E-bülten
Bu yazıyı beğendiniz mi?

Sonbahara hüzün düştü... gözlerim sonbahar şimdi...
gözlerin sonbahar...
Hüzün; gidilirken bırakılan umarsız bir bakıştır
Bir damla gözyaşıdır yalnız gecelere düşen
Bermuda şeytan üçgeninde ruhun girdaplara yakalanmasıdır
ve
Hiç bir koşulda geriye dönüşü olmayan bir zamandır
Biraz siyah biraz mavi...
Güneşin ilk ışınları ile birlikte, ruhumu boğazlayan inanılamaz bir sıkıntı ile uyandım. Ağır bir şeyler sallanıyordu boşlukta. Gün ise tam aksine bahara çalıyor, her renk ve kokuya bürünmüştü.
93 saat 11 dakika; umudun işkenceye dönüştüğü bir zaman dilimi, koca bir asır gibi uzun ve ağırdı... ruhum; iki inanılmaz ayrıntı arasında bocalayıp duruyordu. Ölüm ve aşk arasında gidip geliyordu. Bir yanım “yok” olmaya vuruyordu, diğer yanım bahara...
Gün batıma vurduğunda, güneş bir kısım ışınlarını keskin bir çizgi gibi Dom Kilisesinin üzerinde am Rhein nehrine ulaştırıyordu... Geriye kalanlarla da gökyüzünü kızıl bir güruha çeviriyordu. Bir süre sonra zaman Lacivert bir geceye vurdu. Hayat; siyah ile mavi arasındaki bir an’a çekildi, anlamsız...
Gri tonlara baskın gelen laciverttin sonsuz boşluğa aktığı bir zamandı. Her şey adım adım hüzün oluyordu.
Buğulandı gözlerim... ıslak bir geceye dönüştü yalnızlığım... bir çığlık gibi ruhumu yırtıyordu gizli gözyaşlarım...
Hüzün; herkesin en çok yaşadığı bir zaman dilimiydi, hepimizin en çok yaşadığı duyguydu. Belki de yaşamın gerçek yanı, olması gerekendi.
Son kez yüreğimi paralayan çaresizliğimden gece karası bir çay demledim senin için, bütün umutlarımı Lacivert geceye sürdüm ve bir daha yüreğim hiç konuşmamacasına sessizliğe gömdüm, sen mutlu olasın diye! Sevmek; karşıdakinin mutluluğunu istemek değimliydi?
Ve son kez saçlarını düşürdüm sineme am Rhein nehrin kenarında, son kez dokundum hayalimdeki düşüne, saçlarını tel tel okşadım, kokladım, hala aynı büyüleyen koku ile duruyordu. Sonra bedenimi paralayan aşk acısını yüreğimle birlikte suyun derinliklerine fırlattım. Şimdi her şey koca bir boşluktu, hayatta...
Gecenin bir yanı hüzne diğer yanına ise senin siluetine dönüştü. Geceye düşen siluetini yıldızların soğuk, soluk, solgun ışığında toplamaya başladım am Rhein nehrin kıyısında, yoktun, çok ırak bir zamandın...
Artık dokunamazdın yanaklarıma, geceye yıldız gibi akan gözyaşlarıma, onlar hüzündü şimdi... am Rhein nehrine hüzün yağıyordu sabaha karşı saat 2.27’ye vurduğunda.
Dom Kilisesinin çanı gökyüzünün boşluğunda sonsuza akan bir çığlık gibi inlerken, ben; Lacivert Gecenin içinde yalnızlığım ve çaresizliğime çılgınlar gibi koşuyordum. Ne, am Rhein nehrini karşıdan karşıya geçmek için kullanılan asma köprüye aşkları sonsuzlaşsın diye asma anahtarlar asan çılgın aşıklar ne de hırsında dalgalara saldıran sarhoşlar anladı, benim neden Lacivert Geceden çaresizliğime koştuğumu ve de Dom Kilisesi çanının neden acı acı çaldığını. Bir tek kocaman asma anahtarın üzerine K harfini yazdıktan sonra asma köprüye asan ve anahtarları gece karanlığında nehrin derinliklerine fırlatan, hava almak için dışarı fırlayan balığın ağzında anahtarları kaybolan aşık anladı...
Kırılgan ruhumu toparlayabilmek için ellerimi am Rhein nehrin suyuna değdirdiğimde yaşamımda yer alan her şey mor menekşe kırılganlığındaydı. Her şey bir başka zaman olmuştun ve kasıklarımdan başlayan bir sancı bedenimi yavaş yavaş esir alıyordu. Boğazımı ise bir yumru sıktı, nefesimi kesti. Ruhumu bu sarsıcı sancıdan kurtarmak için ağır adımlarla gece karanlığına karıştım. Zaman zaman ben gece olmuyordum bezen de gece bana dönüşüyordu. Durmadan yürüdüm, hüzünde... Hüznüm geceye akıyordu gece ise bana. Yıldızlar am Rhein nehrine düşüyordu, ben üşüyordum. Yasam bir sözcük yakınlığındaydı ve ben ilk kez gizli ağlıyordum.
“Yalnız ve paramparça aşktan hasarlı...” diye bütün sayfalara kocaman bir yalan düştü, kendisine ait olmayan, başkası adına yaşadığı zamanları tanımlarken...
Sonra sabaha karşı yorgun düşünce bedenim, oracıkta bütün düşlerimi yaktım senden önce veya senden sonra olanları. Bütün zamanların bileşkesi yaptım çaresizliğimi, yaşadığım bütün aşkları yalan kıldım, tanrısal bir kudretle senin olmadığın bütün gece ve gündüzleri haram kıldım.
Bir yanım ölümle savaş halinde, diğer yanım aşkın pençesinden... şimdi elimde iki şey kaldı; hüzün ve...
Yorum Yaz
Yorumlar (5 Yazılmış)
-
Gönderen üzen askin kim??????????, 30 Mayıs, 2009 20:11:07nekadar icten yazmisin duygu yüklü bir ask sizi üzen bu aski kiskandim dogrusu umarim birdaha üzmeyen bir aski yakalarsiniz yüreginize saglik
-
Gönderen _*gündi_*, 14 Mayıs, 2009 01:14:04sonuçta şerif kaplan yazıyor insanın içine işliyor dalıp gidiyor hiç sıkıcı gelmiyor kendimde hep br şeyler buluyorum yazılarında buda bana çok farklı biz haz veriyor bu güzel fikirleri ve duygu dolu yazılarını bizimle paylaştığınız için zorspas heval şerif
-
Gönderen nefretLi_R0j, 10 Mayıs, 2009 19:10:09bi inSaNın İçiNdEkİ dUYgULaR aNCaK Bu kAdAR içTEn vE GerçEKÇi OLaBiLİr.. emeğine sağlIK dAyIcImm...
-
Gönderen _*gündi_*, 06 Mayıs, 2009 01:15:54Sonra sabaha karşı yorgun düşünce bedenim, oracıkta bütün düşlerimi yaktım senden önce veya senden sonra olanları. Bütün zamanların bileşkesi yaptım çaresizliğimi, yaşadığım bütün aşkları yalan kıldım, tanrısal bir kudretle senin olmadığın bütün gece ve gündüzleri haram kıldım. RUHUMDAKİ ŞEYTANIN ENSESİNDEYİM
-
Gönderen gülistan, 05 Mayıs, 2009 23:07:09artık yıpranan ruhların ardından saklı kalınan birtek hüzün rengidir .... şimdi bende kalan ise yalnız hüzün ve ...



