E-bülten
Bu yazıyı beğendiniz mi?

Uzunca bir süredir kamuoyunda Kürt Konferansı tartışılıyor.
Nisan ya da en geç Mayıs ayında Irak Kürdistanı Bölgesel Yönetimi’nin BaÅŸkenti Erbil’de, Kür partileri, ÅŸahsiyetleri ve sivil toplum temsilcilerinin katılımıyla toplanacak olan konferans'tan PKK’ye “silah bırak” çaÄŸrısı çıkacağı, PKK’nin de bu çaÄŸrıya ya uyacağı, ya da tasfiye olacağı yazılıp çiziliyor.
Kürtler her ne kadar konferansa farklı bir misyon biçseler de, Türkiye'de Kürt Konferansı 'PKK'nin tasfiyesi' ÅŸeklinde algılanıyor.
Oysa Kürtler, kendi aralarındaki sorunları çözmek, Kerkük meselesi baÅŸta olmak üzere ulusal sorunlara birlikte çözüm aramak ve ulusal bir strateji oluÅŸturmak amacıyla konferans düzenliyorlar. Kürt Konferansı’nın PKK'nin tasfiyesi ÅŸurda kalsın, PKK'ye 'silah bırak' çaÄŸrısı yapmasının bile koÅŸulu yok. Düzenleyicilerin bu yönde alınmış ve kamuoyuna açıklanmış bir kararları da yok.
Kaldı ki konferansın yapılacağının garantisi de yok. Ayrıca yapılsa dahi dediÄŸim gibi konferanstan PKK’ye ‚silah bırak‘ çaÄŸrısı çıkmasının imkanı yok. Kürt Konferansı'ndan çıksa çıksa PKK'yle birlikte Türk devletine de, 'sorunun silahlı zeminden siyasal zemine taşınması amacıyla' bazı öneriler çıkacaktır.
Konferanstan -yapılması halinde- esas olarak Kürtlerin ulusal bir strateji etrafında birleÅŸmesi çıkacaktır. Önemi de buradadır. Aksi durumda konferans yapılmayacaktır. Aksi durumda PKK bu konferansa katılmayacaktır. Katılmadığı bir konferansın kararlarına da uymayacaktır.
Yeri gelmiÅŸken belirteyim konferansı esas olarak Mesud Barzani'nin baÅŸkanı olduÄŸu Irak Kürdistanı Bölgesel Yönetimi düzenliyor. Konferansın fikir babası ise Demokratik Toplum Partisi (DTP)'dir. Fikir DTP'den çıkmıştır ancak gizli bir el de konferansı amacından saptırmaya çalışmıştır. Bunu kısmen de baÅŸarmıştır. PKK karşıtı bir konferans yapılacağı kanısı uyanmıştır.
Ne var ki Irak Kürdistanı'nda ipleri elinde tutan ve konferansı himayesine alan Mesud Barzani bugüne kadar bu yönde bir açıklama yapmamıştır.
Barzani uzun zamandır muhataplarından (Amerika ve Türkiye) Türkiye'deki Kürt sorununun barışçıl çözümü için güvence almaya çalışmaktadır. Yeterli güvence almadan da konferansı toplamayacaktır. Türkiye'de konferansın Nisan ayı içinde toplanacağı sıkça söylenmektedir ancak bugüne deÄŸin herhangi bir Kürt partisi, kurumu veya ÅŸahsiyeti davet edilmiÅŸ de deÄŸildir.
PeÅŸmerge Bakanlığı Sözcüsü Cabbar Yaver'in, El Hayat gazetesine verdiÄŸi 'PKK'nin davet edildiÄŸi' haberi de henüz teyid edilmemiÅŸtir. Bu açıklama daha çok bir niyeti ifade ediyor.Konferansa iliÅŸkin olarak ortada ciddi anlamda bir hazırlık da yok. Bunun nedeni belirsizliklerin giderilememiÅŸ olmasıdır. Anlaşıldığı kadarıyla pazarlıklar devam ediyor.
