E-bülten
Bu yazıyı beğendiniz mi?

Sömürgeciler Önce Osmanlı’yı Yönetti. Şimdilerde Türkiye’yi ve Gelecekte İse Bağımlı Kürdistan’ı Yönetmek İstiyor
Sömürgecilerin en azgınlaştığı ve zehrini kustuğu bir süreçten geçiyoruz. Bir yandan Ortadoğu Birliği, diğer yandan Amerika Birliği, Avrupa Birliği, Asya Birliği yapılandırma çalışmalarını tüm çıplaklığıyla hızını kaybettirmeden sonlandırmayı amaçlıyorlar.
Bu şekilde görülüyor ki; sömürgeciler egemenlik anlayışlarını da değiştirmişler. Bu haliyle çok tehlikeli bir süreçten geçtiğimizi belirtmek istiyorum. Önceleri devletlerin bire bir savaşları vardı. Sonrasında bu devletler devleşti ve devletçikler yarattı. Sömürgeciler bu devletçikler ile kendi planlarını uygulamaya koyuldular. Yani tabiri caiz ise bu devletçikler birer “maşa” görevini görüyorlar. Sömürgeciler vahşileştirdiği kartelleri eliyle bu devletçikleri esir aldılar. IMF sistemini bu kukla devletlere bela ettiler. Sömürgeciler esirleştirmek istedikleri devletleri; önce olursa “savaş” yolu ile olmazsa sonra “din” ile ve daha sonra “para” yolu ile elde ederler. Günümüz dünyasında buna gelmeyen hiçbir devlet yoktur. Karşı çıkan oldu mu askeri olarak o ülkeye çöreklenirler ve bir daha ayrılmazlar.
Tüm bu gerçeklikler aynasında Türkiye’nin şuandaki durumuna bakacak olursak; Türkiye’nin geçirdiği evreler ve durumunu incelediğimizde tam anlamıyla sömürgecilerin tuzağına ha düştü ha düşecek bir pozisyondadır. Tarih bize sömürgecilerin Türkiye üzerinde geliştirmek istediği oyunları bir bir anlatıyor. Eğer Türkiye bağımsız Atatürklü dönemini yaşasaydı; şuanda sömürgecilerin planlarına ortak olmaz ve kardeş halk olan Kürtleri kendisi gibi esirleştirmek istemezdi.1921 anayasası bu bağımsız Atatürk duruşuyla şekillendi. Fakat 1924 anayasası tüm bağımsızlığı Atatürk’ten aldı ve tam anlamıyla ülke sömürgecilerin eline geçti. Ülkenin sömürgeciler eline geçmesi ülke kaynaklarının bu sömürgeciler tarafından kullanılmasına imkân tanıdı. Kendini 1924 anayasasıyla sağlamlaştıran mantık 1926’da sözleşmeler imzalatarak bunu garantiledi. Ta 2.Dünya Savaşına kadar bu böyle gitti. Savaş sonrası İngiltere bu görevinin bir kısmını ABD’ye devretti. Artık İngiltere teoride yani planların fikir babalığında, ABD ise pratikte, yani bu planların uygulayıcılığında rol oynadı. Bu defa da Türkiye 1945’te ABD ile sözleşmeler imzaladı. O tarihten günümüze kadar Türkiye ile ABD birbiriyle tabiri caiz ise “evlilik” yaptı. Yapılan evlilik günümüz mantığında olduğu gibi ataerkil dönemini yaşadı ve yaşıyor. Sömürgeciler Türkiye’nin üzerine günümüz erkek mantığı ile yaklaşıp, bu anlamda ülkeyi karılaştırmak istedi. Tarihin sayfaları bunları bize tüm korkunçluğuyla göstermektedir.
Kurtuluş savaşında verilen emekler bir bir hiç edildi. Tam anlamıyla sömürgeciler hazır bir devleti ellerine geçirdiler. Hiç bir zor kullanmadan Türkiye’yi adeta devletçikleştirdiler.
