E-bülten
Bu yazıyı beğendiniz mi?

Erdoğan Diyarbakır mitinginde DTP ile polemiğe girmedi, ama göç mağdurlarına yönelik hizmetlerini abarttı, altı boş mesajlar verdi, konuşmasında sık sık çelişkilere düştü, 2005'te kendi sorunu olarak gördüğü Kürt sorununa ise hiç girmedi.
Diyarbakır'da gözler bugün Erdoğan'ın düzenlediği mitingdeydi. Mitinge gelecek kitle sayısı merak konusuydu. Bir diğer merak konusu olan husus da kentin Erdoğan'a takınacağı tavırdı. Erdoğan bundan dört ay önce de Diyarbakır'a gelmiş ancak protesto gösterileriyle karşılaşmıştı. Erdoğan'ı bugün Diyarbakır'da yine kapalı kepenkler karşıladı ama 4 ay önce görülen protesto eylemleri görülmedi. Bunda DTP'nin seçimde gerginlik isteyen taraf olmak istememesi oldukça etkili oldu.
Miting öncesi merak uyandıran bir diğer konu da miting alanına gelecek kitle sayısıydı. Miting meydanını dolduran kitle sayısı ana akım medyanın iddia ettiği gibi 20 bin değildi. 10 bin kişilik bir kitle medya tarafından abartılarak verildi. Miting alanına gelen kitlenin göze çarpan davranışı ise oldukça heyecansız ve ruhsuz olmasıydı. Miting meydanına yaklaşık 2-3 bin kişi dışarıdan bindirilmiş kıta olarak getirildi. Meydanı dolduranların 3-4 binini ise Diyarbakır'da görev yapan resmi görevliler oluşturdu.
MÜBALAĞA YAPARAK BAŞLADI
Erdoğan'ın miting meydanında verdiği mesajlara gelince... Erdoğan miting konuşmasına mübalağa sanatına başvurarak başladı. Kocaeli, Nevşehir, Samsun'da gördüğü heyecan ve seli Diyarbakır'da da gördüğünü ifade etti. Oysa Diyarbakır'da toplanan kitle sayısı üç kentteki sayısının ancak yarısı kadardı.
DTP İLE POLEMİĞE GİRMEDİ
Erdoğan, Diyarbakır'da oldukça sakin bir dil kullandı. Gerginliği körükleyen ajitatif söylemlere başvurmadı, her zaman yaptığı gibi DTP ile polemiğe girmedi. Direk DTP'yi anmadı, bunun yerine özenli, dolaylı bir dil ile DTP eleştirisi yaptı. "Geçmişin hesabını özenle tutacağız. Kimin ne dediğine dikkatle bakacağız. Bu ülkede kimin yara kaşıdığını, kimin yara sardığını da çok iyi bileceğiz" sözleriyle üstü örtülü bir şekilde DTP'yi istikrarı bozan bir parti olarak lanse etti. Ama bu sözlerinde de oldukça temkinli bir yaklaşım sergiledi.
"Davos Fatihi" Erdoğan'ın özen gösterdiği bir diğer kesim de göstericiler oldu. Başka zamanlar olsa sert ve ajitatif bir dil kullanmayı tercih eden Erdoğan, kendisine yönelik kentte geliştirilen gösterileri eleştirirken oldukça yumuşak bir üslup kullandı. Sadece durum tespiti yapmakla yetindi, "T.C. devleti bizim, hepimiz kendi ülkemize ev sahibiyiz. Burada kimse kimseye misafir muamelesi yapamaz. Bu ülke bu vatan bu istiklal bu bayram bizim" sözlerine yer verdi.
ÇELİŞKİLERE DÜŞTÜ
Erdoğan konuşmasında sık sık çelişkilere de düştü. "29 Mart 2009 günü millet iradesi tecelli edecek" dedi ama millet iradesi olarak Meclis'e giden DTP'lilerin elini neden sıkmadığına inandırıcı ve samimi bir açıklama getirmedi. Halkın özgür irade ile Meclis'e gönderdiği DTP'li vekilleri görmezden gelen tutumunun halkın iradesine saygısızlık olduğunu göremedi. Erdoğan, kendi siyasetinin ilkelerini açıklarken de aynı şekilde çelişkiye düştü. "Hukuk, hürriyet, hizmet… Bu üç temel husus siyasetimizin ana eksenidir" dedi ama, Kürtlerin arzu ettikleri hürriyete henüz kavuşamadıklarını göremedi. Daha bir kaç gün önce Kürt anne ve çocuklar, Diyarbakır'da, Batman'da ve diğer illerde Öcalan'a hürriyet istedikleri için polisin orantısız şiddetine maruz kalmışlardı. Hürriyet siyaseti izlediklerini söyleyen Erdoğan, hürriyet ile çelişen bu tutuma hiç girmedi.
