Bu yazıyı beğendiniz mi?

(toplam 7 oy)

Arşiv

Pt Sa Ça Pe Cu Ct Pa
1234567
891011121314
15161718192021
22232425262728
293031

image

Türkiye’nin, bölgenin ve uluslar arası ilişkilerin gündeminde olan ve şu veya bu biçimde çözüm bekleyen Kürt realitesine dair kapsamlı tartışmalar yapılmaktadır.  29 Mart 2009 tarihinde yapılan Yerel Belediye Seçimlerinde DTP’nin almış olduğu başarı Kürt gerçeğini bir kez daha iç ve uluslar arası ilişkilerin gündemine oturttu. Devlet tarafından fiili bir referanduma dönüştürülmek istenen seçimlerde Kürt tarafı önemli bir başarı ile çıktı ve mevcut dengeleri alt üst etti. Ortaya çıkan politik tablo sistem içindeki çelişkileri yeniden su yüzüne çıkardı. Devletin mevcut gerçekliği artık reddedemeyecek duruma gelmesine paralel olarak, Kürtlere yönelik yapılan çalışmaların tamamı sistemin geleneksel politikasının devamı olarak çözümsüzlükten ısrar anlamına geldiğini ortaya koyuyor.

Gazeteci Hasan Cemal’in KCK Yürütme Konseyi Başkanı ile yapmış olduğu röportajdan sonra Türkiye’nin iç politik gündeminin ilk sırasına oturan Kürt melesinde devlet içerisinde farklı eğilimler çok net bir şekilde dışa yansıdı. Devlet özellikle DTP’ye yönelik geliştirdiği saldırılarla Kürtlerin toplumsal gücünü kırmaya yönelip iç politikada çözümsüzlüğü devam ettireceğini böylece ortaya koymuş oldu. Türkiye’nin kendi iç politik ve toplumsal dinamikleri çözüm sürecine henüz yeterince hazır olmadıkları anlaşılıyor.

Mevcut gelişmeler dikkate alındığında Kürt Sorunu, artık bölgesel olmaktan çıkıp uluslar arası bir boyuta taşınmış bulunuyor. Bu bakımdan çözüm de giderek uluslar arası bir düzeye kayıyor Bu nedenle dışarıdan bir yönlendirme ile bir kısım adımların atılacağına dair bazı ipuçları ortaya çıkmaya başladı. Özellikle ABD ve AB’nin eşzamanlı olarak yapmış oldukları açıklamalar bu kanıyı giderek güçlendirmektedir.
 

ABD’nin borsa ve finansal çevrelerinin gazetesi Wall Street Journal yazarlarından ve aynı zamanda Lehigh Üniversitesi öğretim üyelerinden ve düşünce kuruluşu Carnegie Endowment’in kıdemli uzmanlarından Prof. Henri Barkey tarafından “Türk-Kürt Barışı için Şans” başlığı ile yayımlanan bir makalesinde; “Durum o kadar karmaşık ki, Türkler ve Kürtlerin, bir anlaşmayı sonuçlandırmak için dışarıdan yardıma ihtiyaçları olacak. Her iki tarafta da bu yeni açılımı baltalamayı çok sevecek fazla sayıda aşırı unsurlar var. ABD’nin bir rolü belirleyici olabilir… Ancak, bir yer var ki etkinliği, çabucak ve önemli sonuçların elde edilmesi için kullanılabilir; o da

Türkiye’de ve Kuzey Irak’taki Kürt sorununun çözümlenmesidir.”
Avrupa Konseyi Genel Sekreteri Terry Davis de basına verdiği bir brifingde Kuzey İrlanda ve İspanya’yı örnek göstererek, ‘Türk devlet yetkililerinin şiddet uygulamayan tüm ayrılıkçı Kürt kurum ve örgütleri ile sorunun çözümü için adım atılması’ gerektiğini belirtmesi,  Kürt olgusunun uluslararası ilişkilerde giderek çok daha fazla ön plana çıkacağını gösteriyor.
AB ve ABD tarafından belirlenen politikada PKK’ye yönelik saldırıların devamına onay verilmesi ve desteklenmesi, buna paralel olarak PKK dışındaki Kürt kuruluşları ile sorunun çözümü için adım atılması görüşü benimsenmiş görünüyor.  Bu politikanın başından itibaren başarısız olacağını vurgulamak, çözüm için daha gerçekçi ve somut adımların atılması gerektiğinin altını çizmek gerekir. 

