E-bülten
Bu yazıyı beğendiniz mi?

İsrail-İran çekişmesi durumdan vazife çıkarmaya çalışan Erdoğan’ı HAMAS‘ın rehinesi haline getirdi. Türkiye‘nin başbakanı kendisine verilen HAMAS’ı ikna görevinin sağladığı özgüvenle rolünü abartılı oynayınca kaderini HAMAS’ın, dolayısıyla da İran‘ı eline teslim etti.
Erdoğan’ın bundan kurtulması için HAMAS‘ın hem silah bırakması hem İsrail’i tanıması hem de EL Fetih’e boyun eğmesi gerekiyor ki bu da neredeye imkansız görünüyor. HAMAS’ın bunları yapabilmesi için asıl patron İran’ın onay vermesi gerekiyor. Bunun da bu aşamada koşulları bulunmuyor.
HAMAS silahlı mücadeleden vazgeçer ve El Fetih’e boyun eğerse hem kendisi tasfiye olacak hem de İran’ın planları boşa çıkacak. Vazgeçmezse bu kez fatura ‚Davos Fatihi‘ Erdoğan’a çıkacak. Bütün yumurtalarını HAMAS‘ın sepetine koyan Türkiye’nin başbakanı kısa vadede ya HAMAS’ı ikna edip sistemin içine çekecek, ya da sırtını dönüp gidecek. Giderken kendi iktidarını da beraberinde götürecek.
İşin şakaya gelir yanı yok. AKP yandaşı medya Davos Şovu’nu yerel seçimlerde oya tahvil etmek için Erdoğan‘ı ‚Davos Fatihi‘- ‚Dünya Lideri‘ ve ‘Gazze Kahramanı' olarak parlatıyor ancak gerçekte alarm zilleri Erdoğan için çalıyor!
Aslına bakarsınız Erdoğan’ın paçası da tutuşmuşa benziyor. ‚Bölgesel Liderlik‘ hevesine kendini fena kaptırmış olan başbakan almış olduğu sorumluluğun ve riskin çapını iş işten geçtikten sonra fark etmiş olacak ki durumu kurtarmanın arayışına girmiş bulunuyor. Erdoğan’ın kurmayları bu amaçla İran- Suriye ve HAMAS üçgeninde mekik dokuyor. Hükümet bir yandan da İsrail’e güvenceler veriyor. Kamuoyu önünde durmadan İsrail’le ilişkilerin önemli olduğunun altını çiziyor.
Bekleyip göreceğiz ama çok geçmeden tablo tersine dönebilir. Erdoğan ve yandaşlarını bu kez HAMAS’a ve Araplar’a veryansın ederlerken görebiliriz. ‚Ortadoğu’nun Liderliğine‘ soyunan Erdoğan hayal kırıklığı yaşayabilir ve iktidarını yitirebilir. Erdoğan’ın züccaciye dükkanına giren fil gibi birçok şeyi kırıp dökmesinin ardından ister istemez herşey yeniden gözden geçirilecektir.
Sonuçta birileri Davos Şovu‘nun faturasını ödeyecektir. Bunun- HAMAS değilse- AKP iktidarı olması kuvvetle muhtemeldir.
Zira Türkiye’ye Ortadoğu’da verilen rol İran’ın önünü kesmektir. Türkiye’nin rolü İsrail karşıtı cepheyi büyütmek değil tersine küçültmektir. Suriye’yi ve HAMAS’ı İran’dan ayırmak, Amerika-İsrail ve İngiltere üçlüsünün bölgede kurmakta olduğu yeni dengenin içine çekmektir. Bunun karşılığında Türkiye’ye Irak’ta söz hakkı, PKK’ye karşı destek verilmiştir.
Türkiye’nin bunun dışında hareket etmesi mümkün değildir. Esasen buna muktedir de değildir. Türkiye 400 milyar dolar borcu, derin ekonomik krizi ve açlık sınırında yaşayan toplumsal gerçekliğiyle kendi başına hareket etme kabiliyetini çoktan yitirmiştir.
