Bu yazıyı beğendiniz mi?

(toplam 1 oy)

Arşiv

Pt Sa Ça Pe Cu Ct Pa
12345
6789101112
13141516171819
20212223242526
272829

image

Geçen hafta Türkiye‘nin Cumhurbaşkanı Abdullah Gül‘ün Meclis'in açılışında yaptığı konuşmayı baştan sona dinledim.

Gül, ülkenin sorunlarına ve bunların çözüm yolllarına dikkat çekmeye çalıştığı konuşmasında sık sık ‚hukuk‘ vurgusu yaptı.

Cumhurbaşkanı, ‚Kimse kendini devlet organlarının yerine koyarak eylem yapamaz. Devletin bekası veya ulusal çıkar gibi kavramlar hukuksuzluğu ve keyfiliği haklılaştırmak için kullanılamaz" dedi.

Hakkını yememek gerek Gül, ‚hukuk’la ilgili doğru şeyler söyledi. Ayrıca ülkesinin ‚hukuksuz‘ devlet gerçeğini bir güzel de itiraf etti.

Ne var ki bunları hukuksuzluğuyla ünlü bir ülkenin cumhurbaşkanından duymak önemli olsa da, pratik bir anlamı yok. Yok çünkü, Türk devletinin ipliği pazara çıkmış durumda.

Artık mızrak çuvala sığmıyor. Kimse Türkiye’de bir ‚hukuk devleti‘ olduğuna inanmıyor. Dünya alem bu ülkenin sorunlarının kaynağında devletin ‚hukuksuzluğu‘nun yattığını iyi biliyor.

Öte yandan eğer bir ülkede hukuk yoksa orada zaten devlet de yoktur. Hukuk olmayınca devlet bildiğimiz manada devlet olmaktan çıkıyor. Hukuksuzluk devleti ‚çete‘ haline getiriyor.

Türkiye Cumhuriyeti Devleti kurulduğundan bu yana kendisini hukuka ve hukukun genel ilkelerine bağlı saymıyor. Uluslararası demokratik topluma varlığını ve meşruiyetini kabul ettirmek amacıyla mecbur kaldığı için kağıt üzerinde bir ‚hukuk sistemi‘ oluştursa da, buna en başta kendisi uymuyor.

Çağdışı, ırkçı, baskıcı ve yasakcı bile olsa devlet çerçevesini kendisinin çizdiği hukuku ve hukuk kurallarını çiğnemeden duramıyor. Türk devleti bazen ilkel bir kabile gibi, bazen bir çete gibi davranıyor.

Tıpkı kabile sisteminde olduğu kin güdüyor. Kendisine biat etmeyen, hukuk ve adalet talep eden herkesi ‚düşman‘ görüyor. Biat etmeyeni hakları olan ‚vatandaş‘ kabul etmek yerine ‚düşman‘ gördüğü için de ‚çete‘ gibi davranıyor.  Elinin altında sürekli ölüm mangaları tutuyor.

İhtiyaç duyduğu zaman bunlara cinayetler işletiyor. Varlığından hoşnut olmadığı ya da ‚tehdit unsuru‘olarak algıladığı vatandaşlarını tek tek ya da topluca öldürtmekte sakınca görmüyor.

Türkiye Cumhuriyeti‘nin tarihi bir yerde ‚ devletin bekası veya ulusal çıkar‘ adına işlenen cinayetler tarihidir. Bir devlet düşünün ki kurulduğundan bu yana Kürt, Türk, Ermeni, Rum, Asuri Süryani vd. demeden bütün vatandaşlarıyla savaşıyor.

Türk devletinin sadece son 25 yılda 17 bini aşkın faili mechul cinayet işlediği göz önününe alındığında tablonun ne kadar vahim olduğu kendiliğinden ortaya çıkıyor.

 Buna Koçgiri, Piran, Ağrı ve Dersim toplu kıyımları ile Sivas, Maraş, Çorum katliamlarını da eklemek gerekiyor!

Bu tablonun da açıkça gösterdiği gibi Türkiye’de  yüz yıla yakın bir zamandır ‚devlet-millet çatışması‘ yaşanıyor. Ne de olsa  ortada ‚insanların huzur ve mutluluğunu sağlayan, insan hak ve hürriyetlerini güvence altına alan‘ ve bunun hukukuna bağlı olan bir devlet yapılanması yok.

Tam tersine, ortada ‚ insanların huzur ve mutluluğunu bozan, insan hak ve hürriyetlerini hiçe sayan ve hukukla alakası olmayan‘, buna rağmen de kendini‘ devlet‘ olarak tanımlayan, kaba güce dayanan bir yapılanma var…

Önce bunun değişmesi gerekiyor. Bunun için de zihniyetin değişmesi, ülkede herşeyin tepeden tırnağa elden geçirilmesi gerekiyor. Artık bilineni söylemek, gerçeği tekrar etmek yetmiyor.

Artık itiraf etmek derde çare olmuyor, olacak gibi de görünmüyor.

Meclis’in açılış konuşmasında sık sık ‚hukuk‘ vurgusu yapan Cumhurbaşkanı Gül, Türkiye‘nin geleceğinin ‚hukuk’tan geçtiğini görmüşe benziyor. Cumhurbaşkanı gibi birçok kişi ve kesim de yaşanan çöküntünün  kaynağında ‚hukuksuzluğun‘ yattığını fark etmiş görünüyor.

 Ancak dediğim gibi görmek ve dillendirmek artık yetmiyor. Türk devleti tarihi boyunca işlediği cinayetlerle yüzleşmeden ve bunun hesabını vermeden, istese de  ‚hukuk’a saygılı olamaz.  

Türkiye işlediği suçların üzerine yatarak herhangi bir gelecek kuramaz.

Bu yapılmadan yapılacak olan yasal ve anayasal düzenlemelerin yararı olmayacaktır. Türkiye’de  hukuk devletinin kurulabilmesi için herşeyden önce yüzyıllık ‚hukuk dışı‘ uygulamaların hesabı verilmelidir.

Geçmişin hesabı verilmeden bu cinayetlerin önlenmesi gibi, demokratik barışçıl bir kültürün gelişmesi de mümkün değildir.  Türkiye ‚sözde değil özde‘ demokratikleşmeli, ‚çete devleti’ anlayışı terk edilmeli, yerine ‚hukuk devleti‘ inşa edilmelidir.  

Özcesi; lafla peynir gemisi yürütmeye çalışmaktan vazgeçilmelidir.

gunayaslan@hotmail.de



 

 

  • email Arkadaşına gönder
  • print Yazıcı versiyonu
  • Add to your del.icio.us del.icio.us
  • Digg this story Digg this

Yorum Yaz comment Yorumlar (0 Yazılmış)

© 2009 aktuelbakis.org, All rights reserved.