Bazı yorumcuların isabetle belirttiÄŸi gibi Mesud Barzani güvence almadan sorumluluk almaya yanaÅŸmamaktadır. Barzani eskisinden farklı olarak PKK’yle çatışmaya sıcak bakmamaktadır. Kendi çıkarlarına da zarar vereceÄŸini bildiÄŸi için PKK'yle yeniden savaÅŸa yanaÅŸmamaktadır.
Barzani'nin ne zamana ve nereye kadar direneceÄŸini elbette bilemeyiz.
Ancak bugün itibariyle eski konumunu sürdürüyor. Barzani, PKK konusunun “barışçıl yoldan” çözümü için hem PKK’nin talepleri konusunda hem de kendi geleceÄŸi açısından Türkiye’den güvenceler istiyor. Güvence almadan harekete geçeceÄŸe benzemiyor. CumhurbaÅŸkanı Abdullah Gül’ün (sonradan yumuÅŸatılan) “Kürdistan” açılımı bu yönde atılmış bir adıma iÅŸaret ediyor ancak Türkiye'nin tutumu Kürtlere henüz güven vermiyor.
Bir kere Türkiye bunca acı bedele ve tecrübeye raÄŸmen bu sorunun kendisinden kaynaklandığı gerçeÄŸini kabul etmiyor. Ayrıca çözüm konusunda net bir tutum almıyor. Sadece çözecekmiÅŸ gibi yapıyor Ortada yerde de bir dizi belirsizlik duruyor. Kürtler bu nedenle tedbiri elden bırakmak, bütün yumurtalarını konferans sepetine doldurmak istemiyor.
Kürt politikası iflas eden Türkiye tarihinde ilk defa farklı bir arayışa giriyor , resmi politikasını revize ediyor, bazı ‚normalleÅŸme‘ adımları atıyor, bir yandan yeni bir politika oluÅŸturmaya, diÄŸer yandan kanlı ve kirli geçmiÅŸinin bilançosunu çıkarmaya, günahlarından arınmaya çalışıyor ancak sürecin ciddi manada riskleri de bulunuyor.
Risk daha çok Türkiye’deki kafa karışıklığından ve devletin alışkanlıklarından kaynaklanıyor.
Zira sorun esas olarak içeridedir. Dolayısıyla bu iÅŸi önce içeride çözecek ve Kürtlere samimi olduÄŸunu gösterecek olan Türk devletinden baÅŸkası deÄŸildir. Kabul edelim ki sorun çok karmaşık ve çok bileÅŸenlidir. Ancak devlet ortaya çözüm yolunda bir irade koyarsa, zaman da alsa arkası gelecektir.
Türk devletinin herÅŸeyden önce geçerli bir ‚çözüm planı‘ oluÅŸturması, savaşın devam etme riskini artıran hava ve kara operasyonlarını durdurması gerekir. Ardından Kürtlerin insani, ulusal ve demokratik haklarını tanıyacağının, Kürtleri ‚sözde deÄŸil özde vatandaÅŸ‘ olarak kucaklayacağının, Kürt halkının mevcut sınırlar içerisinde kendisini yönetmesine olanak saÄŸlayacağının güvencesini vermelidir.
Ayrıca Kürtleri birbirine düÅŸürmekten de vazgeçmelidir. Irak Kürtleriyle iliÅŸkisini PKK’yle savaÅŸmak için deÄŸil, uzlaÅŸmak için kullanmalıdır. PKK’ye dayatmalarda bulunmak yerine ‚ikna‘ yöntemini benimsemeli, bunun araçlarını üretmeldir.
PKK cephesine gelince; PKK’nin, Amerika veya Iraklı Kürtler istedi diye hedeflerinden vazgeçmeyeceÄŸi ve teslimiyeti kabul etmeyeceÄŸi biliniyor. Kaldı ki PKK çeÅŸitli defalar hangi koÅŸullarda silah bırakacağını da açıklamış bulunuyor.
PKK, Kürtlerin temel haklarının yasal ve anayasal güvencesi saÄŸlanmadan, Öcalan muhatap alınmadan ve Öcalan‘ın özgürlüÄŸü konusunda geçerli güvenceler alınmadan silah bırakacak gibi görünmüyor.
