E-bülten
Bu yazıyı beğendiniz mi?

İsrail ve Hamas arasındaki ateÅŸkesin bitmesinden sonra baÅŸlayan çatışma; OrtadoÄŸu’yu yeniden uluslararası politik iliÅŸkilerin merkezine oturttu. İsrail’in Hamas ÅŸahsında Filistin halkına yönelik gerçekleÅŸtirdiÄŸi saldırılar kesintisizce devam ederken, 500’e yakın insanın ölümüne, 2000’den fazla kiÅŸinin de yaralanmasına yol açan askeri saldırılar tam bir vahÅŸeti yansıtıyor. Ancak sorunun politik yönü çok daha belirleyici olarak ön plana çıkmaktadır. Askeri operasyonunun arka palanında yatan strateji OrtadoÄŸu’nun politik dengelerinin yeniden dizayn edilmesidir. Ayrıca bu süreç çok daha karmaşık ve kapsamlı bir dönemin baÅŸlangıcını oluÅŸturmaktadır. Bu sorunun bir kaç noktada analiz edilmesi mümkün.
ABD ve AB tarafından desteklenen ‘OrtadoÄŸu Yol Haritası’ halen güncelliÄŸini koruyor. Özellikle İsrail’in mevcut statükosunu meÅŸrulaÅŸtıran planın uygulanması için ABD merkezi politikalar çok yönlü uygulanmaktadır. İsrail, OrtadoÄŸu’da politik kaos devam ettiÄŸi süreci kendisini güvenlikten hissetmeyeceÄŸinin farkındadır. Bu nedenle politik dengeleri kendi lehine çevirmek için bütün taktik planlarını devreye sokuyor. Obama’nın akıl hocalarından biri olan Brezenzski, ‘OrtadoÄŸu’da İsrail-Filistin sorunu çözümlenmeden İsrail’in güvenliÄŸini saÄŸlamak mümkün deÄŸildir. Askeri tedbirlerle bu sorun çözümlenemez’ tespiti, bugünkü politik geliÅŸmelerin arka planını oluÅŸturmaktadır.
İsrail’in Filistin halkına yönelik baÅŸlattığı askeri saldırı, tamamen ABD’nin bilgisi ve onayı ile gerçekti. Tecrit olmuÅŸ Bush’un kendi başına aldığı ve Obama’yı zorda bıraktırmak için yapılan bir saldırı olmadığını bilmek gerekir. Bu kiÅŸilerin deÄŸil, ABD’nin OrtadoÄŸu politikasının bir parçasıdır. KiÅŸilere göre özel bir deÄŸiÅŸiklik olmaz. Ayrıca Obama’nın en yakınında duran Beyaz Saray’ın birinci derecede yöneticilerinin birçoÄŸu Yahudi kökenli olması ve ayrıca Yahudi Lobisi’nin de aktif destek vermesi sanırım tesadüfî bir durumu oluÅŸturmuyor. Bu esasen ABD’nin OrtadoÄŸu stratejisinin bir parçasını oluÅŸturmaktadır. ABD İsrail’in bütün saldırıları ve katliamları çok aktif desteklemektedir Ortaya çıkan mevcut durum ABD’nin OrtadoÄŸu’daki bölgesel politik iliÅŸkilerini ciddi oranda etkilediÄŸi gibi anti-Amerikancılığın geliÅŸmesinin en önemli faktörlerinden biridir. Bu sorun çözümlemeden bölgesel politikalarını bütünlüklü uygulama ÅŸansının bulamayacağını gören ABD, İsrail-Filistin sorununu, hiç ÅŸüphesiz ki İsrail lehine çözmek istiyor.
Afganistan ve Irak iÅŸgaline yönelen ABD hem uluslar arası iliÅŸkilerde hem de kendi iç politikasında ciddi kırılma noktası yaÅŸamaktadır. Buna paralel olarak İran, Suriye ve Pakistan’daki geliÅŸmeler ABD’nin bölgesel çıkarlarını çok ciddi oranda etkilemektedir. Bütün bu alanlarda daha somut bazı adımların atılması için İsrail-Filistin sorununu gündemde çıkarmak istiyor. Aksi takdirde uygulamaya çalıştığı planının çok daha ciddi sorunlar doÄŸuracağının farkındadır.
AB, OrtadoÄŸu’da güç olmak ve etkinliÄŸini artırmak için, mevcut politik geliÅŸmeleri çok yönlü kullanmaya çalışmakta ve en azında ABD kadar, bu sürecin bir parçası olmak istiyor. AB adına bir heyetin bölgeye gitmesi, Fransa CumhurbaÅŸkanı Sarkozy’nin sürece aktif olarak müdahalede bulunması, hem AB, hem de Fransa bakımında önemli politik bir hamle olarak görmek gerekir. ABD’nin iç sorunları nedeniyle, bugünkü bölgesel politik faktörler içerisinde AB bir adım öne çıkmış bulunuyor. Ancak ABD’nin onayı olmadan her hangi bir plan veya projenin uygulanamayacağını da herkes biliyor. Bu nedenle ABD ve AB’nin ortak projesi: İki devletli bir yapının kabul edilmesi üzerine kurulmuÅŸ bulunuyor. Politik etki gücü çok fazla olmayan Filistin ‘bağımsız’ devletinin kurulmasına karşılık OrtadoÄŸu’da meÅŸru görülmeyen İsrail devletinin, özellikle İslam ülkeleri tarafından tanınmasını saÄŸlamaktır. Filistin devletinin kurulmasını tanımak, bir bakıma, İsrail’in politik varlığını güvenceye almaktır.
