E-bülten
Bu yazıyı beğendiniz mi?

Ortadoğu’da siyasi atmosfer değişiyor. İçeride ekonomik krizle başa çıkmak için yoğun çaba harcamak zorunda kalan Obama başkanlığındaki yeni Amerikan yönetimi dışarıda ise önceliği Ortadoğu’dan Asya‘ya kaydırmış bulunuyor.
Yeni dönemde Irak yerine Afganistan, Filistin yerine de Pakistan önem kazanacak gibi görünüyor. Öncelik kaymasından kaynaklanan yeni gelişmelerin bölgedeki birçok ülkeyi ve halkı ciddi manada etkileyeceği de bugünden gözleniyor. Yeni gelişmelerle birlikte hem Kürt-Kürt hem de Kürt- Türk ilişkilerinde yeni bir sayfa açılacağa benziyor.
Aslında bugün karşı karşıya kaldığımız gelişmelerin işaretleri daha 2007 yılında ortaya çıkmıştı. Amerika’nın Irak’tan çekiliyor olmasının tartışılmaya başlanmasıyla birlikte ‚Amerika sonrasına‘ ilişkin sorular sorulmaya başlanmış, cevap olarak Türkiye’nin adı ön plana çıkmıştı. Türkiye’nin Başbakan Erdoğan 2007‘nin başında,‘Irak bizim için Avrupa Birliği’nden daha önemli hale geldi‘ demiş ve rotayı yeniden Irak’a kırdıklarını açıklamıştı.
Türkiye ile Amerika arasında 2007 yılında yakından izlediğimiz bir dizi pazarlık yapılmıştı. Pazarlıklar sonuç vermiş ve 5 Kasım 2007’de Beyaz Saray’da gerçekleşen Bush-Erdoğan zirvesinde bir uzlaşma zemini yakalandığı anlaşılmıştı.
Amerika o günden itibaren Irak’ı Türk ordusunun operasyonlarına açtı. Türkiye de buna karşılık Irak Kürdistanı yönetimiyle resmi görüşmeler başlattı. Türk savaş uçaklarının gerillalarının üstlendikleri Kürdistan dağlarını bombaladığı günlerde Ankara da Talabani’yi ağırladı.
O günlerde Türk- Amerikan uzlaşmasına dikkat çektim ve yeni bir sürecin başladığını, bunun savaşın sona ermesi de dahil ciddi sonuçları olabileceğini yazdım.
Amerika 2003 yılında Irak’tan dışladığı Türkiye’ye 2007’de inisiyatif vererek, Irak’ın geleceğinde söz sahibi yaptı. Açıktan dillendirilmese de Türkiye, ABD’den ‘Kürtlerin hamisi‘ rolünü devraldı. Kürtlerin ve Kürdistan’ın geleceği –bazı koşullar karşılığında- Türkiye’ye bırakıldı.
Türkiye, bölgesel düzenlemede Amerika‘nın yanında olacaktı. Ayrıca dışarıda ‚hamilik‘ görevi üstlenen bu ülke içeride de bazı adımlar atacak; ‚açılım’ yapacaktı. TRT 6’nın aniden devreye sokulması, üniversitelerde Kürdoloji kürsülerinin kurulacağının açıklanması bununla alakalıydı.
Elbette en önemli mesele PKK’nin ne olacağıydı. 5 Kasım görüşmesinden sonra Amerika hem PKK’yi ‚ortak düşman‘ ilan etti hem de Türk ordusuna operasyon izni verdi. Türkiye ABD desteğiyle 16 Aralık 2007’de hava harekatı, 20 Şubat 2008’de kara harekatı başlattı.
Ancak harekatlar başarılı olamadı. Zap direnişi hevesleri kursakta bıraktı. Türk ordusu apar topar geri çekilmek zorunda kaldı. Aradan bir yıl geçti. Şimdi süreç yeniden ısıtılıyor. ABD ve Türkiye PKK meselesi yeniden gündemin ön sırasına çekiyor.
