E-bülten
Bu yazıyı beğendiniz mi?

Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan, çözüm olacaksa 1921 Anayasası’nın esas alınması gerektiğini vurgulayarak, “Ben bundan başka bir belge tanımam. Bu tarihi bir belgedir. Bu anayasa Kürtlerle Türklerin ortak anayasasıdır. İçinde Kürtlere muhtariyet vardır” dedi.
OPERASYONLARI BİR KESİM YAPIYOR
Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan, son dönemlerde artan operasyonların devlet içinde bir kesim tarafından yapıldığına dikkat çekti. Öcalan, “Bunları devlet içinde bir kesim yapıyor. Ergenekon’un işidir. Bunların resmi devlet olduğunu söylemiyorum ama devlet içinde etkili bir kesimdir. AKP demokratik adımları atmazsa sıkışır. Bunlar tarafından sıkıştırılır. Bunların vatandan anladığı siyaset ve ranttır. Bunların iktidardan ve devletten anladığı kendilerine ve kendi yarenlerine devlet imkânlarını peşkeş çekmektir. Bunlarınki tekel ve talan ekonomisidir” dedi.
İTTİHATİ TERAKKİ ZİHNİYETİ GÜCÜNÜ HALA KORUYOR
Bunların İttihat Terakki zihniyeti olduğuna dikkat çeken Öcalan şunları ifade etti: “Mehmet Ali Şahin, Adalet Bakanlığı’ndan ayrılmadan önce bunlar için; ‘bu zihniyet İttihat Terakki Komitacılığı zihniyetidir’ demişti. Bunları biliyor, onları iyi tanıyor. Bu sözü boşuna söylemiyor. İttihat Terakki zihniyeti gücünü hala koruyor. Ergenekon bir kısmı cezaevinde olsa da zihniyeti halen işbaşındadır. Ergenekoncular halen güçlüdür. Bunların yüzyıllık bir geçmişi var. Bu İttihat Terakki Komitacılığı zihniyeti bu dönemde her şey yapabilir. Bilge Köyü, Diyarbakır olayı, İttihat Terakki Komitacılığının devamı olan Ergenekon’un işidir. Bunun gibi yüzlerce, binlerce eylem gerçekleştirdiler. İttihat ve Terakki ilk iş olarak 1908’de Dr. Nazım’ı öldürdü. Sonra Sultan Abdulhamit’e Meşrutiyet adı altında müdahale ettiler. Bab-ı Ali’ye baskın düzenlediler. Sultan Abdulhamit ile Mustafa Kemal’i mukayese ettiğimizde; Sultan Abdulhamit Padişahtı. Padişah demek, sözü kanun demektir, bütün yetkileri elinde bulunduran tek yetkili kişi demektir. Sultan Abdulhamit’i enterne ettiler. Sürgün ettiler. Sonra Sultan Abdulhamit’e ne oldu, ne yaptı bilinmiyor. Sultan Abdulhamit’i enterne eden zihniyet Mustafa Kemal’i de enterne etti, yapanlar İngilizler ve İngilizlerin işbirlikçileridir. Bu açıdan Abdulhamit ile Mustafa Kemal’i birbirine benzetiyorum. Bunu Aslında tarihçiler Mustafa Kemal ile Abdulhamit’i karşılaştırabilirler. Mustafa Kemal’e de müdahale ettiler, kuşattılar. Mustafa Kemal de sonra onlarla uzlaştı.”
1921 ANAYASASI KÜRTLERLE İŞBİRLİĞİNİ ESAS ALDI
Mustafa Kemal’in de Kürtlerle işbirliği yaparak mücadeleye başladığını kaydeden Öcalan 1924’de Kürtlere muhtariyet verilmesi fikrini dile getirdiğini hatırlattı. Öcalan şunları söyledi: “Mustafa Kemal, Kürtlerle işbirliği yaparak bu mücadeleye başladı. 1921 Anayasası Kürtlerle işbirliğini esas alarak hazırlanmıştır. Kürtler Kürdistan Mebusu olarak Meclis’te yer aldılar. Mustafa Kemal, Cumhuriyet kurulduktan sonra da Kürtlere ilişkin düşüncesinden vazgeçmemiştir. Ocak 1924’te de Kürtlere Muhtariyet verilmesi fikrini dile getirmiştir. Resmi belgelerde de var, görmüyorlar mı bunu? Bu tarihten sonra Mustafa Kemal’i kuşattılar. Mustafa Kemal de bu fikrinden vazgeçmek zorunda bırakıldı. Kürtler o dönemde Mustafa Kemal’i tam olarak anlayamadılar. Sonra isyanlar oldu.”
