Şamil Tayyar' Açık Mektup

Bu yazıyı beğendiniz mi?

(toplam 8 oy)

Arşiv

Pt Sa Ça Pe Cu Ct Pa
12
3456789
10111213141516
17181920212223
24252627282930


Sayın Tayyar, Star gazetesindeki 8 Ekim tarihli yazınızda Şemdin Sakık’ın size gönderdiği yeni bir mektuptan yola çıkarak bazı sorular soruyor, Abullah Öcalan, Doğu Perinçek ,Yalçın Küçük ve Mesut Yılmaz'a yönelik bazı ithamlarda bulunuyorsunuz.

Ergenekon'la ilgili araştırmalarınızı ve sizin Türkiye'nin karanlık geçmişiyle yüzleşmesi için gösterdiğiniz samimi gayreti yakından izleyen biri olarak sizin Şemdin Sakık ya da arkasındaki güçler tarafından kullanılmanıza gönlüm razı olmadı.

Bu nedenle önce bildiklerimi, sonra da düşüncelerimi -kamuoyu önünde- sizinle paylaşmak istedim...

1- Yazınızda Sakık'a atfen''  ‘Doğu Perinçek, 1980’lerde gazetecilik adı altında Beka Kampı’na kadar gelip Öcalan’ı ziyaret etti, askeri törenle ve silah atışlarıyla karşılandı. Öcalan onu kucakladı, öptü, günlerce konuk etti. Kaldıkları odaya militanlar yüz metreden fazla yaklaşamadı, sabahlara kadar baş başa kaldılar’ deniliyor.

Ve, baş başa kalınmasından derin (!) şüphe duyuluyor.

Hemen belirteyim ki, Perinçek Bekaa'ya gittiğinde ben 2000'e Dergisi çalışanı ve Sosyalist Parti yöneticisiydim. O dönem bölgede yaşanan ancak egemen medyada yer bulamayan olayları yazmaktaydım. Hem Doğu Perinçek'in başında olduğu 2000'e Doğru Dergisi hem de Ferit İlsever'in başkanlığındaki Sosyalist Parti'nin Merkez Karar Kurulu Üyesi olarak Kürt bölgesinde uzun yıllar çalıştım ve tarihsel önemi olan bir çok olayı da ya içinden ya da yakınından izledim.

Şimdi; 'baş başa' görüşmeler Öcalan'ın liderlik tarzından kaynaklanan bir durumdur. Birçok konuğuyla baş başa görüşmüştür ancak Perinçek’le görüşmesinde yanlarında eski politikacı Ömer Özerturgut vardır. Özerturgut Köln'de yaşamakta ve kitapçılık yapmaktadır. Neler konuşulduğunu size çok rahat söyleyebilir.
Zira, Perinçek bunları açıklamıştı.

Perinçek, Türk Sosyalist hareketiyle Kürt Özgürlük Mücadelesi'nin Sosyalist Parti'de birleşmesini istiyordu. Bu gerçekleşmedi. Sonra da zaten herkes kendi yoluna gitti. Bundan farklı bir şey konuşulduysa da şimdiye çoktan ortaya çıkardı, merak etmeyin.

Perinçek Bekaa'dan döndükten sonra Kürt hareketiyle arasına kalın çizgiler çekmeye başladı. O tarihlerde ben hem 2000'e Doğru'nun bölge temsilci hem de Sosyalist Parti'nin Van il başkanı ve merkez yöneticisiydim. Perinçek, 'silahlı mücadeleyi' desteklediğim için benim görevden alınmamı istedi ve parti bunu yerine getirdi.

Öcalan ve Perinçek görüşmesi sonuçsuz kaldığı için Sosyalist Parti'den peş peşe istiflar yaşandı ve parti bölgeden silinip gitti.

2) Yazınızda Perinçek'le ilgili olarak şu sorular da yer alıyor: ‘Öcalan’ın savaş kışkırtıcılığı yaptığı dönemde yanında olan Perinçek, İmralı’ya düştüğünde ‘silahlara veda ediyoruz’ dediği anda Öcalan’a mesafeli durmaya başladı. Neden savaşan Öcalan’a ‘kardeşim’, barış çağrısı yapan Öcalan’a ‘hain’ dedi?’

Bu da tamamen gerçek dışıdır. Perinçek iddia ettiğinizin aksine Öcalan’a İmralı'da mesafeli durmaya başlamadı. Bilakis destekledi. Bununla ilgili de sayısız görüşme, yazı ve açıklama vardır. Bunları görmüş olmalıydınız!

Birşey daha var JİTEM'i ilk deşifre eden 2000'e Doğru'dur. JİTEM'in Hizbullah adında bir örgütlenme yarattığını, Hizbullah militanlarına kışlalarda ve özel harekat üslerinde adam öldürme ve bombalama eğitimi verildiğini ilk yazan da 2000'e Doğru oldu. Derginin muhabiri Halit Güngör bu yüzden Diyarbakır'da öldürüldü.


