E-bülten
Bu yazıyı beğendiniz mi?

Kürt olgusu artık herkesin kabul ettiÄŸi bir gerçekliÄŸe dönüÅŸmüÅŸ durumda. Yıllardır verilen zorlu mücadelenin meyveleri çok daha somut olarak görülmeye baÅŸlandı. Sürecin çok zorlu olacağı da kesin. Nasıl sonuçlanacağına dair ÅŸimdiden belirlemeler yapmak zor olduÄŸu gibi gereksiz umutlar yaymanın da başında itibaren Kürtler için ciddi sakıncalar yaratabilir. Henüz ortada netleÅŸmiÅŸ bir durum olmadığı gibi tek bir adım da atılmış deÄŸil.
Sorunu birkaç boyuta irdelemek gerekiyor. Sürecin bu düzeyde hızlı ilerlemesinde uluslararası politik iliÅŸkilerin çok önemli bir rolü olduÄŸunu artık herkesin kabul ediyor. İster uluslar arası politik iliÅŸkilerde, ister Türkiye’nin iç politik atmosferinde Kürtlere yönelik yapılan kapsamlı tartışmaların içeriÄŸi ve boyutu ne olursa olsun, bu geliÅŸmenin kendisi dahi Kürtler için çok önemli avantajlar oluÅŸturmaktadır.
Özellikle iç politik süreci iyi okuduÄŸumuzda Kürtler bakımından önemli avantajlar yarattığı bir gerçek. Ancak, Kürt realitesinin köklü olarak anlaşılması ve sürecin bir bütününü kapsayan bir çözümün üretilmesi için devletin resmileÅŸmiÅŸ ve bütünlüklü bir politikası söz konusu deÄŸildir. Hükümetin yönelimleri farklı bir durumu oluÅŸturuyor. İki muhalefet partisi farklı bir yönelim içinde, sistem içerisinde dahi bir çözümden yana deÄŸiller. En önemlisi ise Genelkurmayın derin devlet gibi derin bir sessizlik içinde olmasıdır. Çünkü süreç AKP’nin inisiyatifi dışına çıkmaya baÅŸladı. MGK toplantısında alınan kararların çok ötesinde bir geliÅŸme süreci yaÅŸanıyor. Türkiye’nin devlet kurumlarının önemli bir kesimi esasen kendi çözümlerini dayattıkları kesin. Bunun en önemli halkası da Kürt gerilla güçlerinin tasfiyesidir. Sistem endeksli olup çözümde ısrar eden en radikal kesimlerinde dahi merkezinde gerillanın öncelikli tasfiyesi bulunuyor. Bu bakımdan devletin ortaya koyacağı politikalarda çok ciddi tuzakların olacağını asla unutmamak, politik süreci bu gerçekliÄŸi dikkate alarak hareket etmek gerekir. ‘İyi niyetin yolu cehennem taÅŸlarıyla doludur’ atasözünü beklide en çok bu dönemde hatırlamak gerekir.
Düne kadar Kürt çocuklarına kurÅŸun sıkmayı savunan ve de gözü dönmüÅŸ bir ÅŸekilde polisi teÅŸvik eden bir baÅŸbakanın Kürt sorununda risk alacağım demesi ne kadar objektif olabilir. Hiç ÅŸüphesiz ki politika da niyetlerden çok pratik-politik geliÅŸmelere belirleyicidir. Bu bakımdan bu tür söylemlere karşı ön yargılı olmadan ama ÅŸüpheyle yaklaÅŸmak, arka politik planı sorgulamak ve ona uygun karşıt politik projeler geliÅŸtirmek gerekir.
Bugünkü politik ortamı yaratan AKP hükümeti deÄŸil, tersine Kürt siyasal güçlerinin ortaya koyduÄŸu politikalardır. Özellikle farklı alanlardaki Kürt kurumsal yapılarının benzer ve birbirini tamamlayan politik refleksler göstermesi, Kürtleri çok daha etkin kılmaktadır. Elde edilen bu avantajı çok iyi deÄŸerlendirmek gerekir.
