E-bülten
Bu yazıyı beğendiniz mi?

İçerisi uzun mu uzun bir sonsuzluk gibi görünür bize.
Zamanın her anı gecedir çünkü
Hayat ile aramıza zamandan zehir çalan bir uzaklık döÅŸenir. Ancak düÅŸlerimizi sığdırabiliriz bu boÅŸluÄŸa.
Acımızı gömer, düÅŸlerimiz üÅŸümesin diye bedenlerimizle örtmeye baÅŸlarız.
İçerde, dört duvar arasında, hayat çok inatçıdır. Her günü aynıdır çünkü. Geriye sarıp duran bir film gibi, aynı düzeneÄŸin sonsuz ritmine dönüÅŸür hayat.
Dört duvar… İçimizde biriktirdiÄŸimiz sessizlik gibi her gün biraz daha yükselir. Mat, soÄŸuk, gridir renkleri.
Umudu betonda yeÅŸerten bizler için, Zeus’un hışmına uÄŸrayan dört kardeÅŸi anımsatır insana dört duvar.
Gölgesi sonsuzluÄŸa uzanan bu karanlıkta, omuzlarımıza yüklenen gök kubbeyi taşır bir yanımız.Bir yanımız karanlık dehlizlere kapatılan Menoitios gibi, yıldırım kurbanıdır. Zincirlere vurularak kartallara yem edilen Prometheus gülümser içimizde Belirgin izleriyle bize sırıtan sadece bir ölünün ayak izleridir.
Gün kaybolup gider, gölgesi yoktur hayatın, gökyüzü beÅŸ karıştır, yaÄŸmur birkaç avuç… Zaman ilerleyip durur, hayat belli belirsiz…
Her gün yenilenir düÅŸlerimiz. Durmadan akıp gider hayallerimiz, yine de bıktırmaz bizi.
Umut düÅŸlerimizi resmeder.
Tablolar içimizde asılıdır, kirlenmez. Canlıdır renkleri.
Deniz mavidir, gök mavi . Bir dokunsa yüreÄŸimize, toprağın kokusu bulaşır eline. AÄŸaçların dalları sarkar, salkım salkım meyveleri, hışırtısına dayanamadığımız yaprakları, kuÅŸ sesleri… Rüzgâr esip durur içimizde. DaÄŸların zirvesinden toplar en güzel kır kokusunu.
İçimizdeki tabloda, özgürce dolaşırız. Patikalarda rüzgârın savurduÄŸu sararmış yapraklar uçuÅŸur… Duvarlar kaybolur. Demir parmaklıklar, kelepçeler, açılıp kapanan mazgalların çıldırtan sesi, ama hepsi, hayatı gölgeleyen bütün günahlar uzaklaşır bizden. Güne, hayata yeni bir ritim armaÄŸan ederiz.
BoÅŸ vakitlerimizde toprağı, suyu, bulutları delen aÄŸaçları, gün ışığını içimize akıtan güneÅŸi biriktiririz.
Avluda, soÄŸuk betonda, esaretin her gün biraz daha büyüyen karanlığında kemiklerimize dek iÅŸleyen sızıyı böyle çekip çıkarır, yalnızlıktan hayatı böyle damıtırız.
DüÅŸlerimiz bizi Kevser suyuna kavuÅŸturur. Hayatla aramızdaki uzaklık silinir. Baldan tatlı, sütten beyaz, kardan soÄŸuk Kevser suyundan, bellek pınarından içip, umudu, özgürlüÄŸü, toprağı zihnimize kazıyarak, güneÅŸin huzmelerini özgürce saldığı güne kilitleniriz.
İçerdeki her günümüz, o güneÅŸli güne dönük bir yolculuÄŸa dönüÅŸür.
GüneÅŸe her gün biraz daha yakınlaÅŸtığımızı bilerek yürürüz o güzel güneÅŸli sabahlara.
İçerde zamanla böyle boÄŸuÅŸuruz…
Yorum Yaz
Yorumlar (2 Yazılmış)
-
Gönderen kenan bazencir, 10 Nisan, 2009 00:38:57evet heval içerde gök yüzünü bile parçalayan bir uygulamaya karşı umutlarımız hala büsbütün ve gün geçtikçe karşımızda ateşin alazlığında büyüyen maviye doğru ilerliyor
-
Gönderen rojhat, 02 Mart, 2009 21:26:07Un güZelİ ZuES'Un HıŞMINA karşı berabar olabilmek değil mi bunu sen bize öğrettin...