3) Yalçın Küçük'ün Öcalan'a yönelik bombalı operasyonu engellendiğini iddia ediyorsunuz ki, doğrudur.

Bu haberi de PKK'ye benim aracılığımla iletmiştir. O tarihte MED TV'de her hafta Yalçın Hoca'yla birlikte Öcalan'ın da katıldığı Panel adlı tartışma programı yapıyorduk. Hoca birgün beni Fransa'dan aradı, 'çok acil Apo kardeşimle görüşmem gerekir, ona suikast yapılacağını öğrendim' dedi. Ben de hemen örgütün Avrupa yöneticisini arayıp haber verdim. Onlar irtibata geçtiler.

Daha sonra Hoca'yla Brüksel'de biraraya geldik. Olayı sordum,Tansu Çiller'i kasten, ' bu kadın çılgın, bu kadın memleketimizi felakete sürükleyecek, bunlar halkımız üzerinde kanlı oyunlar tezgahlıyorlar, oyunu bozduk' dedi.

Bu haberin Yalçın Küçük'e nasıl geldiğini bilmiyorum. Sormadım, sorma gereği de duymadım. Eski MİT'çi Eymür bu bilginin Genelkurmay'dan sızdırıldığını iddia ediyor. Ama eğer bu bilgi sizin de iddia ettiğiniz gibi Yalçın Hoca'ya Mesut Yılmaz'dan gelmişse bence Türkiye bugün Yılmaz'a bir teşekkür borçludur. Siz ya da bu tür şeyleri yazanlar farkında olmayabilir ancak, Öcalan'ın öldürülmesinin Türkiye için; Türkler ve Kürtler için ne tür sonuçlar doğuracağını bilenler iyi bilir.

Gerçekten de Küçük'ün dediği gibi Türkiye felaketin eşiğinden dönmüştür. Tansu Çiller başbakanlığı döneminde sonuçlarının kestirilmesi mümkün olmayan iki talimat vermiştir. Bunlardan biri Öcalan'a suikasttir, diğeri de İran'a hava saldırısıdır.

İlkini -bence de- Mesut Yılmaz, ikincisini ise -son anda-  dönemin Cumhurbaşkanı Demirel önlemiştir.

Tabii her iki girişim de devlet içindeki bir kesim tarafından deşifre edilmiş, devreye bunların girmesi istenmiştir. Devlet içinde bugün olduğu gibi o günde Kürtler konusunda farklı düşünen kesimler, klikler ve eğilimler vardı.

Öcalan suikastini de, İran operasyonunu da ve daha bilmediğimiz birçok şeyi de bunların çatışması engelledi.

Son olarak Sayın Tayyar;
Perinçek'in ideolojik sapkınlığı yüzünden JİTEM'le aynı dalga boyuna geldi. Yalçın Küçük'ün devlet içindeki bir kesimin sözcüsü olduğu biliniyordu. Öcalan bunu dün de söylüyordu, bugün avukatlarıyla yaptığı görüşmelerde de söylüyor. Bu durum, karşı tarafla bir kanalı açık tutma, ilişkilenme veya yönlendirme amacıyla yapılan ve benzer birçok olayda örneklerine rastladığımız bir durumdur.

Perinçek ve Küçük devletin gönüllü adamı veya personeli de olmuş olabilirler. Ama sorun bunların çok ötesindedir...

Bugün on binlerce Kürd'ü Doğu Perinçek, Yalçın Küçük veya Tuncay Özkan gibileri öldürmedi. Beş bin köyü onlar yakıp yıkmadı. 4 milyon insanı onlar sürgüne göndermedi. Partileri , gazeteleri, insan hakları derneklerini onlar bombalamadı. Bunların hepsini de yaptıran devletti. Yapanların çoğu da devletin resmi görevlileriydi.

Ne ki Arif Doğan ve Veli Kücük dışında ortada bunlardan başka kimse yok! Veli Küçük ve Arif Doğan da AKP'yi devirmek için harekete geçtikleri için tutuklandılar!

Ergenekon davası da Türkiye'nin karanlık geçmişiyle yüzleşmesi için değil, bu kanlı ve karanlık yapının artık ayağa düşmüş, yaygaracı ve elbette AKP karşıtı Kemalist unsurlarının tasfiye edilmesi davasıdır...

Bunların bilinmesini istedim...


Size sağlık ve esenlik dileklerimi gönderiyorum.
Günay Aslan
Gazeteci- Yazar ve Politik Mülteci
Köln/ Almanya
 

  • email Arkadaşına gönder
  • print Yazıcı versiyonu
  • Add to your del.icio.us del.icio.us
  • Digg this story Digg this

Yorum Yaz comment Yorumlar (0 Yazılmış)

Diğer Haberler

Site Tasarımı: http://www.keditor.com