STATÜKOSUNU GÖREMEDİ
Erdoğan'ın kendi konuşmasında çelişkiye düştüğü bir diğer nokta da statüko tanımlaması oldu. Erdoğan, statüko tanımını şu sözlerle ifade etti: "Herkes şunu çok iyi bilsin. Bizim kitabımızda statükoculuk yok. Milletin taleplerine kulak tıkamak yok. Bizim kitabımızda reformculuk, değişim var gelişim var. Millete efendilik taslamak değil, millete hizmetkar olmak var." Ancak Kürt illerinde dile getirilen taleplere hiç değinmedi. Örneğin Kürt sorununun demokratik çözümü, Öcalan'ın özgürlüğü, dağdakilerin demokratik siyasi yaşama adapte edilmesi gibi konulara girmedi. Görmezden gelen bir siyaset izledi.
MESAJLARI YETERSİZDİ ALTI BOŞTU
Erdoğan'ın konuşmasında dikkat çeken bir diğer husus ise mesajlarının yetersizliği ve verdiği mesajlarının altının boş olmasıydı. Diyarbakır için büyük düşünüyoruz dedi ancak Diyarbakır'ın gelecek tahayyülünü güçlendirecek, kente sinerji kazandıracak mega projeleri açıklayamadı. "Geçmişin yanlışları, diriliş ruhumuzu yaralamayacak. Ümitlerimiz daima taze olacak" vurgusu yaptı ancak kent halkının ümitlerini yeşertecek mesajlar veremedi. Tam tersine ezberini tekrarladı, talepleri oyun olarak gördü. Diyarbakır'ı ötekileştirmeyeceklerini mesajını verdi ancak şu sözleri ile kenti kimlik talebinde bulunuduğu için ötekileştirdi: "Etnik siyaset yapmadık, etnik milliyetçilik yapmayacağız. Çünkü bunlar Türkü Kürtten, Lazı Çerkezden her birini birbirinden ayırt edip, birbirine düşman eden yaklaşımlardır, biz bu oyunun içerisinde olmadık olmayacağız."
BAYDEMİR'İ HEDEF ALDI
Erdoğan DTP ile siyasi polemiğe girmedi ama Osman Baydemir'i hedef tahtasına oturtmaktan da geri kalmadı: "Ayrımcılık benim en çok altınız çizdiğim kırmızı çizgidir. Bunun aksini kimse ispat edemez. Ben belediye başkanlığından geldim ve bunun çilesini çektim ama geldiğimden beri bunu kimseye çektirtmedim. Bu benim meselemdir. Hükümeti kurduğumuzda ilk yaptığımız işlerden biri, borç gözetmeksizin en az yüzde 60’ının kendilerine gönderilmesiydi. 2003 – 2008 arası Diyarbakır Büyükşehir’e, tam 307 trilyon 473 milyar lira gönderilmiştir." Ancak Erdoğan'ın bu sözleri gerçekleri yansıtmıyor. Çünkü Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı Osman Baydemir, Cumhurbaşkanı Gül’e verdiği Kentsel ve Bölgesel Sorunlar, Güçlükler, Tespitler ve Çözüm Önerileri başlıklı 23 sayfalık raporda açıkça Erdoğan'ı Güle şikayet etmiş ve engellenen projelerini teker teker sıralamıştı. Raporda, "Ağustos 2005’ten bu yana Başbakan’a sunduğumuz raporda sıraladığımız taleplerimize herhangi bir olumlu karşılık alabilmiş değiliz" ifadeleri yer almış, Erdoğan suçlanmıştı.
MAĞDURLARA TUTUMUNU ABARTTI
Erdoğan'ın sözlerinde gerçekleri yansıtmayan diğer konu da zorla göçertilenlerin yaşadığı mağduriyet oldu. Erdoğan, "Terör ve terörle mücadeleden doğan zararların karşılanması için kanun çıkardık. Bunu AKP olarak biz yaptık. İradeleri dışında terörden zarar gören vatandaşlarımızın zararlarını verelim. 363 bin başvurudan 158 bini sonuçlandı. Peki ne ödedik? 818 trilyon ödedik. Ayrıca 399 trilyonunda ödemesi kararlaştırıldı" dedi. Erdoğan, ödenen tazminatları abartarak sundu çünkü yasa kapsamına girmesi gereken nüfus sayısı tam 3.5 milyon kişi. Yüzbinlerce kişinin tazminat talebi reddedildi, yasa kapsamına alınmadı, yasa kapsamına alınan kişilerin taleplerinin de ancak yarısı karşılanabildi. Yasa kapsamına alınmayan yüzbinlerce başvuru sahibi sahipsiz bırakıldı.
ANF NEWS AGENCY
Yorum Yaz
Yorumlar (1 Yazılmış)
-
Gönderen arif kızılkaya, 23 Şubat, 2009 11:46:03benim diyarbakır halkından bekledigim tayyip erdoganı diyarbakıra sokmamalarıydı. tayyip bey diyarbakırdan oy alacagını düşünüyorsa büyük hayal kırıklıgına ugrar.