Parlamentoda grubu bulunan, 100 belediye baştanlığına sahip olan ve her fırsatta sorunun demokratik koşullar içerisinde çözülmesi gerektiğini vurgulayan DTP, görüşme sürecinin muhatabı olarak kabul edilmelidir. AB ve ABD, sorunun çözümüne katkı yapmak istiyorsa samimi olmalı ve hiçbir ön koşul öne sürmeksizin DTP’yi adres olarak göstermelidir.
Dışarıda aranan her çözümün aynı zamanda bir çözümsüzlüğe yol açacağının bilinciyle hareket etmek gerekir. Kürtlerin ve Türklerin iç toplumsal dinamikleri hesaba katılmadan, sadece uluslar arası güçlerin ihtiyaçlarına yanıt veren bir politikanın uygulanması başından itibaren başarısızlığı gündeme getirecektir.

Türkiye’de sistemin kendi iç politik dengeleri önemli bir kırılma noktası ile karşı karşıyadır. Geleneksel Kemalist rejim temsilcileriyle Ilımlı İslamcı çizgiyi temsil edenler arasında ikili bir iktidar dengesi oluşmuş durumda. Buluşma noktaları olarak oluşan Kürt gerçeği onlar arasındaki dengeyi sağlamakla birlikte. Kürt realitesine artık hiç kimse gözünü kapayacak durumda değildir.
Mevcut gelişmelerin ortaya koyduğu gibi artık Kürtlerin inkârının söz konusu olamayacağını net bir şekilde ortaya koymuş bulunuyor. Türk Cumhuriyetinin kuruluşundan beri, yaratmak istediği tek ulus ve ulus-devlet modeli pratik olarak iflas etmiş bulunuyor. Kürtlerin yok sayılması değil, Kürt gerçeğini. Sadece bireysel haklara indirgeyerek kendi çözümleriyle işin içinde çıkmaya çalışmaktadırlar.

Kürtler, kendi geleceklerini ancak kendi özgür iradeleriyle belirleme hakkına sahip olup, bunun üzerinde hiç kimsenin ambargo uygulayamayacağı gerçeğine vurgu yaparlarken, sorunun çözümünde iç ve bölgesel konjektürel durumları dikkate alarak, daha objektif ve gerçekçi adımlar atarak çözüme yardımcı olmaya çalışmaktadırlar.
Bu bakımdan sorunun çözümünde hem iç politik dengeler, hem de uluslar arası ilişkiler hesaba katılmalıdır. Soyut söylemler tek başına çözüm getirmez. Objektif olmak, gerçekçi yaklaşımlarda bulunmak, önerileri somutlaştırmak ve çözümde sabırlı olmak önemlidir.
Bu bakımdan;
- Kürt olgusu, artık tek tek ülkelerin iç politikalarını ilgilendiren bir sorun olmaktan çıkmış olup bölgesel ve uluslararasıdır. Çözüm politikaları da bu gerçeğe uyumlu olmak zorundadır.
- Ortadoğu halklarının özgür bir ortamda yaşayabilmeleri için bölgesel Kürt sorunun mutlak bir şekilde çözümü şarttır
- Ortadoğu’nun politik istikrarı, Kürt sorunun çözümüne bağlıdır. Hem uluslar arası, hem de bölgesel güçlerin bu gerçeği görmeleri ve buna uygun gerçekçi politik çözümler üzerinde yoğunlaşmaları gerekir.
- İsrail-Filistin sorunun çözümü nasıl ki Arap dünyasında politik bir değişim sağlayacaksa,  Kürt sorununda köklü bir çözüm, belki de bütün Ortadoğu coğrafyasında politik bir değişim sürecini başlatacaktır.
- Dünya küresel güçlerinin rekabetinin merkezinde olan Ortadoğu’da kalıcı bir barış ve silahların susması için, politik dengelerin merkezinde bulunan Kürtlerin özgürleşme talepleri bölgesel ve uluslar arası güçler tarafından mutlaka hesaba katılmalı ve buna uygun pratik adımlar atılmalıdır.
- Özellikle Türkiye, İran ve Irak gibi bölgenin önemli ülkelerinde politik istikrarın sağlanması, Kür sorunun çözümünden geçtiği artık herkesin kabul ettiği bir gerçektir.
- Türk toplumunun gerçekten özgürleşmesi, aynı zamanda Kürt toplumunun özgürleşmesiyle bağlantılı olduğu gerçeğini görmek ve buna uygun politikalar geliştirmek kaçınılmazdır.