CİNDORUK’UN MENDERES’İN ÖLÜMÜNDE ROLÜ VAR
Menderes olayına da değinen Öcalan, şu değerlendirmelerde bulundu: “Ben geçen hafta da değinmiştim. Menderes niçin idam edildiğini bilmiyordu. Oğul Menderes Demokrat Parti’den istifa etmiş, bu önemli bir noktadır. Şöyle diyor; ‘Cindoruk, Demirel’in hukuki temsilcisidir.’ Cindoruk hukuki, Demirel fiili başkandır. Menderes niçin istifa ediyor? Çünkü bunların babasının ölümünde rolleri vardır. Bunlar o zaman Menderes’le birlikte olmalarına rağmen Menderes’in idamında pasif kalmışlardır. Oğul Menderes, Demirel, Cindoruk onları babasının ölümünden dolaylı olarak sorumlu tutuyor. Nesnel olarak idam edenlerle birlikte hareket etmişlerdir. 6-7 Eylül Olayları, Kıbrıs’taki katliamlar ve Rumların sürülmesi gibi olaylar Gladionun işidir. Amerika’da Rum lobisi çok güçlüdür. Menderes’i o zaman 6-7 Eylül Olayları, Kıbrıs’taki katliamdan sorumlu tutarak Ergenekonculara idam ettirdiler. Oğlu, babasının ölümünü bence iyi çözmüştür. Turgut Özal’ın ailesi, oğlu, ‘babam öldürüldü’ diyor. Bunu kimin yaptığını söylemiyorlar! Bunu onların söylemeleri çok daha önemlidir ama aile bunu söylemiyor, demokrat aydınlar söylüyor! Kardeşi Bakan oldu, bunu söylüyor, oğlu bunu söylüyor ama bir türlü bunu yapanları açıklamaya cesaret edemiyorlar, “Meclis araştırsın”! Diyorlar. Sorumluluğu Meclis’e atıyorlar!”
CHP VE MHP ERGEKENON’UN SİVİL KANADIDIR
Bu dönemde ayrışma olacağına işaret eden Öcalan, MHP ve CHP’nin Ergenekon’un sivil kanadı olduğunu söyledi. Öcalan şöyle dedi: “Bu dönemde belli bir ayrışma olacaktır. CHP ve MHP Ergenekon’un sivil kanadıdır, Baykal Ergenekon’un avukatı olduğunu söylüyor. Ben eskiden beri Baykal’a şüpheyle bakıyorum. Bu dönemde ayrışma daha da olacaktır. MHP de tamamen Ergenekon içindedir. Baykal ve Bahçeli rollerini çok iyi oynuyorlar. Her alanda yapılanmaları var; askeri, sivil her alanda. Birçok alanı örgütlemişler. Bunlar araştırılırsa çok daha büyük şeyler ortaya çıkar.”
TÜRK-İŞ ERGENEKON’UN DERİN BİR AYAĞINI OLUŞTURUYOR
Öcalan, öldürülen Rus milletvekili Gallina ile İranlı Faruhar’ın durumuna da dikkat çekerek Ergenekon ve bazı sendikalar arasındaki ilişkilere ışık tuttu: “Bu öldürülen Rus milletvekili Gallina ile Foruhar –İran’da Millet Partisi’nin başkanıydı- benim gidebileceğim yerlerle ilgili çalışmalar yapmış. 20 Kasım’da öldürülmüşler. Bu öldürme olayı Gafur adında birisinin vasıtasıyla Mustafa Özbek’e rapor ediliyor. Mustafa Özbek, bir sendikanın başkanıdır. Hâlbuki bir sendika başkanının bu işlerle ne ilgisi olabilir? Ama aslında bu bir sendika değil, sendika adı altında örgütlenmeler yapıyorlar. Ergenekon yurt içinde de yurt dışında da hukuk tanımıyor. Bu raporda beni 98’de etkisizleştirmek için İtalya’ya 26 kişiyi nasıl soktuklarını anlatıyor. Onları nasıl etkilediğini anlatıyor. Kaldı ki bu öldürme olayları, bu olaylar sadece bir aylık programlarıdır. Eğer araştırılırsa çok kapsamlı olaylar ağı ortaya çıkar. Başka sendikalar da işin içinde var. TÜRK-İŞ bunun derin bir ayağını oluşturuyor. Kıbrıs’taki seçimlerine kadar müdahale ediyorlar.”