Artık kontrol sömürgecilerin elinde oldu. Osmanlıyı yöneten mantık Türkiye’yi de yönetmeye başladı. Ondan dolayıdır ki, Türkiye’yi yönetenlerin az bir bölümü Türk’tür. Yapılan tüm anlaşmalar Türkiye’nin hareket alanını bitirdi. Alınan tüm kararlar sömürgecilerin denetiminden geçti. Türkiye sahip olduğu topraklar içerisindeki zenginliklerini kullanamaz, işleyemez, pazarlayamaz hale geldi. Lozan ile denetimine aldığı Kürt topraklarının zenginliğini hep Türkiye şahsında sömürgeciler işletti.
Bilindiği üzere Kürt Coğrafyası hem yer altı hem yer üstü zenginliklerinden dolayı ta 1400 yıldır sömürge altındadır. Ve çok zengindir. Bir bütün olarak ”Kürtleri karşılarına almak istemeyen mantık Kürtleri 4 parçaya böldü.”ve her dört parçadaki ülkeleri devletçikleştirdi. Bu anlamda adeta dünyanın yaşam kaynağını avucunun içine aldı.
Gelişen ve bu anlamda değişen dünyaya şekil vermek yine sömürgeci mantık ile olması gerekir ki birliklerini sağlamlaştırsınlar. Bunun sonucunda Türkiye’ye bir rol biçildi. Biçilen rol “DAVOS” ile netlik kazandı. Çünkü Türkiye’nin bir kapısı İslamiyet’e, diğer kapısı Hristiyanlığa açılıyordu. Bu anlamda hem bölgenin güçlü devletlerinden birisi hem de İslamiyet’i sömürgecilerin istediği gibi yaşayan bir devlet konumundadır.
Ülkenin sorun diye adlandırdığı bir “Kürt Halk Gerçekliği” var. Kürt Coğrafyasının büyük bir bölümü ve zenginlikleri bu kısımda yani ülkenin doğu ve güneydoğusundadır. Devletsiz en büyük halk olan Kürtlerin; son Ceylan Önkol vakasında da görüldüğü gibi yaşamsal anlamda hiçbir hakkı yoktur. PKK 15 Ağustos 1984 silahlı eylemiyle Kürtlerin tamamına sahiplik etmek için yola çıktığını söylemiştir. Bu sömürgecilerin hoşuna gitmemiştir. Bir taraftan dünya ile uğraşmaya çalışan mantık bu sefer karşısında devlet olmayan ve dağları mesken tutup yeni insan tipinin felsefesini üreten bir örgüt ile karşılaşmıştır. Sömürgeciler PKK’yi nasıl bitirebiliriz in arayışı içerisinde her türlü planlarını uygulayarak en büyük savaşı vermişlerdir. Fakat ne savaş yolu ile ne din ile nede para ile yola gelmeyen bir örgüt vardır. Tüm bu planlarının karşısında duran ve gerilla savaşı veren örgüt hiçbir şekilde teslim alınamamaktadır.
Sömürgeciler iyiden iyiye PKK karşısında güç kaybettiklerini ve onları kendi yöntemleriyle yenemeyeceklerini anladıkları anda iş işten geçmişti. Çünkü dünyanın karşısında “yeni bir felsefe” ve bu anlamda “yeni bir insan tipi” şekillenmişti. Bu insan tipi ne din duygularıyla oynanmasına izin veriyor nede para ile yola geliyor. Tüm bunları anlayan mantık, asıl planını devreye koymak için kollarını sıvamış bulunuyor. Hiç bir şekilde esir alınamayan PKK’ye bir rota çizmek istiyorlar. Herkesin söyleyip durduğu, “ya gelip teslim olacaksın, ya ölüp gideceksin” gibi söylemlerin dışında sömürgecilerin bir çözüm modeli ve bu anlamda bir önerileri daha var.
Peki, Nedir Bu Öneri?