İsrail’in Hamas’a yönelik gerçekleÅŸtirdiÄŸi saldırının hedefi Hamas’ı yok etmek deÄŸil, sadece asker ve politik etkisini kırmaktır. Bu nedenle İsrail, Gazze’de kalıcı bir iÅŸgale yönelmeyecektir. Özellikle Hizbullah ile girdiÄŸi 34 gün savaşının hem askeri hem de politik sonuçlarını biliyor. KalıcılaÅŸan bir iÅŸgal, İsrail’i hem kendi iç politikasında hem de bölgesel ve uluslar arası iliÅŸkilerde çok ciddi sorunlarla karşı karşıya bırakacaktır. Bu nedenle kalıcı bir iÅŸgale giriÅŸme ÅŸansı yoktur.
Saldırı, İsrail ve Filistin’in iç politikasında iki nokta ön plana çıkıyor. Birincisi Hamas’ın politik etki gücünün kırılması ve kendisine dayatılan koÅŸulları kabule zorlanması. Bu durum İsrail’in iç politik dengelerini saÄŸlamada bir aracı olacaktır. İsrail, süreklileÅŸen politik gerilimden kurtulmak istiyor. Bunun için zorla ele geçirdiÄŸi ve yerleÅŸim alanlarına dönüÅŸtürdüÄŸü bazı bölgelerden, BirleÅŸmiÅŸ Milletlere göre Suriye toprakları olarak kabul edilen ve 1967’den beri iÅŸgal ettiÄŸi Golan tepelerinden çekilmeyi kabul etmesi, İsrail’in iç politikasında önemli bir krizi oluÅŸturuyor. Hamas bahanesiyle Filistin halkına bu düzeyde bir saldırıda bulunmasının bir amacı da iç politik dengeleri saÄŸlamaya yöneliktir. İkincisi ise Abbas iktidarının pekiÅŸtirilmesi ve uluslar arası alanda meÅŸruluÄŸunun yeniden tescil edilmesi amacı taşıyor. İsrail, güçlü bir Hamas ile çok daha ciddi sorunlar yaÅŸayacağının farkındadır. Başından itibaren bir uzlaşı içinde olduÄŸu Abbas’ın Filistin’de iktidar gücü olmasını kendisi için önemli bir politik avantaj olarak görmektedir. Uluslar arası alanda meÅŸru Filistin hükümeti olarak kabul eden Abbas’ın politik manevra gücünü artırmak için Hamas’ın askeri ve politik gücü zayıflatılması önemsenmektedir. Bu nedenle Abbas’ın İsrail saldırılarında Hamas’ı sorumlu tutması bilinçli bir yönlendirmedir. Bu politik kaos ortamında Abbas’ın Washington ziyareti de, bu sürecin bir parçasıdır. Planın amacı, Abbas denetimindeki Filistin yönetiminin inisiyatifini artırmak ve İsrail-Filistin uzlaşısını saÄŸlamaktır.
Bu politikanın bir baÅŸka önemli yanı da, İsrail’in Hamas’a yönelik askeri-politik saldırılarının Mısır, Ürdün, Suudi Arabistan gibi ülkeler tarafından fiilen desteklenmesidir. Söz konusu Arap BirliÄŸi devletlerinin diplomasi eksenli politik açıklamalar dışında ciddi bir tepkinin gösterilmemiÅŸ olması da, ilgi ülkelerin iç politik durumu ile iliÅŸkilidir. Bölgede Hizbullah, Müslüman KardeÅŸler, El Kaide ve Hamas gibi örgütlerin güçlenmesi, bölgedeki rejimleri önemli oranda tedirgin etmektedir. Çünkü Hamas gibi İslamcı örgütlerin etki güçlerinin kırılması, mevcut rejimlere yönelik olası geliÅŸebilecek toplumsal hareketin başından itibaren etkisizleÅŸtirilmesinin bir aracı olacaktır.
Saldırıların baÅŸlamasıyla birlikte uluslar arası diplomasinin yoÄŸunlaÅŸması, önceden planlanan bir sürecin parçası olarak geliÅŸmektedir. Çünkü Uluslar arası kürsel güçler, OrtadoÄŸu’nun politik istikrarı için önceliÄŸi, İsrail-Filistin sorununu çözüme vermiÅŸ bulunuyorlar. Bu politika bölgesel güçler bakımından da bu geçerlidir. 2009 yılı içerisinde, İsrail-Filistin sorunu, küresel sistem güçlerinin ihtiyaçlarına yanıt verebilecek ÅŸekilde çözümlenmesi amaçlanıyor. Bu sürecin ertelenmesi, OrtadoÄŸu’nun küresel kapitalist sisteme bütünlüklü olarak dâhil edilmesini engelleyecektir. Bu nedenle dünya kapitalist sistemin, bu sorun üzerinde böylesine yoÄŸunluklu durması bir bakıma zorunlu hale gelmiÅŸtir.
İsrail-Filistin sorunu kadar ve hatta bundan çok daha önemli olan ve OrtadoÄŸu’yu ciddi olarak politik istikrarsızlığa sürükleyen ‘Kürt Sorunu’ üzerine bu kadar yoÄŸunlaÅŸmamaları da bir baÅŸka padoksal durumu oluÅŸturuyor. Buradan çıkarılması gereken sonuç ÅŸu: Küresel sermaye, İsrail-Filistin sorununu çözümlemeden Kürt sorununa yönelmeyecektir. Sermaye öncelikli çıkarlarını esas almaktadır. Bu bakımdan, dünya kapitalist sistemin çıkarlarına hizmet edecek çözümleri beklemeden, halklar arasında barışı temel alan bir çözüm üzerinde yoÄŸunlaÅŸmak gerekir.
Demokrasiden, barıştan, özgürlükten yana olan herkesin dikkatini halkların barış çözümüne vermelidir.
Gokyuzu9aol.com