ERGENEKON BÜYÜK BİR KAPANDIR
Öcalan, “Ergenekon büyük bir kapandır. Bu kapandan çıkmak öyle kolay değildir. Buradan çıkmaya çalışanı öldürüyorlar. Gazetelerde Muhsin Yazıcıoğlu’nun eşi, Yazıcıoğlunun telefonun hafızasının kendisine teslim edilmeden önce silindiğini söylüyor. Bunu eşi söylüyor!” dedi.
BUNLARIN BÜYÜK KISMI DIŞARDA
Mazıdağı’nda yaşanan katliama da değinen Öcalan, medyayı eleştirerek katliamın nedenini ortaya çıkaramadıklarını söyledi. Öcalan şunları dile getirdi: “Bilge Köyü’ndeki katliamın nedenini basın ortaya çıkaramadı. Bizim adımıza gazetecilik yapan kişiler de bu olayın üzerine gitmediler. Niye gitmediler, çünkü çizgiyi takip etmiyorlar. Eğer çizgiye bağlı kalsalardı gerçekleri ortaya çıkarırlardı. Bu katliamı yaptıktan sonra bize mal edeceklerdi. Eğer o muhtar ölmeden önce konuşmasaydı olaylar ortaya çıkmayabilirdi, üzerimize yıkabilirlerdi. Bu konuda herkes dikkat etmelidir. Diyarbakır’daki olayı da bizim üzerimize yıkmaya çalıştılar. Bu Ergenekon operasyonunda yakalananlar Ergenekon’un sadece bir kısmı, devede kulak bile değil, devede kıl bile diyemeyeceğimiz kadardır. Ergenekon’un büyük kısmı daha dışarıdadır. AKP, Erdoğan’a suikast planı ortaya çıkınca alelacele Ergenekon için düğmeye bastılar.”
ÇÖZÜM OLACAKSA 1921 ANAYASASI ESAS ALINMALI
Çözüm için 1921 Anayasa’sını öneren Öcalan, “Çözüm olacaksa 1921 Anayasası esas alınmalıdır. Ben bundan başka bir belge tanımam. Bu tarihi bir belgedir. Bunun üzerine yoğunlaşacağım. 1921 Anayasası ayrılıkçı bir anayasa değildir, birleştiricidir, Misak-ı Milli sınırlarını kapsar, ayrışma yoktur. Kürdistan milletvekilliği vardır, Kürtler için muhtariyet vardır. 1921 Anayasası demokratik çerçevede bir anayasadır; Kürtlerle Türklerin ortak ulusal kurtuluş belgesidir. Bu anayasa Kürtlerle Türklerin ortak anayasasıdır. İçinde Kürtlere muhtariyet vardır” diye belirtti.
GÜL’E DAVA ERGENEKON İŞİ
Öcalan, DTP’lilere yönelik baskılar, katliam ve Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’e dava açılmasını ise şöyle değerlendirdi: “Barışın önünde sürekli engel çıkarabilirler. Abdullah Gül’e dava açılması, DTP milletvekillerinin ifadeye zorlanmaları, Bilge Köyü katliamı, Diyarbakır olayı, bunlar hep Ergenekon’un çözümü engelleme çabalarıdır. Bunlar Ergenekon’un sıkıştırmalarıdır, daha da sıkıştıracaklardır. Cumhurbaşkanı’na dava açılıyorsa, her şeyi yapabilirler demektir. Bu dönemde Cumhurbaşkanı ve AKP, demokratik adımlar atmak zorundadır. Cumhurbaşkanı’nın bunu dile getirmesi de boşuna değildir. Eğer adımlar atmazsa onu da tasfiye edecekler. Ya Abdullah Gül, adımlar attırarak onların gücünü azaltacaktır ya da onlar Abdullah Gül’ü enterne edecektir.”
