Bu yazıyı beğendiniz mi?

(toplam 9 oy)

Arşiv

Pt Sa Ça Pe Cu Ct Pa
1234
567891011
12131415161718
19202122232425
262728293031

image

İçerisi uzun  mu uzun bir sonsuzluk gibi görünür bize.
Zamanın her anı gecedir çünkü
 

Hayat ile aramıza  zamandan zehir çalan bir uzaklık döşenir. Ancak  düşlerimizi  sığdırabiliriz bu boşluğa.

Acımızı gömer, düşlerimiz üşümesin diye  bedenlerimizle örtmeye başlarız.
 

İçerde, dört duvar arasında, hayat çok inatçıdır.  Her günü aynıdır çünkü. Geriye sarıp duran bir film gibi, aynı düzeneğin sonsuz ritmine dönüşür hayat.
 

Dört duvar… İçimizde biriktirdiğimiz sessizlik gibi her gün biraz daha  yükselir. Mat, soğuk, gridir renkleri.
 

Umudu betonda yeşerten bizler için, Zeus’un  hışmına uğrayan dört  kardeşi anımsatır insana dört duvar.
 

Gölgesi sonsuzluğa uzanan bu karanlıkta, omuzlarımıza yüklenen gök kubbeyi  taşır bir yanımız.Bir yanımız   karanlık dehlizlere kapatılan Menoitios gibi, yıldırım kurbanıdır. Zincirlere vurularak kartallara yem edilen Prometheus gülümser içimizde Belirgin  izleriyle  bize sırıtan   sadece bir ölünün ayak izleridir.
 

Gün kaybolup gider, gölgesi yoktur hayatın, gökyüzü beş karıştır, yağmur birkaç avuç… Zaman ilerleyip durur, hayat belli belirsiz… 
 

Her gün yenilenir düşlerimiz. Durmadan akıp gider hayallerimiz, yine de bıktırmaz bizi. 
 

Umut düşlerimizi resmeder. 
 

Tablolar içimizde asılıdır, kirlenmez. Canlıdır renkleri. 
 

Deniz mavidir, gök mavi . Bir dokunsa yüreğimize,  toprağın kokusu bulaşır eline.  Ağaçların dalları sarkar, salkım salkım meyveleri, hışırtısına dayanamadığımız yaprakları, kuş sesleri… Rüzgâr esip durur içimizde. Dağların zirvesinden toplar en güzel kır kokusunu.
 

İçimizdeki tabloda, özgürce dolaşırız. Patikalarda rüzgârın savurduğu sararmış yapraklar uçuşur… Duvarlar kaybolur.  Demir parmaklıklar, kelepçeler, açılıp kapanan  mazgalların çıldırtan sesi, ama hepsi, hayatı gölgeleyen bütün günahlar uzaklaşır bizden. Güne, hayata yeni bir ritim armağan ederiz.
 

Boş vakitlerimizde toprağı, suyu, bulutları delen ağaçları, gün ışığını içimize akıtan güneşi biriktiririz. 
 

Avluda, soğuk betonda, esaretin her gün biraz daha büyüyen karanlığında kemiklerimize dek işleyen sızıyı böyle çekip çıkarır, yalnızlıktan hayatı böyle damıtırız. 
 

Düşlerimiz bizi Kevser suyuna kavuşturur. Hayatla aramızdaki uzaklık silinir.  Baldan tatlı, sütten beyaz, kardan soğuk Kevser suyundan, bellek pınarından içip, umudu, özgürlüğü, toprağı zihnimize kazıyarak, güneşin huzmelerini özgürce saldığı güne kilitleniriz. 
 

İçerdeki her  günümüz, o güneşli güne dönük bir yolculuğa dönüşür.
 

Güneşe her gün biraz daha yakınlaştığımızı bilerek yürürüz o güzel güneşli sabahlara.
 

İçerde zamanla böyle boğuşuruz…
                                                        
                                                      

 

  • email Arkadaşına gönder
  • print Yazıcı versiyonu
  • Add to your del.icio.us del.icio.us
  • Digg this story Digg this

Yorum Yaz comment Yorumlar (2 Yazılmış)

  • Gönderen kenan bazencir, 10 Nisan, 2009 01:38:57
    evet heval içerde gök yüzünü bile parçalayan bir uygulamaya karşı umutlarımız hala büsbütün ve gün geçtikçe karşımızda ateşin alazlığında büyüyen maviye doğru ilerliyor
  • Gönderen rojhat, 02 Mart, 2009 22:26:07
    Un güZelİ ZuES'Un HıŞMINA karşı berabar olabilmek değil mi bunu sen bize öğrettin...
© 2009 aktuelbakis.org, All rights reserved.