Yeri gelmişken acaba Türkiye’nin IMF ile anlaşamamasının sebebi nedir? IMF dış ticaret açığı 70 milyar doları bulan, acilen 90 milyar dolar nakit paraya ihtiyacı olan ve çok ciddi ekonomik kriz yaşayan Türkiye’ye bazı siyasi koşullar öne sürüyor olmasın? Galiba artık el parasıyla gerdeğe girme dönemi de kapanıyor.
Dünyada en yüksek faizi veren ülkelerden biri olan Türkiye bu cazibesine rağmen para bulmakta zorlanıyor. Uluslararası sermaye aldığı paraları Kürtlerle savaşta çarçur eden Türkiye’nin borçlarını geri ödeyemez hale gelebileceğinden çekiniyor.
Türkiye’nin askeri harcamalarının astronomik rakamlara ulaştığı da biliniyor. Kürtlerle savaşı Türkiye’yi tükenmenin eşiğine getirmiş bulunuyor. Kaldı ki Türkiye aldığı ekonomik, askeri ve siyasi desteğe rağmen Kürt meselesini çözmek bir yanda daha da derinleştiriyor.
İsrail’in Türkiye için vazgeçilmezliği de burada öne çıkıyor. Kürtlerle savaş halindeki bir Türkiye’nin İsrail’e yaşamsal önemde ihtiyacı bulunuyor. Türkiye’nin İsrail’e posta atma lüksü bulunmuyor. İsrail’e gerçek manada posta koymanın yolu sadece ve sadece Kürt sorununu temel hak ve özgürlükler temelinde, kardeşlik ve eşitlik çerçevesinde çözmekten geçiyor. Fakat ordusu- hükümetiyle Türkiye buna yanaşmıyor.
Bu ülke Kürt sorununu çözemediği, içeride gerçek manada bir demokratikleşme hamlesi başlatamadığı için küresel gericilikle bölgesel gericilik arasındaki çekişmede dengesini kaybediyor! Kah birinin, kah ötekinin ipine sarılarak yol almaya çalışıyor. Bazen küresel gericiliğe karşı bölgesel gericiliği, bazen de bölgesel gericiliğe karşı küresel gericiliği kullanarak çıkar elde etmenin peşinde koşuyor.
Ne var ki Davos Şovu’yla bunun da sonu geliyor. Herkesi hoşnut edeyim derken herkesin tepkisini çekecek duruma düşüyor. Türkiye’nin Başbakanı küçük bir hamleyle HAMAS’ın rehinesi durumuna düşürülüyor.
Oradan çıkması da zor görünüyor. Ortadoğu’nun liderliğine soyunan ve dünyaya insanlık dersi vermeye kalkışan Erdoğan, insanlık değerlerini içeride pervasızca çiğnediği için HAMAS’ın rehinesi olmaktan öteye gidemiyor...
***
Önceki gün Canadatürk gazetesine demeç veren Tuncay Güney, PKK’yi kastederek ‘‘Almanya’daki lider kadro Günay Aslan vasıtasıyla benden bilgi istedi‘ demiş. Kendisine sordum; ‘muhabir yanlış anlamış‘ dedi. Meraklısı için gerçeği yazıyorum; Altı ay kadar önce Kanada’da yaşayan bir gazeteci arkadaşın aracılığıyla Tuncay Güney’le ilişkiye geçtim. Kendisinden bilgi değil röportaj istedim. Kimse adına değil, kendi adıma istedim. Güney bana, ‚sorularınızı gönderin bakayım‘ dedi.
Gönderdim ancak, baktıktan sonra da cevaplayamayacağını söyledi. Bazı mazeretler belirtti. Ben de ısrar etmedim. Kendisinin onayı üzerine de telefonunu ROJ TV’ye verdim ama oraya da konuşmadı. Konu da kendiliğinden kapandı. Ol hikaye bundan ibarettir...