ORDUDA HERKES AYNI DÜŞÜNMÜYOR
Yaşanan askeri operasyonlar konusunda da Öcalan, ordu içinde farklı görüşler olduğuna işaret etti: “Orduda da herkes aynı düşünmüyor. Bazı yerlerde yoğun çatışmalar yaşanıyor, bazı yerlerde de yaşanmıyor ya da az yaşanıyor. Bu da şunu gösteriyor; ordudaki yerel birimler kendi inisiyatiflerini kullanabiliyorlar. Ordunun merkezi de bu operasyonları yapıyor olabilir. Ama biliyorsunuz, ordu içinde de farklı düşünenler var. Hilmi Özkök dört tane darbeyi kendisine dayatılmasına rağmen engelledi. Darbe yapılmasını kabul etmedi.
Her alanda bu böyledir. Seçime de müdahale ettiler. Ağrı ve Halfeti’deki seçim sonuçlarına da müdahale ettiler. Ben her yerde bunlar müdahale ediyorlar demek istemiyorum ama güçlü oldukları yerlerde inisiyatiflerini kullanıyor, müdahale ediyorlar.”
ÜÇ DEMOKRASİ BLOKU
AKP içinde de bu dönemde ayrışma yaşanacağını belirten Öcalan şu tespitlerde bulundu: “AKP de bu dönemde belki adımlar atabilir. Bülent Arınç gibiler demokratik adımlara hız kazandırabilir. Çünkü onlar da kendi aralarında yoğun olarak tartışıyorlar. Ergenekon AKP’nin içinde de önemli ölçüde vardır. Bunlar arasında fikri uzlaşmazlık olacaktır. Bu dönemde ayrışacaklardır. Bülent Arınç da söylüyor, ‘biz muhafazakâr demokratız’ diyor. Türkiye’deki demokrasi bloğunu ben üçe ayırıyorum. Birincisi muhafazakâr demokratlar, AKP içindeki bazıları. İkincisi Liberal demokratlar; Taraf çevresi ve diğer birçok aydın. Üçüncüsü Radikal demokratlar. Ben kendimi ve DTP’yi bu şekilde değerlendiriyorum. Bir de bu blokta yer alan demokratik solu da bu grupta değerlendiriyorum, yani radikal demokratik sol.”
ERGENEKONCU SOL İLE RADİKAL DEMOKRATİK SOL AYRIŞMALI
Öcalan, Ergenekoncu sol ile radikal demokratik solun da kesin olarak ayrışması gerektiğinin altını çizdi: “Kaçtır söylüyorum bu Ergenekoncu sol ile Radikal Demokratik Sol kesin olarak ayrışmalıdır. Daha önce arayış konferansları yapılsın demiştim. Bu konular konferanslarda derinliğine tartışılır. Çatı örgütlenmesi tamamlanmalı. Buna katılanlarla devam edilmeli. Katılmayanlar zaten Ergenekoncu soldur. Eğer Türkiye’de barış ve demokrasinin gelmesini istiyorsak muhafazakâr, liberal ve radikal demokratlar bir araya gelmeli ve birlikte hareket etmeliler. Bu üçü birlikte Demokrasi Bloğunda bir araya gelmelidirler. Yoksa Ergenekon’a karşı başarılı olamazlar, başarı şansını bulamazlar. Hangi blok kazanacak? Bunu çalışmalar belirleyecek. Burada AKP’ye çağrıda bulunuyorum, ne yapacaklarsa açık olarak halkın önünde yapmalıdırlar. Kendi çözüm önerilerini ortaya koymalıdırlar.”
BAŞBAKANA SESLENİYORUM!
Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan’a seslenen Öcalan şu mesajı verdi: “Ben burada Başbakana da sesleniyorum. Eğer Menderes ve Özal gibi olmak istemiyorlarsa demokratik siyasetin önünü açsın. Bu çok önemlidir. Mesela bu konuda İtalya’yı örnek alabilirler. İtalya bu konuda biraz başarılı oldu ama tam değil. Onların halen Berlusconileri var. Ama İspanya daha demokratik hale geldi, daha gelişti. Zapetero demokratik siyasetin önünün açılması konusunda başarılı oldu.”
HERKES TEDBİRLERİNİ ALSIN
Operasyonlar karşısında herkesin meşru savunma tedbirlerini almasını isteyen Öcalan, bir gülün dahi kendisini savunmak için etrafında dikenler oluşturduğunu kaydetti. Öcalan şöyle ifade etti: “Birçok operasyonlar yapılıyor. Meşru savunma çok önemlidir. Bir böcek bile kendini savunmak için çırpınır. Bütün herkes, bütün gruplar için geçerlidir. Sadece gerilla için söylemiyorum, gerilla sivil ayrımı yapmıyorum herkese söylüyorum, DTP için de söylüyorum. Bir gül dahi kendini savunmak için etrafında dikenler oluşturur. Ben daha önceki savunmalarımda da söylemiştim. Benim meşru savunma ile ilgili görüşlerim buradan DTP’den Kandil’e kadar hiç kimse yanlış anlamamalıdır. Ben meşru savunma derken kendilerini savunmasınlar demiyorum, hatta kendi savunmalarını kırk kat daha da büyütebilirler. Ben barış, diyalogdan bahsederken, meşru savunmadan bahsederken kendi tedbirlerini almasınlar şeklinde söylemiyorum. Böyle değerlendirilmemelidir. Biliniyor, daha önce bu konuda söylediğim şey yanlış anlaşılmıştı. Gerillalar sınır dışına çekilsin derken yüzlerce arkadaşımız şehit olmuştu. Ama ben kendi tedbirlerini almasınlar demedim. Kendi lojistik ve ideolojik çalışmalarını yapabilirler, tedbirlerini alabilirler. Konumlamalarını iyi yapabilirler.”
MEŞRU SAVUNMAYI HERKES YAPAR
Öcalan, “Meşru savunmayı herkes yapar. Ben öz savunma kavramını bunun için geliştirdim. Her grubun herkesin, kadınların, özellikle kadınların kendilerini savunmaları gerektiğinden bahsetmiştim. Kendi öz savunmalarını geliştirmeleri gerektiğini söylemiştim. Aynı şey DTP için de geçerlidir. Herkes bilinç ve iradeleriyle kendilerini korumalarını bilmelidirler. Kadınlar için de daha önce kendilerini korumalarını bilmelidirler demiştim. İlginçtir, savunma yapmaları gerekenleri de ben savunmak durumunda kalıyorum. Her grup, herkes kendi bulunduğu alanda kendi savunmasını yapar. Ben illahi herkes aynı savunmayı yapsın demiyorum” ifadelerini kullandı.
HUKUK SİYASETE DAYANIR
Faili meçhullere de değinen Öcalan, bunların açığa çıkarılması için çalışmalar yapılması gerektiğini ifade etti: “Diyarbakır Barosu bölgedeki binlerce fail-i meçhulü araştırmalı, bu konuda bunların açığa çıkarılması için çalışmalar yapmalıdır. Mesela bir hukukçu avukat o alanda binlerce şey ortaya çıkarır. Bu konuda çok önemli büyük savunmalar hazırlar. Son DTP operasyonda içeri alınanlar var. Biliniyor, iki yüz tutuklu içinde avukatlar da var. Kendilerini savunamazlarsa avukatlık da yapamazlar. Çünkü hukukun siyasi temelleri vardır, hukuk siyasete dayanır, hukukun arkasında siyaset vardır. Hukuku bilmek için siyaseti bilmek gerekir. Siyaseti bilmek, siyaset yapmak için de ideolojiyi çözmek gerekir.”