Sömürgeciler; PKK’ye sundukları üçüncü öneride şunu söylüyorlar. Size doğu ve güneydoğu bölgesinde bir özerklik vereceğiz ama yönetim bizim elimizde olacak, ama zenginliklerinizi biz kullanacağız, ama bizim sözümüzden çıkmayacaksınız, ama güvenliğinizi biz sağlayacağız, hangi hakkı istiyorsanız vereceğiz, sadece sizin adınız olacak, Kürdistan mı istiyorsunuz, alın size Kürdistan’ı. Biz Türkiye’yi ikna ederiz diyorlar. Bunun en bariz örneği; TRT 6, Üniversitede Kürdoloji Enstitüsü, Kürtçe yer isimlerinin geri iadesi, Kürtçe özel Kurs ve Kürtçe Seçmeli ders. İşte bazılarının anlamadığı aslında Abdullah Öcalan’ın “bana onursuzluğu dayatıyorlar” Kürtleri satmamı istiyorlar, beni intihar etmem için zorluyorlar” dediği sözler burada anlam buluyor. Abdullah Gül’ün “iyi şeyler olacak” açılımı ve bu anlamda Kürt açılımı ile yapılmak istenen buydu. Sonradan neden değişti derseniz, işte bundan dolayı değişti derim. Abdullah Öcalan tüm bunları gördü ve kendi yol haritasını Türkiye’ye ve sömürgecilere sundu. Yol haritasının açıklanmamasının nedeni de budur.
Sömürgeciler Öcalan’a “ya bu yol haritasını biz kendimize göre uyarlayacağız, ya da seni içerde böyle eriteceğiz diyor. İkisinden birini seçmen lazım diye dayatıyorlar. Ondan dolayı Öcalan “ben yapacağımı yaptım, süreç bir iki hafta da netleşir ve ben artık bu halimle bir şey yapamam, zaten ben ne PKK’ye nede halka bu saatten sonra önderlik yapamam, onlar neyi nasıl yapacaklarsa yapsınlar, PKK’de DTP’de ne isterse onu yapar, halk nasıl yaşamak isterse öyle yaşar. Artık kent isyanları mı gelişir, PKK’liler şehirlere mi iner bilemem, bu kendi yaşamlarıdır” diyor.
Sömürgecilerin mantığını çözen Abdullah Öcalan; DTP’liler bazen ne konuştuklarını bilmiyorlar diyip, Aysel Tuğluk un “eğer sonuç alınmaz ise Kürtler ayrılmayı tartışabilir” sözüne karşı çıkıp bunu söylemişti.
Çünkü mevcut egemen, emperyalist ve kapitalist sömürgeci sistem, gelinen süreçte; Kürtlere ayrılmayı dayatıp erken doğum yapmalarını sağlamak ve bunun sonucunda tüm dünyanın gözleri önünde aynı Tamil Kaplanlarını imha ettikleri ve halkını esir aldıkları gibi PKK’lileri öyle imha edip bugüne kadar örneği olmayan bir katliam planlamaktadırlar.
İşte tam da burada şu ortaya çıkıyor. Ya benim dediğimi yapıp “bağımlı Kürdistan’ı” istersin, ya da “yok olur gidersin”. Tayyip Erdoğan’ın DTP’yi çizgiye çekme çalışmaları ve İlker Başbuğun “gidip arayıp bulup yok edeceğiz” açıklamaları değişen sürecin sömürgeciler tarafından yazıldığının göstergesidir. İşte ondan dolayı Öcalan diyor ki; DTP’nin yeni yönetim kadrosunu radikal demokratlar oluştursun. Basına yansıyan görüşme notlarından anladığımız kadarıyla Öcalan’ın yol haritasının içeriği “devleti olmayan, demokratik ulus” örgütlenmesidir. Bu çözüm modelini alıp incelediğimizde hiçbir şekilde sömürgeciler bu sistemin içerisine sızamıyor ve hareket edemiyor. Çünkü halk neyi isterse o oluyor. Merkeziyetçi bir yapı burada yok.
İşte tüm bunlardan dolayı “Kürt açılımı” ile başlayıp, “arayıp bulup yok edeceğiz” diye devam eden sürecin aktörleri bu “devleti olmayan, demokratik ulus” modeline karşı çıkan sömürgecilerdir.
Anlaşılan gelinen son süreç bize çok büyük bir savaşın olacağını gösteriyor. Çünkü bir yanda yeni insan tipini kendisine felsefe edinen Öcalan, diğer yanda tüm dünyayı kendi çıkarları doğrultusunda yönlendiren ve bunun için her türlü vahşi yaşamı hak arayanlara dayatan sömürgeci mantık var. Umudum odur ki; Kürtler savaşmadan haklarına kavuşurlar. Ama gelinen süreç ve PKK’nin açıklamaları bu sömürgeci mantık karşısında direnişe geçip savaşacaklarını gösteriyor.



