Bu yazıyı beğendiniz mi?

(toplam 0 oy)

Arşiv

Pt Sa Ça Pe Cu Ct Pa
12345
6789101112
13141516171819
20212223242526
272829

image

Bu hafta Türkler ve Kürtler başta olmak üzere Türkiye’de yaşayan herkes için yeni bir dönem başlıyor.

Kartlar nihayet açılıyor.

 PKK’nin  Kürt meselesinin barışçıl demokratik çözümü amacıyla hazırladığı ‚yol haritası‘ ile hükümetin ‚Kürt açılımı‘ start alıyor ve Türkiye Kürt sorununda eskisinden çok farklı yeni bir sürece giriyor.

İnkara dayalı yüz yıllık süreç geride kalıyor. Çeyrek asırlık gerilla savaşını bitirmesi, son Kürt isyanını ‚demokratik çözüm‘le sona erdirmesi muhtemel yeni bir dönem başlıyor. 

Öte yandan elbette Kürt meselesi gibi çok karmaşık ve çok bileşenli bir sorunun kısa vadede  çözüleceğini beklemek gerçekçi değil. Nesnel süreç koşulları olgunlaştırsa da girilen yeni yolda sabırla, kararlılıkla ve yapıcı çabalarla sonuna kadar yürümek gerekecektir.

Tarafların tutumlarına, yapılan pazarlık ve tartışmalara bakılacak olunursa çözüm yolculuğu çok zor geçecektir. Süreçte çalkantılar, kırılmalar, altüst oluşlar yaşanacak, ciddi gerilimler gündeme gelecektir.

Ancak artık yola girilmiştir ve üstelik yoldan  dönmekte kolay değildir. Yola girdikten sonra vazgeçen taraf yenilecektir. Bunun  bilinmesi, sürece bu bilinçle yaklaşılması gerekmektedir.

 Peki böylesine riskli bir yola girilmeli miydi? Elbette girilmeliydi. Kaldı ki gelinen aşamada çözüm arayışından kaçmak mümkün de değildi. Hayat PKK gibi Türk devletini de buna mecbur etmişti. Gelinen aşamada çözüm arayışından kaçmak hem mümkün değildi hem de bu açık yenilgi demekti.

Kısacası; her türlü zorluğuna rağmen girilen yeni yolda sonuna kadar gidilmeli, bunun gerekleri cesurca yerine getirilmeli, süreç yaratıcı politikalarla ilerletilmeli, riskler bu şekilde göğüslenmeli, yeni politikalar, politik araçlar  ve yöntemler üretilmelidir.

Yolun sonunda bizi nelerin beklediğine gelince? Elbette bu sorunun cevabını bugünden veremeyiz.

Ancak kişisel inancım odur ki, eğer ‚Çılgın Türkler‘ herhangi bir ‚çılgınlık‘ yapmaz, süreci kökünden kestirip atmazlarsa Türklerle Kürtlerin ilişkisi ‚zamanın ruhuna‘ uygun bir şekilde yeniden düzenlenecek; birlikte ortak ve özgür bir gelecek inşa edilebilecektir.

Bir ‚çılgınlık‘ halinde ise ilişkiler tamamen kopacak, yollar ayrılacak ve kanlı boğazlaşmalar gündeme gelecektir.

Fakat dediğim gibi nesnel süreç  uzlaşmayı, birlikte yaşamayı  dayatmaktadır ve  Türkiye’nin bundan uzun süre kaçması mümkün olmayacaktır.

Ne var ki buna rağmen sürecin kesilmesi tehlikesi de ciddi olarak vardır. Zira bu ülkenin zihinsel altyapısını oluşturan ‚ırkçı‘ eğilim hala çok güçlüdür ve  çok önemli bir engel olarak orta yerde durmaktadır.

Kaldı ki bu eğilim ‚açılım‘ tartışmalarına paralel olarak bilinçli bir şekilde kaşınmakta, kışkırtılmaktadır. Son günlerde bazı çevreler durmadan  travmalı kollektif hafızaya göndermeler yapıyor.

Bazı köşe yazarları yazılarını bilinçaltının ‚etnik temizlik‘ kodlarıyla yazıyor. Kimileri Kürtleri  atacakları her adımda  ‚maliyet‘ hesabı yapmaya çağırıyor  ve  ‚soykırımla‘ tehdit ediyor!