BİR BİTKİ BİR BÖCEK KENDİNİ SAVUNUYORSA, İNSAN DA SAVUNUR
Sürece ciddiyetsiz yaklaşım gösterilmemesi gerektiğini söyleyen Öcalan, meşru savunmaya ilişkin sözlerine şunları ekledi: “Sürece ciddiyetsiz yaklaşım olmamalıdır. Ben bu ciddiyetsiz kişiliği daha önce çözümlemiştim. Bu işlerle uğraşılıyorsa çok ciddi olunmalı. Mahkemeye verdiğim savunmalarımda gül örneğini vermiştim. Bir bitki bir böcek kendini savunuyorsa bir insan tabi ki kendini savunacaktır. Bir dağ kuşatılıyorsa bu kuşatmayı kaldırmak için ne gerekiyorsa yapacaktır. Hatta daha fazlasını yapmalıdır. Bunlar ciddi olmazsa yüzlerce uçakla başlarına bomba yağdırabilirler. Meşru savunma eksiksiz uygulanmalıdır. Meşru savunma için orada herkes kendi tedbirini kendisi alır. Dağdaki gruplar hepsi otonomdur. O anda çekilmesi gerekiyorsa ne yapılması gerekiyorsa kendi kararını kendisi verir. Ama ben çatışmasızlık derken meşru savunmayı yapmayın demiyorum.”
DTP’LİLERİ KUŞATARAK BOĞMAK İSTİYORLAR
DTP’ni ifadeye çağırılmasını “hukuksuzluk” olarak değerlendiren Öcalan, “DTP milletvekillerini de zorla ifadeye çağırıyorlar. Bu hukuksuzluktur. Aslında bu bir kuşatmadır. Birkaç yıldır onları içeri almak istiyorlar. Kuşatarak boğmak istiyorlar, onları teslim almak istiyor. DTP’li milletvekilleri bunları iyi görmelidir, bu oyunlara gelmemelidir. Eğer ifade vermeye gitselerdi onları içeri alırlardı ve bu onursuzluk olurdu. Onları da Leyla onlar gibi içeri almak istiyorlar. DTP milletvekilleri dokunulmazlıkları var, bunu da kullanarak her türlü tedbirini alsın. Teslimiyeti kabul etmek alçaklıktır” diye ifade etti.
AĞUSTOS’UN SONUNDA AÇIKLAYACAĞIM
Çözüm planını Ağustos sonuna kadar açıklayacağını hatırlatan Öcalan bu çerçevede şunları söyledi: “Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, ‘herkes üzerine düşeni yapmalıdır’ diyor. Cumhurbaşkanı olarak bunu söylediğine göre bildiği bazı şeyler var. Bu işler öyle basit değil. Benim burada böyle dar bir hareket alanım var. Ama yürümesini biliyorum. Oysa dışarıdakilerin çok geniş hareket alanları var, imkânları çok ama yürümesini bilmiyorlar. Biz bugüne kadar bir çatışmasızlık sürecini geliştirdik. Daha önce çatışmasızlık için çağrı yapmıştım. Ağustos’un sonuna kadar ben de bir yol haritası açıklayacağım.
Ben bunları yaparken ta 1921 Anayasasını esas alıp buradan başlatacağım. Devlet içinde bugüne kadar çözümün önünde engel olan kimdir? Diye soracağım. Bugüne kadar devlet içinde monolitik, şovenist, faşist kesimler çözümün önünde engel oldu. Ben bunları açıklarken açıkça söylüyorum; o tarihten bugüne kadar çözüme engel olanlardan hesap soracağım. Bunu burada açıkça söylüyorum. Bu açıklayacağım yol haritasından sonra bazı adımlar herhalde atılır. Eğer atılmazsa demokratik çözüm gelişmezse ben Kürtlere diyeceğim ki olmadı. Bunlar çözüm istemiyorlar. Bunlar bugüne kadar sorunu çözmediler, bundan sonra da monolitik, şovenist, faşist politikalarına devam edecek. AKP’yi de deşifre edeceğim.
