Bu yazıyı beğendiniz mi?

(toplam 5 oy)

Arşiv

Pt Sa Ça Pe Cu Ct Pa
12345
6789101112
13141516171819
20212223242526
272829

image

 

 Şükrü Çiçek’in anısına

İnsan yaşamında uzun ama toplumlar yaşamında kısa sayılacak bir zaman önceydi. Zaman zaman bazılarınca gönderme yapılan, bir çeşit “nostaljik” “işkence yapılan” yermiş gibi gösterilen Diyarbakır Zindanı, 12 Eylül’ün kendini somutlaştırdığı, yüzünü bütün ayrıntıları ile netleştirdiği bir yerdi.

Bir ülkeyi tahlil etmek istiyorsanız, yönetim şekilini tanımak istiyorsanız, onun aynası olan Cezaevlerine bakacaksınız. İyi bir politik gözlemci Cezaevlerindeki uygulamalarla mevcut ülkeyi analiz etmesine yetecek kadar verilere sahip olur. Türkiye’deki yönetimi anlamak için cezaevlerine bakmak yeterlidir. İyi bir ayna olduğunu düşünyorum. 

12 Eylülü sadece bir askeri yönetim olarak alılamamak gerekiyor. Yani başka bir ifade ile bir iktidar mücadelesi olarak algılamamak lazım, generaller iktidara el koydu şeklinde! O dönem Cezaevlerine yönelik bir baskı oluşturulduysa da, öne Mamak, Metris gibi cezaevlerinin adları çıksa da çok özel olarak Diyarbakır Zindanında yaşananlar başka bir anlama sahipti.

Dünden bugüne Türkiye’de, (osmanlı dahildir buna) aslında degişen hiç bir şey yok. Hep alışıla genel yek etme kültü aynen kendini koruyor. Sadece isimler ve yönetenler değişiyor. Bunu başka şeylerle izah etmek, beyhude bir çabadır. Bu bir gelenektir, sadece ve sadece yok ederek varlığını sürdürme geleneğidir.

12 Eylül geldiğinde Kürdlerin dışında Sol (düzen dışı) da bu terör yönetiminde nasibini aldı. Ama Kürd o zamanda “nasip” noktasında ayrıcalıklıydı. O zamanda Kürd öldrülüyordu, o zamanda çocuklar zindanlara konulyordu şimdi de. İşkence o zaman da vardı şimdi de var. O zaman da sokakta insanlar öldürülüyordu şimdi de öldürülüyor. Kürd, alevi, sol o zamanda devletin “iç düşmanı”ydı şimdi de...

Son günlerde gümdemleştirilen Kürd sorunu ile parelel Diyarbakır Cezaevinin kapatılamsı “jesti” esas itibarı ile Türkiye devletinin geleneği olan geçmişi ile yüzleşmemek, yaptıklarının hesabının vermeden o sayfayı kapatım, yeni sayfalar açmak için kullandığı ustaca bir politikanın ürünüdür. Hani gerçekten orda insanlık trajedisi  yaşandığı için kapatmak istemiyor. “Devlet yapar, sen unut” mantığıdır.

Bu insanlık trajedisinin yaşandığı yerin yok edilmesine izin vermeyin. Diyarbakır Cezaevinin okul olmasına izin vermeyin. İzin verirseniz, sadece zalimlerin yaptıklarının tarihten silinmesine olanak sağlamış olacaksınız. Hala çocuk yaştaki Kürd gençlerinin çığlıkların o duvarlar arasında, boşlukta yankılandığını, asılı durduğunu düşünüyorum. 

Devletin ve resmi kurum ve kuruluşların dilinde oranın adı Diyarbakır E tipi cezaevi olsa da  esas adı bir çok insanın dillinde 5 Nolu Zindandır. Bu küçük bir ayrıntı olarak algılansa da, orada yoğun işkencelere maruz kalanlar için çok başka bir anlam ifade ediyor.