Temel Kriterler
- Görüşmelere nesnel bir zemin oluşturulması için askeri operasyonların kesin olarak durdurulması ve buna paralel olarak gerillanın ‘meşru savunma’ hakkını saklı tutarak eylemsizlik süresini uzatması.
- Kürt tarafını pratik ve politik olarak temsil eden PKK hareketi bölgesel bir güçtür ve çözümün bir tarafıdır
- Sorunun çözümünde Öcalan doğrudan muhatap kabul edilerek görüşmelere başlanabileceği gibi, yol haritasının hazırlanması sürecinde de somut görüşmelere başlanılabilinir.
 - Sistem sınırları içerisinde hem parlamentoda, hem yerel belediyelerde Kürtleri temsil eden Demokratik Toplum Partisi(DTP) sorunun doğrudan muhatabıdır.
- Ya da her iki tarafın üzerinde anlaştığı, soruna müdahil olabilecek bazı şahıslar veya bir komisyon tarafından dolaylı görüşmelerin başlamasını

Yol Haritasının Genel İçeriğine Uygun Olarak:
 -Anadolu ve Mezopotamya coğrafyasında yaşayan bütün halkların eşit koşullarda yaşamasının bütün ekonomik, politik, kültürel ve sosyal koşullarının oluşturulması ve yasal güvenceye alınması bir zorunluluktur. Bu nedenle,
- İnkâr ve yok saymayı esas alan 12 Eylül 1980 askeri darbeciler tarafından yapılan mevcut anayasanın geçersiz kılınması. Kürtlerin, Türklerin ve diğer azınlıkların eşit düzeyde temsil edildiği, bütün demokratik hakların güvencede olduğu ‘yeni demokratik bir anayasa’ mutlaka hazırlanmalıdır.
- Kürtler başta olmak üzere, bu coğrafyada yaşayan bütün halkların ana dilde eğitimi anayasal güvenceye alınmalıdır.
- Kürt coğrafyasındaki bütün il ilçe, kasaba, Köy, sokak, cadde isimleri hem Kürtçe hem Türkçe olarak yeniden düzenlenmelidir. Bu uygulama istenildiği takdirde, örneğin Karadeniz, Ege ve Trakya bölgesinde de yaşama geçirilebilinir. Fransa ve Belçika modelini örnek almam mümkündür.
- Parlamentodaki resmi yazışmalar Kürtçe ve Türkçe başta olmak üzere çok dilli olmalıdır. Parlamentoda İtalyanca, Almanca ve Fransızcayı resmi dil olarak kullanan İsviçre modeli örnek alınabilir.
- Ankara merkezli yönetim yerine, bölge esasına dayanan yerel yönetimler eksenli bir modele geçilmeli. Her halk kendi öz yönetimlerini oluşturma yetkisine ve yasal güvencesine sahip olmalıdır. Kürtler, Özerk-Demokratik modeli ekseninde, kendi yönetim sistemlerini belirleyecekleri gibi, bu model, aynı şekilde diğer halklar içinde uygulanabilir olmalıdır.
- Özerk Demokratik modeli içerisinde, Kürt coğrafyasında oluşturulacak yerel parlamentoda resmi dil Kürtçe olup, Türkçe ve diğer dillerde yazışmalar yapılabilmelidir.
- Ön koşulsuz ve herkesi eşit düzeyde kapsayan politik bir genel af çıkarılmalı, bütün politik tutsaklar serbest bırakılmalıdır.
- Gerillanın silahsızlandırılması söz konusu olmamalı ve gündeme alınıp tartışmamalı, sadece barışçıl çözüm sürecine paralel olarak gerillanın Kürt bölgesinde konumlandırılması esas alınmalıdır. Yani Kürt coğrafyasının korunması sorumluluğu gerillaya verilmelidir.