BEN BURADA BU KOŞULLARDA KİMSEYİ YÖNETEMEM
Kürtlere de siz bunlara karşı ne yapacaksanız kendiniz yaparsınız, kendi kararınızı kendiniz alırsınız, diyeceğim. Ben burada bu koşullarda kimseyi yönetemem. Ondan sonrası için ben sorumlu değilim. Kendi direnişlerini ne kadar genişletirler bilemem. Bundan ben sorumlu değilim. Kimse bundan dolayı da benden karar aldırmasın. Biliniyor, daha önce de bazı kararları benim almam istendi. Benim üzerime kaldı. Hayır, ne yapılacaksa ne karar verilecekse kendileri karar verir. Biliniyor, daha önce bir geri çekilme kararı almıştım, yüzlerce arkadaşımız şehit düşmüştü. Kimse benden böyle bir şey beklemesin. Çatışmasızlık sürecinde en iyi nasıl konumlanacaklarına kendileri karar verir. Benim burada içinde bulunduğum koşulları bilmiyorlar mı?”
DEMOKRATİK TOPLUM KONGRESİ
Demokratik Toplum Kongresi için de fikirlerini dile getiren Öcalan şu önerilerde bulundu: “Bu Ağustos’a kadar bu iki üç aylık süre içinde Demokratik Toplum Kongresi de Diyarbakır’da sürekli hareket halinde olur. Sürekli toplantılar yapar, kararlar alır, açıklamalar yapar. Sürekli çalışmalıdır. Belki bir iki hafta ara vermeler olabilir ama bu sürede de komisyonlar çalışır. Tarihi bir süreçten geçiyoruz. Herkes sorumlu davranmalıdır. Diyarbakır halkının da görüşleri alınır. Mademki orada yüzde yetmiş oy alınmış, Belediye sende diğer kurumlar her şey sende o halde kendi görüşünü de açıklarsın, karar altına alırsın. Demokratik Toplum Kongresi, diğer illerden, diğer kurumlardan görüş alır, hepsinin görüşünü alır. Demokratik Toplum Kongresi’ni bir bayan bir erkek yürütebilir.”
MUHATTAPSIZ ÇÖZÜM OLMAZ
Öcalan, çözüm muhatapsız olmayacağına vurgu yaparak, “Devlet katında bazılarının dediği gibi ‘eğer bir çözüm olacaksa da muhatapsız bir çözüm gelişmeli’ yaklaşımı olmaz. Olmaz öyle bir şey, o şekilde barış gelişmez” diye belirtti.
Öcalan, çözüme CHP ve MHP inden bazı kesimlerin de destek verebileceğini dile getirerek, “Ben CHP’nin tamamı karşıdır demiyorum. CHP içinde bu sorunun çözümünü isteyen kesimler de var. Bu dönemde ayrışma olacaktır. Ergenekon’u savunanlar ile demokrasiyi savunanlar arasında bir ayrışma olacak. MHP içinde de çözümü destekleyenler olabilir” dedi.
ERMENİ VE SÜRYANİLERE DE SESLENİYORUM
Öcalan, Irak ve Suriye için de KCK tipi örgütlenme önerirken, Ermeni ve Süryanilere çağrıda bulundu, İran’daki idamdan kaçanlar, sürgünler için Bradost bölgesinde bir kamp kurulabileceğini söyledi. Öcalan şöyle konuştu: “Irak ve Suriye’deki Kürtler de KCK tipi yapılanmalarını demokratik örgütlülüklerini geliştirebilirler. Ermeni ve Süryanilere de sesleniyorum, onlar da demokratik örgütlenmelerini, demokratik komünlerini geliştirebilirler. İran’daki idamdan kaçanlar, sürgünler için Bradost Bölgesinde bir kamp kurulabilir. Bunu daha önce belirtmiştim.”
Öcalan son olarak kendisine ulaşan mektuplar olduğunu söyleyerek şu mesajı verdi: “Cezaevlerinden gelen mektuplar var. Aslında hepsini söylemek istiyordum ama hepsine cevap veremiyorum. Edirne, Tekirdağ, Bolu, Konya ve diğer birçok cezaevinden gelen mektuplar var. Geçen hafta bana gelen mektupların yarısını da vermediklerini size söylemiştim. Hepsine selamlarımı iletiyorum, çalışmalarını devam etsinler. Ayrıca demokratik çözüm için cezaevindeki arkadaşların da görüşleri alınmalı ya da bana mektupla görüşlerini bu şekilde bildirebilirler.”
ANF NEWS AGENCY



