SEKSEN İKİNCİ MERDİVEN

Bu yazıyı beğendiniz mi?

(toplam 8 oy)

Arşiv

Pt Sa Ça Pe Cu Ct Pa
12
3456789
10111213141516
17181920212223
24252627282930


Ben daha böyle yığılıp kalmamıştım. Daha çok vardı bu halime. Yolum engebelli olsa da dizim titremeden, nefesim kesilmeden, kulağım kelimeleri sektirmeden bana ulaştırıyordu. Başımızdan böyle felaketler geçmemişti. Biz insanların bu kadar felaketine tanıklık etmemiştik. Dünya bu kadar patozun tozu gibi karman çorman değildi. Ciğerim bu kadar sökülmemiti. Hayat bu kadar avucuma konmamıştı. Ne benim kızımı alışlardı içeri, ne içerisi bu kadar dolup taşıyordu. Ne benim oğlum ölmüştü, ne diğerlerinin...  Delikanlılara ölüm şimdiki gibi alışıldık bir durum değildi.  Gazap sayılırdı; felaket yada. Ürpetirdi insanları.  Ölüm yaşlılara has görülür, öyle bilinirdi.  Çok sonralarıydı ölümün yaşı başı dinlememesi... Kızlarım şimdiki gibi eşlerinden çekmemişti.  Kimsenin zulmüne uğramamıştı. Çünkü benim evimdeydiler, benim ekmeğimi yiyorlardı. Benim çocuklarımdılar ve açıyla, tokuyla birlikteydik. Oğullarım böyle sadece kendileri için yaşamıyorlardı. Birbirini unutan olmazdı.

İşte o zamanlardı dimdik ayakta duruşum. Koca sofranın etrafında on beş kişiyle oturup yemek yediğimiz zamanlardı. Bütün çocuklarım elimin altındaydı. Dünyanın yoksul hali ortada olsa da yetişebiliyordum her birine. Gülüp eğlenebiliyordum her biriyle. Şendim, şendi soframız.

Sonra yavaş yavaş... Bazen de hızlı hızlı...
Sorgusuz sualsiz çekip aldılar bizden...
Durmadı gözyaşlarımız bir daha...

Sesim, seksen ikinci yaşımdan çıkıyor.

Biliyordum birazdan öleceğim. Artık gökler öyle sonsuzluklara kadar yükseklerde durmuyor. Yaş ilerledikçe biraz daha iniyor.  Her gün biraz daha, biraz daha... Şu an gökle aramda bir nefeslik yol var. Biraz sonra ölünce, üzerime çarşaf gibi serilecek.  Bitecek hayatın özgürlüğü. Ölümün özgürlüğü start alacak birazdan. Birazdan derin bir kuyudan geliyormuş gibi bana ulaşan sesler de kesilecek.  

Sağımda solumda birazdan gideceğimi bekleyenler var.  Dilediklerinden değil, yüzümün rengi başka çıkış göstermediğindendir.  Elimi zorlukla da olsa yüzüme götürdüğümde, açılan derin kanallar, katılaşan ve aslında gevşeyen derim beni birazdan göçüp gideceğime ikna ettiriyor.

Bu saatten sonra yaşasam da, bu yorulan kalbim beni daha çok acıtacaktır.  Yaş ilerledikçe mutluluklar da daralıyor.  Hani bir de ben gibi mayınlı tarlada yürüyerek yaşamak var. Ben gibi hem babamı, hem de oğlumu gencecik yaşta gömmek var.  Onca delikanlıyı da... Onca kaderi yoğun bir kederle taşımak var.   Onca felaketi görüp buğulanan gözlerle, çökmeden, titremeden yola devam etmek var.

İnsan şimdilerde, kâğıttan tayyareler uçurduğu çocukluğu kadar bir aklı taşıyabiliyor ancak. Çocukluğumun merakı, şu halimin yorgunluğu olmazsa birbirinden ne farkı  kalır ki.

Son duraktayım. Düşlerimin tükendiği yer. Renkler canlılığını, bahar tadını kaçırdı. Kendimin yazıp oynadığım ömrümün filmini şimdilerde bu kadar üst üste izlemek zorundamıyım bilmiyorum.  Yapılacak başka bir şey kalmıyor. Kendi filmin tekrarlanıp duruyor zihninde.  Yapmak isteyip de yapamadıkların ince bir sızı gibi, yarıyor insanın şurasını burasını.

Her şey şimdi sesi çekilmiş anlardan ibaret. Gidiyorum, göçüyorum diye içim acımıyor aslında. Onca insanın beni beklemeden çekip gitmesinin burukluğu var üzerimde. Ölümden korkulmayacağı noktadayım. Oysa ölüm her insanı  ürpertir. Soğuktur yüzü gözü ölümün. Ama insanın el etek çekemediği şeyleri olduğuna inanıyorsa ürperticidir. Ne var ki giderken ağırlık bırakmadım üzerimde. Çünkü düş bırakmadım önümde. Düşler varsa,  ölüm kabullenilmezdir, kahredicidir.

Karamsar mı konuşuyorum. Ama seksen ikinci yaşımdan aktarıyorum içimdekileri. Hayatta, ölüme beş kalan gözlerle bakıyorum. Hayatı toz pembe gören gözlerim yok ki. Siz bu yaptığıma karamsarlık değil de gerçeklik deyin.

Bakın sağımda solumda benim için çoktan göz yaşı dökmeye başladılar da çocuklarım. Kızlarım, en çok da eşim. O daha sessiz ama daha derin ağlıyor. Onun kederi daha yakıcı.

Oda biliyor, geri dönüşü yok artık. Seksen ikinci merdivendeyim. Ömrüm bir uçurum artık.  Birkaç nefeslik zamanım kaldı. Sonra uçurumum bana yol verecek. Ve ben dinlenmeye geçeceğim. Önü arkası olmayan, sonsuz bir dinlenmeye...

Gülazer AKIN

E tipi kapalı cezaevi Adıyaman

 

  • email Arkadaşına gönder
  • print Yazıcı versiyonu
  • Add to your del.icio.us del.icio.us
  • Digg this story Digg this

Yorum Yaz comment Yorumlar (1 Yazılmış)

  • Gönderen Ali ERDOĞAN, 09 Kasım, 2008 00:20:22
    Eli öpülesi Gülüzar Anne! Hayatın canlı tanığı, sizin söylediklerinizi onaylamak için şahide gerek yok. Çünkü sizler yaşayarak hayatı özümsiyerek duygularınızden ders çıkarmamız için yaşantınızı bizimle paylaşıyorsunuz, bizimle yaşıyormuşçasına. Başkalarını bilmem ama, ben okurken çok etkilendim. Okurken gözyaşkarım bana eşlik etti. Yanımda olsaydınız, annemin elini öpercesine zevkle öperdım ellerinizi. Gülüzar Anne, ıstırapsız , illede ıstırapsız nice yıllar dilerken sizin gibi sevmeyi ve sevilmeyi bilenlerin içtenliğiyle ellerınızden öperim. Son saniyenize dek acısız günler....

Diğer Haberler

Site Tasarımı: http://www.keditor.com