Pratik Çözüm İçin Yapılması Gereken Birkaç Nota
Devletin yeni süreçte Kürt politikasına yönelik izleyeceği ve çözümü geliştirecek bir politikası henüz yok. Neler planladıklarına dair klasik bilinenlerden ve yıllardır tekrarlanandan başka bir şey henüz yok. Bu nedenle ‘Yol Haritası’nın ayrıntılarını planlamaman bir anlamı olmadığına dair bazı söylemler ilk etapta mantıklı görünebilir.  Ancak politikalarda çok anlık gelişmelerin ve sürprizlerin olduğu gerçeğini hiç bir zaman unutmadan gerekli planlamanın yapılması ve devletin yöneliminden bağımsız olarak ‘Yol Haritası’nın içeceği, iç ve uluslar arası kamuoyunun gündemine taşınarak tartışılmalıdır. Özellikle Uluslar arası ilişkilerde kimler, hangi düzeyde sürece dâhil edilmelidirler? Bu noktada, oldukça kapsayıcı olmak, uluslar arası ilişkilerin farklı alanlarında sorunu gündemleştirmek için:
1- Tarafların bir araya gelmesi ve görüşmelere başlayabilmeleri için Birleşmiş Milletlerin devreye girmesi çağrı yapılabilinir. Dünyada bunun çokça örneği bulunuyor. Kosova, Nepal, Filistin, Kıbrıs, Doğu Timur örnekleri gibi. 
2- Uluslar arası bazı kurumların soruna muhatap kılınması önemlidir. Özellikle dünya çapında barıştan yana olan uluslar arası kuruluşlarla ilişkiye geçilip ortak çözümler üzerinde çalışılması ve yol haritasının birlikte uygulanması için adımların atılması.
a. Uluslar arası Af Örgütü
b. Stockholm Uluslararası Barış Araştırmaları Enstitüsü (SIPRI)
c. Savaşlara Karşı Organizasyon
d. Uluslar Arası Göçmen Federasyonu
e. Uluslar Arası İnsan Hakları Ligası
f. Uluslar arası PEN
g. Uluslar arası Gazeteciler Birliği
3- Güney Kürdistan Federasyon Yönetiminin sürece dâhil edilmesi için somut bir planlamanın yapılması. Hatta bütün Kürtlerin içerisinde yer aldığı ve daha önce gündemleştirilen Kürt Ulusal Konferansının yeniden gündeme alınıp gerçekleştirilmesi ve yol haritasının bütün Kürtlerin resmi kararı haline getirilerek uluslar arası kamuoyuna deklare edilmesi. Yapılabilecek bu konferansa uluslar arası kurumların gözlemci sıfatı ile davet edilmesi. Sonbahar aylarında bu Konferansın yapılmasını sağlamak için gerekli girişimlerin yapılması. Özellikle DTP’nin bu konuda daha şimdiden inisiyatif olarak görüşmelere başlaması
4- Avrupa’da farklı siyasal eğilimlerin de içerisinde yer aldığı 'Yol Haritasını' gündemleştirip tartışmaya açacak bir çalışma grubunun oluşturulması.
5- Ülke içinde ve uluslararası alanda, hukukçuların, insan hakları savunucularının, sosyolog, antropologların, psikologların, bilim insanlarının, sivil toplum kurum temsilcilerinin, gazetecilerin, yazarların, sanatçıların ve politikacıların içerisinde yer aldığı ‘Akid Adamlar’ gruplarının somut isimlerle oluşturulması
a. Sadece Kürt aydın, yazar, gazeteci, sendikacı, akademisyen, sivil toplum kurum temsilcileri ve politikacılardan oluşan bir çalışma grubunun kurulması
b. Türkiye genelinde sık sık sözü edilen ‘Akid Adamlar’ grubunda yer alacak isimlerin belirlenerek somutlaştırılması.
c. Uluslararası ‘Akid Adamlar Grubu’nun oluşturulması ve belirlenen projenin yaşama geçirilmesi için somut bir adımın atılması.
6- Sorunun çözümüne katkıda bulunmak ve yol haritasının uygulanmasına destek vermek için Türkiye’deki demokratik sivil toplum kurumlarının, meslek odalarının, politik kurumların vs. ortak açıklama yaparak süreci desteklediklerini deklare etmeleri
a. Türkiye Barolar Birliği
b. DİSK, KESK, TÜRK-İŞ gibi Sendikalar
c. İnsan Hakları Derneği ve Vakfı
d. Türkiye Yazarlar Birliği
e. Çağdaş Gazeteciler Derneği
f. Alevi Birlikleri Federasyonu
g. Pir Sultan Kültür Dernekleri
h. Sürece katılabilecek dini kurumlar
i. Sürece dâhil edilebilecek Yöresel Dernekler
j. Politik Partiler ve Kurumlar
k. Politik Dergiler, gazeteler