Cunta döneminde, yani 1980-84 arası resmi kayıtlara göre, yaşları 14 ve 25 arasında değişen yaklaşık 20 bin insan o işkence cenderesinde geçti. İstisnasız bir şekilde herkes çok ağır işkencelere maruz kaldı. Onlarca insan işkenceler sonucu yaşamlarını yitirdi, yüzlercesi sakat kaldı ve binlercesi ise yıllarca o zindanın izlerini üzerlerinde taşıyarak yaşadı veya yaşamaya devam ediyor. Bir çoğu aile ortamına uyum sağlayamadı bir daha, ağırlıklı kesimi kayıp olan çocukluk yıllarını peşine düştü. Gördükleri ağır işkencelerden dolayı sadece insanların gözlerinin içine bakar oldular, acılarını anlayacak birilerini bulup tutunmaya çalıştılar. Dışarı ile uyum sağlayamadılar, ne onlar dışarıyı bir daha yakaladı nede dışarı onları anladı. Evlenmek, yada birlikte olmak isteği birine yaklaşımları “sapık” olarak algılandı, siyası arenaya inmeye çalıştılar “cezaevi çıkışlılar” olarak adeta “başbelası” şeklinde damgalandılar, engellenmeye çalışıldılar. Bir iş alanına atılabilmek için öğrenimlerinde kopmuşlardı, kalifyelik yanları boş kalmıştı, şansları yoktu ve daha onlarca farklı yanlarıyla, acıları ile birlikte sürüklenmeye devam ediyorlardı.

Bütün işkenceleri tek bir insanın anlatama imkanı yok, hiç kimse de onları tek başına dille getiremez. Çok genel hatları ile; orası ölümün bile ürkek, korkarak baktığı bir yerdi...

İşkencenin sürdüğü zaman dilimi asgari 12 saattı. Sabah 6 aksam 6. Beton zemin üzerindeki askeri eğitimlerle başlayan işkenceli yöntemler: sabah istiklal marşı ve andımızla başlayan ve yine akşam aynı marşlarla bitten, herkesin ezberlemek zorunda olduğu 60’ın üzerindeki askeri marşlarla, falaka, ellere coplar ve kalaslarla vurmak, makata cop sokmak, cinsel organına copla vurmak, çırılçıplak soyup zincirle vurmak, kardan süründürdükten sonra coplar ve kalaslarla vurmak, süründürmek, üst üste bindirmek, lağım suyunu içirmek, ölü fareyi yedirmek, ağzına deterjan döktükten sonra copla aşağı sürmek, koğuşun içindeki ranzaların altına sokmak, orda saatlerce bırakmak, yemekler ishal edici maddeler karıştırmak, tek ayak üstünde tutmak, askeri tarz yürüyüş, uyurken esas duruşta olmak, kıpırdanmamak.

Hücreler, Esat Oktay Yıldıran’ın temsil ettiği 12 Eylüle direnenlerin toplandığı yerdi ve çok özel işkencenin yapıldığı bir yerdi. Tıkatılan alt katta biriktirilen lağım suyunda saatlerce bekletmek, haftada bir kez su vermek, yemekler ancak herkese günde bir, iki lokma düşecek kadar verilmesi... koğuşlarda yapılanlara artı olarak eklenen işkencelerdi...

Sonra itirafçı yetiştirmek için eskiden küçük banyo olarak kullanılan yerde kurulan işkence tezgahında Filistin askısından, elektriğe, Coo Köpeği ile saldırtmaya kadar. Buraya götütürülen tutuklunun iki seçeneği vardı; ya direnerek ölecekti veya itirafçı olacaktı...
 
Duruşmalara veya başka bir yere götürülen tutukluların üzerleri aranma bahanesi ile elbiselerini soydurduktan sonra, domaltıp makatlarına içine bakmak, sapık bazı gardiyanların “iyi tıraş olmamışlar” işkenceye bahane etmeye kadar daha yüzlerce insanlık dışı uygulamayı saymak münkün. Kısaca şu talimname de kendini özetliyordu oranın durumu: “Komutan her zaman haklıdır, haksız olsa da birinci madde uygulanır.”

Türkiye’de hiç bir zaman adalet ve hukuk olmadı, olmayacakda...


serifkap@googlemail.com
 

 

  • email Arkadaşına gönder
  • print Yazıcı versiyonu
  • Add to your del.icio.us del.icio.us
  • Digg this story Digg this

Yorum Yaz comment Yorumlar (0 Yazılmış)

© 2009 aktuelbakis.org, All rights reserved.