Amerika’da birbiri ardına PKK raporları yayınlanıyor. Türkiye bölgede bir dizi açık-gizli görüşmeler yapıyor, Gülen cemaati gibi birçok çevreye görevler veriliyor. Iraklı Kürtler işin içine çekilmek; PKK bölgede kuşatılmak ve baskı altına alınmak isteniyor.
Bir yerde PKK’ye karşı HAMAS siyaseti izleniyor. HAMAS silah bırakmaya, İsrail’i tanımaya ve El Fetih’e katılmaya zorlanıyor. PKK’ den de silah bırakması ve teslim olması isteniyor.
HAMAS işi Türkiye’ye verilmişti ancak Türkiye başaralı olamadı. HAMAS’ın patronu İran buna yanaşmadı. Bu konuda pazarlıklar devam ediyor. HAMAS sorununun İran ile Amerika arasındaki sorunlarının çözümüne bağlı olduğu biliniyor.
İran’daki cumhurbaşkanlığı seçimlerinden sonra sürecin ne yana seyredeceği açıklık kazanacak. İsaril ile HAMAS arasında ateşkes sağlansa da sağlanmasa da şimdilik kalıcı çözüm zor görünüyor.
Gelelim PKK meselesine; bu konuda da Barzani-Talabani ikilisine görev verildiği anlaşılıyor. Bu ikili savaş dayatmasına karşı çıkıyor ancak sık sık da ‘PKK’nin silah bırakması ve ‘DTP’nin öne çıkması gerektiğini’ söylüyor. Türkiye’den bazı adımlar atılması da talep ediliyor. Tartışmalar bu minvalde devam ediyor.
Gelinen aşamada PKK, HAMAS’tan avantajlı bir konumda bulunuyor. PKK iradesini kendi elinde tutuyor. Gerillayı zorla tasfiye etmenin koşulları da bulunmuyor. Hayat buna olanak vermiyor. Beğenelim beğenmeyelim nesnel süreç PKK‘de ifadesini bulan siyasete ihtiyaç duyuyor.
Bu nedenle PKK’yi kuşatmak ve dayatmalarda bulunmak yerine diyalog kanallarının açmak gerekiyor. Burada Iraklı Kürtlere büyük sorumluluklar düşüyor. Nisan ayında Kürdistan Parlamentosu‘nda yapılacak olan Ulusal Konferans’ın önemi de burada ortaya çıkıyor.
Kürtlerin hep birlikte kuşatma, şantaj ve dayatmaların önüne geçmesi, siyasal çözümde ısrar etmeleri gerekiyor. Konferansa PKK’nin de katılacak olması gelecek açısından iyimser olmamıza yol açıyor. Yeni süreç Kürt partilerine uzlaşmayı dayatıyor.
Ortadoğu’da siyasi dengelerin değişiyor olması Kürtleri birlik olmaya mecbur ediyor. Ancak süreç birlik yönünde ilerledikçe bundan rahatsız olanların çabaları da artıyor. Bu yüzden dikkatli olmak gerekiyor.
Ulusal Konferans, Kürtlerin birliğini olduğu kadar Türk-Kürt ilişkilerinin geleceğini de olumlu etkileyecektir. Yeter ki Kürtler birlikte hareket etsin ve savaş yanlılarına geçit vermesin...
***
20 Şubat Cuma akşamı Köln'de Uluslararası Anadili Günü nedeniyle Kürt Enstitüsü, Kürdistan Öğretmenler Birliği ve Barış Meclisi’nin himayesinde bir panel düzenliyoruz. Panele Kürt yazarları Helim Yusuf, Jan Dost, Hisen Hebeş ve Memo Şahin, Mirhem Yiğit ve Mamosta Miherrem katılıyor. Moderatör görevini üstlendiğim panelde Kürtçe üzerindeki baskıları, Kürtçen’in; Kürt edebiyatı ve yazarlarının sorunlarını tartışacağız. Köln‘deki Kürtçe dostlarını panele bekliyoruz…