 Sorunun Çözümünde Atılması Gereken Bazı Somut Adımlar

1 - Taraflar özel bir ön koşul öne sürmeksizin doğrudan veya dolaylı görüşmelere başlamaları
 3 - Muhataplar bir araya geldiklerinde ortak bir yol haritasını belirlemelidirler.
4 - Türkiye parlamentosunda Kürt ve Türk kökenli milletvekillerinden oluşan ortak bir komisyonun kurulup ön çalışma programını oluşturmaları.
5 - Belediye Başkanlarının çözüm sürecinde aktif rol oynamasını sağlamak için özellikle Büyük Şehir Belediye Başkanlarından oluşan bir çalışma grubunun oluşturulması.
6 - Ortak noktaların belirlenmesinden sonra, ‘Akid Adamlardan’ oluşan birkaç komisyonunun kurulması
a- Yeni bir anayasanın oluşturulması için iki tarafı temsil eden bir ‘anayasa’ komisyonunun oluşturulması
b- Devletin kendi tarihsel süreciyle yüzleşme komisyonunun oluşturularak geçmiş tarihe ilişkin bir değerlendirmenin yapılıp kamuoyuna sunulması,
c- Zorunlu sürgüne tabi tutulan milyonlarca Kürdün kendi topraklarına dönüşünü organize etmek ve onların ekonomik, sosyal sorunlarını çözümlemek ve rehabilitasyon sürecini uyumlu bir şekilde aşılmasını sağlayan komisyonun kurulması
d- Faili meçhul cinayetleri araştıran ve sorumlularını açığa çıkartıp yargılanmasını sağlayan çalışma komisyonunun kurulması
e- Gerillanın Özerk-Kürdistan bölgesinde nasıl konumlandırılacağına ilişkin ortak komisyonun oluşturulması.
f- Uzun yıllardır savaşı içinde olan gerillanın toplumsal yaşama uyumunu sağlamak amacıyla ‘uyum rehabilitasyon’ merkezlerinin kurulması için sosyolog, psikolog, pedagog ve sağlıkçılardan oluşan bir kurumsallaşmanın oluşturulması.
d- 30 yıldır süren savaşta çok ciddi oranda etkilenen ve psikolojilerinin çok ciddi oranda bozulduğu Türk toplumunun ciddi bir rehabilitasyona tabi tutulması ve özellikle çocuklarını savaşta kaybetmiş ailelere yönelik toplumsal uyum projesinin uygulanması için bir çalışmanın başlatılması.