Burada bazı noktalara dikkate çekilmesi gerektiÄŸini düÅŸünüyorum. Birincisi sürecin olgunlaÅŸtırılması için gerekli esneklik ve politik duyarlılık gösterilmelidir. Bundan Kürtlerin kaybedeceÄŸi hiçbir ÅŸey yok ama kazanacakları çok ÅŸey vardır. İkincisi, PKK ve Öcalan olmaksızın bu sorunun çözümünün mümkün olmadığının altını çizmek ve bunu özellikle kamuoyuna gerekçeleriyle anlatmak gerekir. Üçüncüsü, Kürtlerin sorunun çözümünde yana olduklarını, eÅŸit koÅŸullarda savaÅŸtan deÄŸil barıştan yana olduklarını propaganda etmelidirler. Hükümet ve devletin farklı kurumları, ‘Kürt sorunun çözümünü PKK istemiyor, engelliyor’ gibi psikolojik yalanlarına karşı duyarlı olmak önemlidir. BeÅŸincisi, Hükümet dâhil olarak devlet kurumları ve onların ideolojik aygıtları, ‘Kürt Sorunu’ olarak deÄŸil de, demokratikleÅŸme ekseninde açılımlar olarak tanımlamaya yönelik politikaları boÅŸa çıkarmak, sorunun ismini net olarak koymak ve bunu sürekli vurgulamak gerekir.
Ayrıca dikkat çekmek istediÄŸim bir baÅŸka önemli nokta; Öcalan’ın kamuoyuna sunacağı ‘Yol Haritası’ bütünlüklü olarak bilinmemekle birlikte, ‘Uygarlık 1-2 ve Özgürlük Sosyolojisi’ isimli kitaplarındaki teorik analizler bugünkü süreci çok daha iyi deÄŸerlendirmek mümkün. Ortaya çıkacak ‘Yol Haritası’nın bütün ana unsurları bu çalışmalarda bulmak mümkün. Söz konusu kitapları ciddi olarak incelendiÄŸinde, Öcalan’ın ‘Yol Haritası’nda devlet kavramını kesinlikle reddedecektir. Kürtlere devleti önermeyecektir. Buna karşılık olarak ‘Kürt toplumunu bütünlüklü olarak özgürleÅŸtirmeyi düÅŸündüÄŸü ‘Demokratik uygarlık ekseninde Demokratik Kürt Ulusu’ projesini önerecektir. Bir bakıma ‘Kürtlerin kendi kendilerini yönetmeleri’ projesini ‘Yol Haritası’nın ana yapısını oluÅŸturacaktır. Buna federasyon, meclis veya baÅŸka bir isim konulmasının çok ciddi bir önemi yok. Belirleyici olan Kürtlerin, Kürdistan topraklarında kendi kendilerini özgürce yönetmeleridir.
Ayrıca tartışmanın merkezinde duran ‘gerillanın silahsızlandırılması’ projesi bu kapsam içerisinde ele alındığında, gerillanın tasfiyesi deÄŸil, Kürt coÄŸrafyasının koruyacak bir güç olarak demokratik Kürt toplumun en önemli unsurlarından biri olarak konumlandırılması söz konusu olacaktır. Bir bakıma güvenlik gücü olarak kabul görmesidir.
‘Özgürlük Sosyolojisi’ projesi dikkate alındığında, söz konusu sürecin ciddi ve tasfiye içerikli tehlikelerle de dolu olduÄŸunu bilince çıkarmak gerekir. Özellikle Türk medyasında yazılan ve esasen çok ince olarak iÅŸlenen ideolojik-politik ve askeri tasfiye içerikli açıklamalara karşı, ‘Yol Haritası’ tersten politik bir yanıt olacaktır. KiÅŸi olarak bu konuda bir ÅŸüphe duymuyorum. Ulus-devlet modelinin en tipik örneÄŸi olan Türkiye’deki siyasal sistemin, ‘Kürtlerin meclisi olacak, kendi kendisini yönetecek, gerilla Kürtlerin koruyucu gücü’ olacak biçimindeki temel stratejik talepleri kabul etmesi epeyce zor olacak. Bu beklide çok daha zorlu bir sürecin baÅŸlamasıdır.
Devlet, Kürtleri en zayıf halkadan yakalayarak, en alt düzeydeki talepleri kabul ederek bir çözümü dayatmaya çalışacaktır. BaÅŸta AKP olmak üzere sistemin politik projesi bu yönlüdür. Bunu boÅŸa çıkarmak için kapsamlı politikalar geliÅŸtirmek gerekir.



