E-bülten
Bu yazıyı beğendiniz mi?

Paris Paris olalı böyle yağmurlu bir gün görmemişti. Sabahın erken saatleriydi. Telefonumuz çaldı. Arayan tanıdık bir sesdi. Ahmet Kaya’nın kalp krizi geçirdiğini ve yaşamını yitirdiğini söyledi.
İlk başta inanmadık.
Arayan kişiyi azda olsa tanıyor ve çok ta güvenebileceğimiz biri olmadığını düşünüyorduk. Ancak öyle olmadı. Her ne kadar güven vermesede onun dedikleri sıradan şeyler değildi.
Ahmet Kaya’nın cep telefonunu aradım. Telefon direk mesaja düşünce içimde birşeylerin koptuğunu hisettim. Her nedense içimdeki ses arayan kişiyi doğrular tarzdaydı.
Birkaç ortak tanıdığı aradım. Sabah saatleri olduğu için bir çoğu belkide uykudaydı.
En son Kaya’yı Paris’te hiç yalnız bırakmayan ve hemşerisi olan Haci’ye ulaştım. Öyle bir şeyin olmadığını ve gece birlikte olduklarını söyledi. Olayın sabah olduğunu söyleyince oda şüpheye düştü.
On dakika sonra beni aradı ve olayın doğru olduğunu hemen gitmemi istedi.
O ben ve bir arkadaşımız daha Ahemt Kaya’nın evine vardığımızda Gülten ve Melisan’ın acı dolu sesleri sessizliği bozuyordu.
Çok zor bir durum ve hayatımda hiç karşılaşmadığım bir manzara ile karşılaşıyordum.
Evet doğruydu. Ahmet Kaya, ölmüştü.
O koca adam sessiz sedasız yatakta uzanmış duruyordu.
Gözleri kapalı ve yüzü gülümsüyordu. Henüz yeni can vermişti.
Cansız bedenininde ölen bir insan manzarası yoktu. Uykuya dalmış ve rüyada onu gülümseten bir rüya gördüğü izlenimi vardı.
Salonda Kendal Nezan, Hacı, Gülten ve Melisa ile birlikte olayın şokunu yaşıyorduk hepimiz.
Cansız bedeni ile uzandığı odaya gittim. Dokunmak istedim. Ama bir türlü yapamadım.
Öğlene doğru ne yapılacağına karar verildi. Haberi Kürt medyasına geçtik. Öğleden sonra Kürt Enstitütüsünde Gülten Kaya’nın da katıldığı bir basın toplantısı düzenlendi.
Ahmet Kaya’yı sürgüne gönderemede büyük pay sahibi olan tüm türk medyasının muhabirleri oradaydı.
Gülten Kaya ve Kendal Nezan medyayı bilgilendirdi.
Toplantının ardından cenazenin kaldırılması için hazırlıklara başlandı. Avurpa’nın her yerinden insanlar Paris’e akıyordu. Paris’te tüm Kürt ve devrimci işyerlerinde onun sesi yükseliyordu.
Paris yağmurlu bir günde onu almıştı aramızdan.
Tıpkı Yılmaz Güney, gibi Kürtleri öksüz bırakıyordu Paris...
Artık Republiaque meydanında 1 mayıs gösterilerine katılmayacak ve gençler etrafında zincirler oluşturmayacaktı.
Parisin arka sokaklarında herhangi bir salonunda her hangi bir konser ve ya gecede ‘ Kürdüz ölene kadar’ demiyecekti.
Birkaç gün sonra görkemli bir cenaze töreni ile tarihi Pere la chese mezarlığında Yılmaz Güney’in misafiri oldu.
Pere la chese’de haçlar ve devasa mezarlıkların içinde yatıyor artık.
Pere la chese mezarlığı deyip geçmiyeceksiniz huzur ve hüzün’ün bir arada hisedildiği tek mezarlık belki de.
Her ölüm erken ölümdür denir ya en erken ölüm onun ölümüydü. Yeri ve zamanı değildi gitmenin.
Henüz bitiremediği Kürt tarihi ve dili iligili kitaplarını zamanı gelmiyecek mevsimlere bırakarak gitti aramızdan.
Ölüm adın kaleş olsun demek dışında ne gelirki elimizden....
Yorum Yaz
Yorumlar (4 Yazılmış)
-
Gönderen diyarbakırli, 07 Aralık, 2008 20:49:55unutmayınki ahmet kaya diye birisi bu dünyaya gelmez lütfen ounun eserlerine saip çıkalım...
-
Gönderen siyaçiya, 27 Kasım, 2008 12:31:27ahmet kaya yaşamalı yaşatmalıyız öncelikle siz ve sizin gibi yazarlarımızdan bir istektir bu yazınıza gelince okudktan sonra ikinci kes içimden birşeylerin koptuğunu anladım o acıyı ikinci kes yaşadım tüm kürd halkı ahmedi unutmayacak ve sonsuza kadar yaşatacaktır
-
Gönderen deniz, 16 Kasım, 2008 15:45:46yüreğimin derinden sarsıldığı bir acıydı.keşke yalnış haber olsa diye beklediğim bir haberd.ve diyarbakırın bütün sokaklarında ahmet kayanın parçalarının yükseldiği derin sessizlik her şeyin açıklamasıydı.iyiki vardın.AHMET KAYA
-
Gönderen AHMET, 16 Kasım, 2008 15:45:46Allah rahmet eylesin, cok iyi bir sairdi. Her zaman dinliyordum. o öldmedi sanat dünyasinda daha yasiyor.