Sonuç: Küresel kapitalist sistem içerisinde ‘barış’ kavramı oldukça yozlaştırıldı. Hatta ABD gibi ülkelerin elinde, işgallerin bir aracı haline getirildi. Bu nedenle kavramın içeriği ciddi olarak doldurulmadığında ve politik arka planı netleştirilmediğinde aynı zamanda tasfiyece bir rol oynar. Dünyada bunun birçok örneği var. Bu bakımdan post modernizmin önemli bir kavramı olarak kullanılan ‘barış’ sözcüğünün içeriği ile özgürlük mücadelesinin kullandığı barış kavramı arasındaki çizgileri net ortaya konmalıdır..
Yaşadığımız coğrafyanın gerçeklikleri dikkate alınarak halkların kardeşliğini ve özgürleşmesini sağlayacak olan barış için ‘Yol Haritası’nın belirlenmesi oldukça önemlidir. İçinde bulunduğumuz özgün koşullar ile politik gerçeklik arasındaki dengenin özgürlük mücadelesinin çıkarlarına uygun bir tarzda değerlendirilmesi, kullanılması için politik belirlemelerde hassas olmak gerekiyor. Bu nedenle barış süreci gerçekten önemli bir çalışmadır. Hiç kolay olmadığı gibi zordur, bir süreç işidir. Sürece uygun bir adımın atılması için zamana ihtiyaç olduğu kesin. Kürtler kendi ‘Yol Haritasını’ belirledikten sonra, oturup beklemek yerine, bunun yaşama geçirilmesi için, iç, bölgesel ve uluslar arası alanda yoğun bir faaliyet içerisinde olmalıdırlar. Bunun için sabırlı olmaları ve sürece duygusal değil politik yaklaşmaları gerekiyor. Ancak bu sürenin belirlenmesinin tek taraflı olmayacağı da bir gerçek. Kürtler bakımından ertelenemez bir düzeye gelmiş olan bu sorunu oylama yöntemleriyle geçiştiremeyecekleri çok açık. Yol Haritasının belirlenmesinden sonra, konunun tartışılması için bir süreye ihtiyaç olduğu, bu konuda herkesin gerekli duyarlılığı göstermesi gerekir. Ortamı provake edecek eylemlerden kaçınılması, özellikle askeri güçlerin operasyonları durdurarak tartışma süreci için doğal bir ortamın oluşturulması gerekiyor.
Tersten, imha ve saldırı operasyonları devam ederse, barış sürecine katkı sunulmazsa, gerillanın sürekli vurguladığı ‘meşru savunma’ fiilen devreye girer. Böylesi bir durumda ortaya çıkacak politik kaosta sadece ve sadece Anadolu, Mezopotamya ve Ortadoğu halkları zarar görecektir. Bu nedenle, barışın sağlanması, halklar arasındaki kardeşliğin geliştirilmesi için özellikle demokrasi güçleri gerekli duyarlılığı göstermeli ve sürece sahip çıkmalıdırlar.


Gokyuzu9@aol.com

  • email Arkadaşına gönder
  • print Yazıcı versiyonu
  • Add to your del.icio.us del.icio.us
  • Digg this story Digg this

Yorum Yaz comment Yorumlar (0 Yazılmış)

© 2009 aktuelbakis.org, All rights reserved.