Bu yazıyı beğendiniz mi?

(toplam 23 oy)

Arşiv

Pt Sa Ça Pe Cu Ct Pa
12345
6789101112
13141516171819
20212223242526
272829

image

Hasan Cemal’ın Murat Karayılan ile yaptığı röportajla güncelleşen Kürd sorunun “çözümü” noktasındaki tartışmaları ilgi ile izliyorum.

Bazılarının iyi niyetinlerinden, hümanist, insancıl yapılarından kaynaklanan, gerçekten olaylara sadece insan hakları çerçevesinden bakan, hiç bir insanın ölümünü istemeyen, var olan sorundan dolayı sürüp gelen çatışmalı ortamdan kaynaklanan insan ölümlerinin durdurulması için öneri ve görüşler ileri sürerken, bazıları da her zamanki gibi art niyetlerinden kaynaklanan, sinsi, ırkçı ve kurnaz “düşünceler”ini dillendirerek, daha çok insanların  nasıl “öldürülebileceğinin” yollarını arıyorlar. Kesinlikle “çözüme” yönelik ufacık bir iyi niyetleri olmadığı gün gibi aşikardır. İlk bakışta çok masumane gelen bu önerilerin üzerleri birazcık kazıyınca her şey apaçık ortaya çıkıyor. Öreneğin, devletin basın içindeki önemli kalemlerinden bir olan Ertuğrul Özkök  gibi insanların getireceği çözüm ne ise devletin samimiyeti de o kadardır.   

Herhalde dünyada başka bir benzeri olmayan, bu kadar şarlatan, ahlaksız, ilkesiz, tek ses olan bir basın var o da Türkiye’de. Sanki ilk kez duydukları bir şeymiş gibi Murat Karayılan’ın söylemlerine atıftan bulunarak çözümler üretmeye başlıyorlar. Bir bütün olarak bakıldığında kendilerince her zamanki gibi bir şeyler yapıyorlar, başlatıyorlar, çatıştırıyorlar, savaştırıyorlar, barıştırıyorlar... kısacası her şeyi kendilerince pişirip kendilerince yiyorlar. “Sorun” var diyorlar ama sorunu sahiplerine sormadan çözmeye çalışıyorlar. Haktan, hukuktan konuşuyorlar, yol haritalarından tutun ta kimin hangi cezaevinden yatacağına kadar veya hangi ülkeye gönderileceğine kadar düşünüyorlar. Sanırım bir tür alışkanlıktır, genetiksel bir hastalık olmalı, başkası adına düşünmek, başkası adına karar vermek.

Kürd sorunu ile ilgili son günlerdeki tartışmalar sadece basınla ilgilidir ve esas soruna taraf olan, zaten tek saat dahi durmadan “imha” ve “yok” etmeye yönelik saldırıları devam ediyor. Bunlara bakıp hala bir “iyimser” hava yaratmak sadece ve sadece Kürd tarafını yanıltmaktır.

Bunları anlamak bir şekilde mümkün ama Kürdler adına konuşanlardan bazıların da aynı paralelde konuşmaları beni düşündürtüyor ve de endişeye kapılıyorum.  Neymiş efendim, Cumhurbaşkanı konuştu, başbakan iyimserleşti, DTP ile görüşecek, bilmem Genelkurmay başkanın açıklamasını şöyle yorumlamak gerekir vs vs uzayıp giden esasen içeriğinde hiçte iyi niyet taşımayan bu “iyimser” düşünme tarzının sadece mevcut Kürd hareketinin nasıl “tuş” ederize yöneliktir.

Yakın tarihe baktığımızdan bile görülen şey çok nettir, egemenlerin Kürd sorunun noktasında tek bir çözümleri var o da yok ve imhadır.

Egemenlerin Kürdlerle ilgili düşünceleri bu kadar netken, tarihin herhangi bir döneminde bir şeyler arayıp, varmış gibi “iyimser” argümanlarla kitlelerin sunmak sadece kitlenin enerjisini boşa harcamaktır. Küçük bir örnek vermekte gerkirse;

En çok Kürdler adına konuşan ve Atatürk’ü bir şekilde dillendirenler şaşırtıyor beni. Atatürk’ün hiç bir zaman Kürd gibi bir derdi ve sorunu olmadı. Ne ilk meclis kurulurken nede başka bir zaman Kürdün doğal hakları ile ilgili bir hesabı olamadı. Evet, hesabı vardı; Türk olmayan herkesi Türk yapmak. Onun dışında kalan herkes yasaklı ve yok edilmeye mahkumdu ve sistemini de ona göre kurdu. Her lider kendi gücü ve çapı oranında diktatördür ve sadece kısıtladığı özgürlükler üzerinde varlığını sürdürür. Özgürlüklerin geliştiği yerde o olmaz. Atatürk’de diktatördü ve sistemini ona göre şekillendirdi. Evet, ilk etapta Kürdlerle anlaşır gibi göründü ve işi bittince de sırtını döndü, imhasını onayladı. İşe de Şeyh Sait ve arkadaşları ile başladı. Ne acı ki Şeyh Sait’ın “Torunlarından” bazıları ise o sisteme hizmet için ellerinde geleni yapıyorlar. (ayrıca bir yazı konusu.)