PKK ayrıca sorunun kalıcı bir ÅŸekilde çözümünü Türkiye’nin kendi çözümünü üretmesinde görüyor. Bu amaçla sık sık çaÄŸrılar yapıyor. “Sorunu aramızda çözelim, Amerika’yla ve baÅŸkalarıyla deÄŸil” diyor.
PKK, Kürt Konferansı’nın toplanacak olmasına da prensip olarak olumlu yaklaşıyor. Kürtlerin bir araya gelmelerini, birlikte çözümler aramalarını ve ulusal bir strateji oluÅŸturmalarını destekliyor.
Ancak konferanstan PKK’ye “dayatma” anlamına gelebilecek herhangi bir sonucun çıkarılmaya çalışılmasına da karşı çıkıyor. Bu amaçla yapılacak olan konferansa katılmayacağını söylüyor.
Sorunun ‚barışçıl çözümünü tartışmaya “evet” ama silah bırak dayatmasına “hayır” diyen PKK, bunun için yukarıdaki koÅŸulların gerçekleÅŸmesinde ısrar ediyor.
Buna raÄŸmen özellikle Türkiye’de PKK meselesinin yakında sona ereceÄŸi gibi bir hava yaratılıyor. Bunun gerçekle alakası yok ancak, birileri de Amerika’dan alınan desteÄŸin yeterli olacağını düÅŸünüyor. Amerika istedi diye PKK’nin ortadan kalkacağı yanılgısı yaÅŸanıyor...
Oysa geçmiÅŸte Türkiye Amerika ve Iraklı Kürtler’in desteÄŸine raÄŸmen PKK’yi tasfiye edemedi. Bugün de bunu kuÅŸatma ve dayatmayla yapmasının olanağı yok.
Son olarak; Türkiye’nin Kürt politikası iflas ettiÄŸi için çözüm arayışları güçleniyor. Bunu esas olarak Kürtlerin yenilmezliÄŸi saÄŸlıyor. Buna Amerika’nın Irak Kürdistanı‘nı Türkiye’ye bırakıyor olmasını da eklemek gerekiyor.
Bu iki temel geliÅŸme Türkiye‘yi Kürt ve Kürdistan meselesinde yeni bir politika oluÅŸturmaya, Kürtlerle yapıcı ve kalıcı bir iliÅŸki kurmaya zorluyor. Barışçıl çözümün güçleniyor olmasının nesnel zemini asıl olarak burada yatıyor.
Bu sürecin derinleÅŸmesi ve baÅŸarıya ulaÅŸmasının yolu da 1- Barzani'nin PKK konusundaki direncinin sürmesinden, 2- Türkiye'nin kendi Kürtleriyle ( PKK veya DTP) görüÅŸmesinden geçiyor.
Açıkça söylemem gerekirse Barzani'nin PKK'ye karşı silaha sarılacağını sanmıyorum. Belki dış baskılara eskisi gibi açıktan direnemez ama savaÅŸa da girmez.
Talabani'nin frenine basması da bunu gösteriyor. Bu nedenle ortada fol yok yumurta yokken Barzani'nin tu kaka edilmesini doÄŸru bulmuyorum.
Ayrıca Irak Kürtlerini muhatap alan Türkiye'nin çok geçmeden kendi Kürtleriyle konuÅŸmaya baÅŸlayacağını da düÅŸünüyorum.
Newroz ve yerel seçim sürecinde bunun da iÅŸaretleri verilmiÅŸtir. DTP yeni dönemin aktörü olarak yükselmektedir.
Iraklı Kürtlerle pazarlığa giriÅŸen Türkiye eÅŸ zamanlı olarak DTP'nin kapısını da çalması gerekmektedir.
Yasemin Çongar'a bakacak olursak Türkiye kendi Kürtlerinin kapısını çalmıştır...!
Bilmiyoruz... Bekleyip göreceÄŸiz..
Temkinli olmalı, tedbiri elden bırakmamalıyız ancak, süreci de doÄŸru okumalıyız...
28.03.09