Uzlaşmayı ve birlikte yaşamayı dinamitleyen bu zihniyet doğrusu insanın umutlarını kırıyor. Ayrıca devletin niyeti konusunda kuşku ve tedirginlik yaratıyor. Bu sorun çözülmeden; kollektif bilinçaltı deşifre edilip tedavi edilmeden Kürt sorununu çözmek bana imkansızmış gibi geliyor. 

Bu yüzden bence işe buradan başlamak gerekiyor.

Türkiye’nin gerçek manada demokratikleşmesi için herşeyden önce köhnemiş zihniyetinden kurtulması gerekiyor.

İnsanlığın küreselleşme sürecinde önemli aşamaları geride bıraktığı günümüzde  Türkiye hala etnik kimliğinin tutsağı olarak kalmakta ısrar ediyor. 

İnsanlığın uzayın derinliğinde engin ufaklar kazandığı,  mevcut politik ve felsefi anlayışların altüst olduğu, bütün insanlığa ait ‘ortak değerler’ etrafında yeni bir dünyanın kurulmakta olduğu günümüzde Türkiye hala herkesi köhnemiş, çatışma, gerileme ve itibar kaybı üretmekten başka bir işe yaramamış, tarihsel köklerinden koparılmış, travmalı ‘Türklük’ anlayışın kalın zincirlerine bağlı tutmaya çalışıyor.

 Kürtlerin bu zincirleri parçalamaya çalışıyor olmasından da derin endişe duyuyor. Etnik kimliğinin kölesi olan Türkiye açıkcası özgür olmaktan korkuyor.

 Bu yüzden sınırları oldukça daraltılmış, herkesi soluksuz bırakmış etnik kimliğinin içinde kalmakta ısrar ediyor. Bu yüzden açılamıyor.

Önce bu engelin aşılması, Türkiye’nin ırkçı zihniyetinin tetiklediği ‘bölünme’ korkusu ve paranoyasından kurtulması gerekiyor. Birilerinin bu ülkeye dünyada sürecin ‘bölünme’ değil, ‘birleşme’ yönünde ilerlediğini anlatması gerekiyor.

Halklar, ülkeler arasındaki bağların olabildiğince sıkılaşıyor; farklı kimliklerin ve farklı kültürlerin özgürlük içinde birlikte yaşama duygusu giderek güçleniyor. Farklı  topluluklar, dini ve etnik gruplar ‘insan’merkezli olarak yeniden buluşuyor ve  kaynaşıyorlar.

Dünyada süreç  bu yönde ilerliyor ancak Türkiye tersine kürek çekmeye devam ediyor!‘Bölünme’ tehlikesi de asıl olarak buradan kaynaklanıyor.

 Çünkü artık kimse Türk devletinin ‘tutsağı’ olarak yaşamak istemiyor. Varsa yoksa ‘Türk’ ille de Türklük’ diyen, farklıkları ‘ötekileştiren’ insana, insanlığa ve evrensel hukuka geçit vermeyen bu anlayışın aşılması gerekiyor. 

Türkiye ya değişecek ya da uçurumdan aşağı düşecektir. Tercih elbette devleti yönetenlerindir. Ancak daha değişmeden , gerçek manada demokratikleşmeden Kürtlere ‚ayrılmak isterseniz sizi mahvederiz‘ demek doğru değildir.  Bu ahlaken ve siyaseten meşru da değildir.

Siz önce bir değişin ve demokratikleşin arkası gelecektir. Gerçek manada demokratikleşme halinde ise Türklerle Kürtler şimdiye kadar dillendirilmiş bütün ‚model‘lerin dışında hayal bile edilemeyecek özgün bir çözüm bulabileceklerdir.

Yeter ki ırkçılık gölge etmesin…

gunayaslan@hotmail.de

 

  • email Arkadaşına gönder
  • print Yazıcı versiyonu
  • Add to your del.icio.us del.icio.us
  • Digg this story Digg this

Yorum Yaz comment Yorumlar (0 Yazılmış)

© 2009 aktuelbakis.org, All rights reserved.