E-bülten
Bu yazıyı beğendiniz mi?

Bitlis’i konu alan bir yazı çalışması için Bitlis’le ilgili ne bulsam topluyorum bu günlerde. Bana ulaÅŸan kitaplardan bazıları Mehmet TÖREHAN SERDAR isimli bir öÄŸretim görevlisine ait. Bu zat, kısa özgeçmiÅŸine bakılırsa, Bitlis’li biri. 12 Eylül’ün öÄŸretmenlerinden. Tarih ve kültür alanında bir çok “Eser”in olduÄŸunu iddia etmiÅŸ.
Bu “eser”lerden ikisini okudum. Bunlarla ilgili yazmamak için kendimi ne kadar zorladıysam da , bu zaptedilmez isteÄŸin önüne geçemedim.
“Bitlis (1915-1916) Tehcir-göç-iÅŸgallere kurtuluÅŸ” adlı kitabında, Bitlis ve çevresindeki Ermenileri, Rus iÅŸgalini ve isyanları anlatmış. Resmi tarihin görüÅŸ ve söylemlerini az çok bildiÄŸim için anlattıkları beni fazla ÅŸaşırtmadı. Ama bu zaten bazı tespitleri, resmi tarihin ötesinde, kin ve öfkenin, kendini kabul ettirmenin, küfürle övgü ve ödül kazanacağına olan inancın dayanılmaz çekiciliÄŸiyle kuÅŸatılmış olduÄŸunu görünce bazı ÅŸeyleri söylemek kaçınılmaz oldu.
Bu zat’a göre, Bitlis’te ve Kürtlerin yaÅŸadığı coÄŸrafyada Kürt diye bir halk yok. Ermeniler ise, tüm yaÅŸadıkları trajediyi hak etmiÅŸler. Kitabın bir bölümünde yine bir baÅŸka kitabından alıntılayarak Ermenilerin sürekli göçe tabi tutulma nedenlerini ÅŸöyle sıralamış:
“-Ermenilerin paraya ve servete düÅŸkünlükleri…
-Ermenilerin maceraperest bir ruha sahip olmaları.
-Ermenilerin tarih boyunca hamilerine karşı, ihanet içinde bulunmaları.
-Ermenilerin içlerinde insan sevgisinin olmaması, bu sevginin yerini menfaatin alması…”
Tüm bunların Ermeni tarihine yön vermiÅŸ olduÄŸunu iddia ediyor.
Bu deÄŸerlendirmeyi yapan bir tarihçi. Aynı zamanda bir öÄŸretim görevlisi. Yani akademik bir unvandan söz ediyoruz; bilimi, olguyu esas alan insanlardan…
Åžu bir gerçek. Tarihin kimler tarafından yazıldığı her zaman önemli olmuÅŸtur. Ama bir halkı, onun tarihini psikolojik veya duygusal özellikleriyle izah etmek galiba tarihte ilk kez yapılıyor. Kaldı ki bu özellikleri bir halka mal etmek, ne sosyolojik, ne de psikolojik bir izah sayılır. Ermeniler için “insan sevgisinden mahrum olduklarını” iddiası, sadece bir deli saçması deÄŸil, aynı zamanda egemen otoritenin bir tür yalan zehirlenmesidir. Delilik sınırına böyle varılabilir. 12 Eylül’ün yüzlerce profesörü , kızılaydan eÅŸya dağıtır gibi diploma dağıttığını biliyoruz. Bakkaldan diploma alıp prof. olanların birkaç kuÅŸağı dumura uÄŸrattıkları da artık sır deÄŸil. Ama asıl ÅŸaşırtıcı olan, deÅŸifre olmuÅŸ resmi tarihin, psikolojik refleksin, artık gülünç kaçan inkâr ve yalanın hâlâ sürdürülüyor olmasıdır. Bir öÄŸretim görevlisinin bir halk için böyle olur olmaz tespitlerde bulunmasını hangi bilimsellikle, hangi sosyolojik tahlille açıklayacağız. Buna Akademik unvana sahip olan bir baÅŸka prof. neden karşı koymaz. Saçmalamanın böyle sınırsız olmasının kime ne faydası var. Yazarın kitabında sık sık Ermenilerden kâfir diye söz etmesi ya da tecavüzcü demesi neden bilim insanlarını rahatsız etmez. Böyle bir meslektaÅŸla aynı unvanı taşımak, neden rahatsız edici olmaz. Böyle birine nasıl tarih ve kültür adamı denir. Bu sorulara elbette yanıt bulunmalıdır. Daha da önemlisi Bitlis’li olan bu zat’ın Kürtleri inkâr etmesidir.
Yazar “Mevlana Ăşık Åžükrî-i Bitlisi” adlı kitabında Åžükri-i Bitlisi’nin ÅŸiirlerini irdeliyor. Åžair bir yerde “… Arabi söylerem veli Kürdüm..” der. Bu “Kürt” sözcüÄŸü yazarın kanına dokunmuÅŸ olacak ki hemen sayfanın altına not düÅŸmüÅŸ:
“Kürt kelimesi ile tanımlanan toplumun ilk nüvesi Kürt adlı Türk kabilesi teÅŸkil etmiÅŸ olabilir. Ancak bu gün karşımıza Kürt diye çıkan toplumun içerisinde daha bir çok Türk aÅŸireti vardır ki, bu genel isim altında toplanmışlardır… Kürt isimli Türk asıllı kabile Türklerinin…” diye devam ediyor.