Yıllardır insanlar öldürülüyor. Yüz binlere varan aileler ortalıkta perişan oldu. Bu savaşta zarar görmeyen hemen hemen hiç bir Kürd kalmadı ve daha hepimizin bildiği şeyleri bir kez daha sıralamama gerek olmadığını biliyorum. Durum böyle iken bir iki kişinin “iyimser”likleri ile bu sorun asla böyle çözülemez.

Devletin Kürd sorunun çözümü noktası; PKK'nin koşulsuz silah bırakması, Kürdlerin insan olmaktan kaynaklanan doğal haklarının verilmesi değildir, sadece bir tür basit şeylerle bugüne değin verilen mücadelenin tasfiye edilmesidir. başka bir çözümü yoktur. keşke olsa, tek insan ölmeden bu sorun çözülse.
 
Kürd tarafının da bu noktada doğru durmadığını düşünüyorum. Bunca zamandır Kürd halkının verdiği mücadele o kadar basit noktalara indirgenemez ve bence bu noktada doğru bir duruş içinde değildirler. Bütün dünya için mevcut olan, insanın kendisine ait olanı bir “lüks, zamanı geçmiş değerler” olarak görmenin doğru olmadığını düşünüyorum. Hala bütün halklar Ulus-Devlet modeli ile kendilerini koruduklarına göre, hatta dahada geliştirdiklerine göre, o kadar da yabana atılacak bir şey, zamanı geçmiş lüks bir şey değildir. Ulus-Devlet veya Bağımsız Kürdistan için koşullar elvermeye bilir ama gözardı edilmemesi gereken bir noktadır.
Haklar noktasında “çıtayı” mümkün olduğu kadar en aşağıya çekmek doğru bir politik duruş ve çözüm noktası olmadığı gibi “baskı” unsuru olarak çözüme katkı sunacağına da inanmıyorum.

Kısacası Kürdler sağlam durmadıkları müddetçe, ulusal bir çizgide durmadıkları sürece, basit açıklamalardan “iyimserliğe” kapılmanın doğru bir duruş olduğunu düşünmüyorum. Kürd meselesinin böyle çözülmeyeceği de çok aşikardır. Keşke tek insanın burnu kanamadan bu sorun çözülseydi...    

serifkap@googlemail.com

 

  • email Arkadaşına gönder
  • print Yazıcı versiyonu
  • Add to your del.icio.us del.icio.us
  • Digg this story Digg this

Yorum Yaz comment Yorumlar (1 Yazılmış)

  • Gönderen serdest, 31 Mayıs, 2009 00:46:07
    BİR DENİZ KAN DÖKÜLDÜ OTUZ BİN KÜRD GENCİ TOPRAĞA DÜŞTÜ ELLİBİN AYDIN YAZAR ÇİZERİMİZ ZİNDANLARDA ÇÖRÜTÜLÜP SAKAT BIRAKILDI YEDİ BİNDE FAZLA KÖYLERİMİZ BOŞALTILDIP MECBURİ İSKANA TABİ TUTULDU YÜZBİNLERCE İNSANIMIZ YURT DIŞINDA SEFALETLE BOĞUŞTURULDU KÜRDİSTANDA NAMUSUMUZ TARUMAR OLDU. ULUSUMUZUN EN KUTSAL KURUMU OLAN AİLE DÜZENİ TOP YEKÜN DARMA DAĞINIK OLDU. ÖDENEN BU BEDELERE KARŞILIK BİZE REVA GÖRÜNEN YERELDE İKTİDAR OLMAK. YANI BELEDİYELERİ GÜÇLENDİRMEK.OH NE GÜZEL???????? sevgili şerif yükardaki makalenizi okuyunca rahatlandım yapmış olduğunuz çalışmanın ne denli isabetli olduğunu gerçekçi bir analizle süreci çok iyi değerlendirdiğinizi bilmenizi isterim kürt özgürlük mücadelesi polikleşerek müthiş bir örgütlü güç haline geldiği bu aşamada burjuvazi süreci çok dikatli izliyerek yöntem değişikliğine gideceği kanısındayım. şu anda ulusal sorun sömürgeler sorunu adlı bir klasik eser okuyorum düşüncenizle bire bir örtüşen bir paragafı yazacağım aynen şöyle diyor(ezilen ulusun ulusal kurtuluş mücadelesi yüksek bir aşamaya geldiği zaman burjuvazi eski cennetinde biraz daha yaşam sürdürebilmesi için gelişen ulusal devrimci güçlere bir takım haklar verir bu haklar( otonomi)/ özerklik= veya federalizm olabilir ezilen ulusun devrimcileri bunları kabul etmemelidir bağımsızlıkta ısrarcı olmalıdırlar) deniyor hal böyleyken ulusal statüsü yok sayılıp üniter devlet içerisinde bir takım kültürel haklar dahi kürtlere reva görülmezken ortada somut hiç bir şey yokken zil takıp oynamanın anlamı nedir...... bence kürtler farkında olmadan büyük bir oyunun içerisindedirler yılardır hüküm süren kirli savaş yüzünde halk bıkmış olabilir psikolojik olarakta bu oyunun farkında olmaya bilirler kürd aydınlarına ne oldu tüm sitelerine göz atım sizin gibi olayı farklı bir pencerede değerlendiren birine rastlanmadım......
© 2009 aktuelbakis.org, All rights reserved.