda dile getirilmezse de, herkes tarafından kabul edilmesi gerekli görülen bir yoldur. Şüphesiz bir sorunun varlığı kabul edilmeden iyi tahlil edilmesi de imkansızdır. Iyi bir tahlil yapılmadan da sağlıklı bir tedavinin yapılamıyacağını hepimiz biliyoruz. Bunun için hem resmi kurumlar üzerine ve hem de sivil toplum kurumları üzerine önemli görevler düşmektedir. Özellikle Türkiyeli sivil toplum kurumları bu noktada daha fazla yükümlülük altında olduklarını bellirtmekte fayda vardır.
Türkiyeli herkes açısından gelinen aşamada tarihi bir sorumluluk sözkonusudur. Aydın insanlar olarak sürece doğru baktığımızda yapılması gereken görev ve sorumluluklar iyi görülecektir.
Yarınların insanlık için daha yaşanılabilir olabilmesi için, nerede olursa olsun, barışın kaçınılmaz olduğunu bellirterek ona göre hareket etmek hepimizin görevidir.



Güncel