Son satırı birkaç kez okudum “Kürt isimli Türk asıllı kabile Türklerinin…” Bu nasıl bir tanım anlayabilmiÅŸ deÄŸilim. Herhalde Ermenilerin insan sevgisinden yoksun oldukları iddiası kadar absürd, kin ve öfkeyle perdelenmiÅŸ, resmi ideolojinin ve otoritenin övgüsünü almaya endeksli bir baÅŸka saçma yorum olamaz.
İnkârın yada hasımlarını küfürle itham ederek duygularını tatmin etmenin bir iz düÅŸümü olan bu ifadeler, herhalde kendilerine de komik geliyordur.
Zira Kürtlerin varlığı artık bu kadar gözü kara ÅŸekilde inkâr edilmiyor. Türkiye kamuoyu Hrant’ları tanıdıktan sonra, Ermenilerin insan sevgisinden yoksun olduÄŸu iddiasına itibar etmiyor.Tüm bunlara raÄŸmen hâla Ermenileri küfürle, Kürtleri inkârla izah eden çıkıyorsa, oraya kara bir cahil diyeceÄŸiz, yada kendini baÅŸkasında izah eden bir aymaz.
Kim nasıl yorumlar bunu bilemeyiz. Ama ÅŸunu biliyoruz. Bu bayatlamış akıl dışı tezler, ne toplum nezdinde, ne de siyasi otoritelerce artık itibar görmüyor. Çünkü dünya deÄŸiÅŸiyor. İnkârın imkânsızlaÅŸtığı bir çaÄŸdayız. Åžimdilerde neredeyse yüzyıllık inkâr politikası inkâr ediliyor. Bu durum inkâr sisteminin bekçileri için, özellikle de dalkavukları için hazmı zor bir geliÅŸme ama sindirmek zorunda kalacaklar, baÅŸka çareleri yok.
Türklerin güzel bir atasözünde söylendiÄŸi gibi , “Geçti Bor’un pazarı, sür eÅŸeÄŸi NiÄŸde’ye”…
Bingöl M Tipi Kapalı Cezaevi
Yorum Yaz
Yorumlar (6 Yazılmış)
-
Gönderen sorxwin, 26 Haziran, 2009 17:49:43acaba ben izin alarak hacamızı ziyaret edeblirmiyim bingolüyum
-
Gönderen kesa, 15 Haziran, 2009 18:59:25Dünyada bir benzeri daha var mı dır? Öğretim Görevlisi gibi akademik ünvana sahip olan bir insanın kendi benliğinden be haber olması. Diğer bir yandan, haksız yere katledilen, bir millete bu ittaamlarda bulunması; Sözde yazarı'da iyi tanırım, böyle bir kitabı yazmak için Devletin bütün imkanlarını ona seferber edilmesine, rağmen inandırıcılıktan yoksun yalanlarla, donatılmış kara bir kitap yazabilmiş. Buna Bağlantılı Bir Fıkra aklıma geldi. Bir Gün , Amerikan,,İsrail, Rus ve Türk Istıhbarat Birimleri arasınada bir yarışma düzenlenmiş, Ormanda bir zürafa yı serbest bırakmışlar, zürafayı en kısa süre içersinde kim bulup getirecek diye, ABD,RUS,ISRAİL İstihbaratı hemen kısa sürede zürafayı bulup getirmişler, sıra Türk Istıhbaratına gelmiş Zürafa Salıverilmiş, 1-2 gün geçmiş ormanda ne zürafa ne de Türk Istıhbaratı varmış. Diğer 3 ıstahbarat örgütleri bunları aramaya koyulurken bi bakmışlar ki Bir fil'i önlerine atmış geliyorlar fil'in her tarafı kan revan ,içinde sigaralar üstünde söndürülmüş, ve ben fiil değilim ben zürafayım.demiş.
-
Gönderen EDITOR, 11 Haziran, 2009 23:45:28Sevgili Bedri, Yazarimiz Edip Yalcinkaya'ya her ay duzenli olarak yazilari ile ilgili yazilan tum yorumlari posta yolu ile gonderiyoruz. Yani bu yorumunuz kisa bir surede kendisine ulasacaktir. editor
-
Gönderen bedri , 11 Haziran, 2009 23:35:45bu yorumumun sana ulaşamayacağını biliyorum yoldaş ama şunu iyi bilmeni isterim bu zatı muhteremi çok iyi tanırım.zatı şanelerinin kendileri de ermenidir.aslında üzerinde durmaya değmez fakat bu durumu çok iyi özetleyen bir bitlis atasözü var bütün ermeni halkını ve hirtiyanları tenzi ederek hatılatayım. "sonradan görme gavurdan dönme."slav u réz...
-
Gönderen ceymis, 11 Haziran, 2009 13:59:44can heval senin de dediğin gibi ipini koparan kendine bilim adamı sıfatını yakıştırmış.bu ve bunun gibiler kesinlikle 12 eylül cuntasının zehirli meyveleridir.ayrıca bunu gündeme getirip eleştirel platformda değerlendirmeye sunman bilim insanlarının üzerindeki sorumluluğu da hatırlatmana vesile oldu diye düşünüyorum.umarım blim insanları kendilerine olan saygılarından dolayı bu konuya bir açıklık getirip gerekeni yaparlar.aslında senin de dediğin gibi bu gibi insanlara ancak paris te iyi bir tatil şart oldu ...paylaşımın için teşekkür ederim
-
Gönderen rojhat, 26 Mayıs, 2009 01:21:26babanın ünlü sözü var pek severim böylelerine 'bunlar cahillikte mastır yapmışlar' der



