E-bülten
Bu yazıyı beğendiniz mi?

Yazımı yazdığım saatlerde Amerika’da oy kullanma işlemi henüz başlamamıştı. Siz bu yazıyı okuduğunuz saatlerde ise ‚asrın seçimi‘ bitmiş, galibi de belli olmuş olacak. Kesine yakın bir ihtimalle de Amerikan başkanlık seçimi Obama kazanacak.
20 Ocak 2009’dan itibaren Beyaz Saray’daki başkanlık koltuğuna ilk defa ‚Müslüman kökenli ve kara derili‘ biri oturacak. Obama'nın ABD başkanı olmasıyla da hem Amerika’da hem de dünyada yeni bir dönem başlayacak. Bu nedenle seçim sonuçlarının belli olacağı bugünü bir yere kaydetmekte yarar var.
Öte yandan politikayla haşır-neşir olmuş herkesin kolaylıkla gözlemleyebileceği gibi diğer bütün demokrasilerde olduğu gibi Amerikan demokrasisinde partiler arasında temelde ciddi farklılıklar bulunmuyor.
İktidara hangi parti gelirse gelsin, ülkenin ve ulusun çıkarları neyi gerektiriyorsa o yapılır. Bir parti gidip diğeri gelse de, hükümet, başkan, başbakan değişse de özünde sistemin istediği oluyor. Kaldı ki ülke yönetimdeki değişimi de çoğu zaman sistemin ihtiyacı belirliyor. Nesnel süreç her ülkede kendisiyle uyumlu bir ‚özne‘ yaratıyor.
Obama’yı başkanlık koltuğuna ise ciddi krizlerin yaşanmakta olduğu nesnel süreç taşıyor.
Obama, krizden ‚değişimle‘ çıkılacağını iddia ediyor ve iktidara ‚değişim‘ sloganıyla geliyor. Amerikan halkının olduğu kadar dünyanın da değişim taleplerini arkalıyor. Onu başkanlığa esasen tüm dünyada gittikçe yükselen değişim dalgası getiriyor. Zira değişim, günümüzün en temel ihtiyacını oluşturuyor.
Fakat buna rağmen de işi zor görünüyor. Obama ‚değişim‘ talebinde ısrarlı ve kararlı davransa bile gelişmeler onu aşacağa benziyor. Ayrıca son sözü her ülkede olduğu gibi Amerika’da da ‚derin devlet‘ söylüyor.
Nesnel süreç Amerika’ya bir yanıyla ‚değişimi‘ dayatıyor ancak bir yanıyla da bu ülkenin krizlerini derinleştiriyor. Bu da ‚değişim’in öteleneceği, belirsizliğin bir süre daha devam edeceği anlamına geliyor. Kimse önünü doğru dürüst göremiyor ve ne olacağını bilemiyor.
Ne de olsa dünyanın dengesi sarsılmış bulunuyor. Soğuk Savaş sonrası küresel dengelerin çökmesiyle birlikte dünya çok yönlü ve çarpıcı etkileri olan bir kaosun içine düştü. Bu durum aynı zamanda dünyayı Amerika’nın başını çektiği ‘tek kutuplu’ hale de getirdi. Küresel dengelerin yıkılmasının ardından ‘Yeni Dünya Düzeni’ (YDD) stratejisiyle ortaya çıkan ve Ortadoğu, Kafkasya ve Orta Asya’ya müdahalelerde bulunan Amerika bu bölgelerdeki ‘lokal dengeleri’ de yerlebir etti.
Baba Bush’la başlayan süreç oğul Bush’un Büyük Ortadoğu Projesi (BOP) ile daha da derinleştirildi.Oğul Bush’la birlikte Amerika züccaciye dükkanına giren fil gibi önüne geleni kırıp geçirdi. Küçük Bush işleri iyice içinden çıkılamaz hale getirdi.
Görünüre bakılırsa Amerika bu bölgelerde somut bir başarı da elde edemedi. Ancak görünüre bakıp aldanmamak gerekiyor. Çünkü, Amerika’nın tercihi böyleydi. Küresel dengeleri kendi çıkarları doğrultusunda yeniden kurabilmesi için mevcut olanı tamamen yıkması gerekirdi. Öyle de yaptı. Fakat Amerika birçok şeyle birlikte kendi global egemenliğini yıktı. Eski dünyaya ait enkazın altında kaldı.
Şimdi ise Obama’yla bu enkazın altından kalkmaya çalışıyor. Şimdiye kadar dünyaya ‘’savaş ve kriz’’ ihraç eden Amerika, Obama’yla birlikte ‘değişim’ ihraç etmeyi; içeriyi ve dışarıyı ‘dizayn’ etmeyi hedefliyor. Obama’nın yarattığı ‘sempatiyi’ kullanarak yarım kalmış projelerini tamamlamak istiyor.
Obama’nın seçilmesi aslında hem eski dünyaya ait krizlerin derinleşeceğine hem de yeni bir dünyaya geçişin hızlanacağına işaret ediyor. Dünya onun döneminde sancılı bir geçiş süreci yaşayacağa benziyor.
Tabii, konu çok kapsamlı ve bir köşe yazısına sığacak gibi değil. Ancak, bitirmeden Kürtlerin bundan nasıl etkileneceği konusuna değinmek istiyorum.
Obama, Irak’ta yeni bir düzenleme öngörüyor. Hem asker çekmeyi düşünüyor hem de ülkenin ‘üç devletli’ olmasını istiyor. Obama’nın ekibi ya Birleşik Irak Devletleri ya da üç ayrı devlet diyor.
Aslında her iki çüzüm de aynı anlama geliyor. Birbiriyle gevşek bağlarla bağlı olan, ya da birbirinden ayrı olan Kürt, Arap ve Şii devletleri.
Ayrıca Irak’tan çekilecek Amerikan askerlerinin Kürdistan’a yerleştirilmesi de gündemde. Irak Kürdistanı Amerika’nın askeri üssüne dönüşebilir. Kürt yönetiminin bunda istekli olduğu gözleniyor.
Türkiye da bu plana onay vermişe benziyor. Obama döneminde Amerika'nın Türkiye‘yle işbirliği içinde olacağı anlaşılıyor. Ancak Obama, PKK konusunda Türkiye’ye destek verse de Kürt sorununun çözümü talebini daha güçlü ifade edecektir. Türkiye ise PKK sorununun çözülmesi halinde sıranın Kürt sorununa geleceğini bilmektedir.
Bu yüzden de ordusu ve hükümetiyle PKK sorununun çözülmemesi için elinden geleni yapmakta, uzatmaları oynamaktadır. Ama nereye kadar? Türkiye için zaman daralmaktadır. Obama’nın Amerika’n başkanlığına seçilmesi süreci hızlandıracaktır…
4 Kasım 2008



