E-bülten
Bu yazıyı beğendiniz mi?
Ama Diyarbakır Cezaevi ile ilgili oldu. Bize belgesel izletildi ve akıl almaz bir ÅŸey. Söylenecek bir ÅŸey yok. Duygulanmamak, sinirlenmemek, öfkelenmemek mümkün deÄŸil. Diyarbakır Cezaevi’nin okul mu, müze mi olmasının tartışıldığı bir dönemin üstüne denk geldi cezaevinde olanların anlatıldığı bölüm...
Acıtıcı bir ÅŸey. Bari insanların anılarına saygılı olun. İnsanlar babalarının, dedelerinin iÅŸkence gördüÄŸü yere oÄŸullarını okula göndermeyecek herhalde. Veya o kadar acı yaÅŸanmış bir yerde konaklamayacak! Her ÅŸeylerini aldınız o dönem zaten. Anılarını bırakın insanların, orası ancak bir utanç müzesi olabilir. Olabilmeli. Hafızalarımızı zaten hep siliyorsunuz. Siz ne istiyorsanız zaten büyük bir çoÄŸunluk onu hatırlıyor. Hepimizi ÅŸablondan çıkmış hale getirebiliyorsunuz zaten ama bunu yapmayın.
30'lar da 80 sonrası da Berrak'tan soruluyor
Vahide, Mükerrem ve Yıldız. Biri 1900’lerin Makedonya’sının, diÄŸeri 1930’lar Zonguldak’ının, sonuncusu 1980’ler Türkiye’sinin kadını. Üçü de aynı delici mavilikte gözlerle bakıyor ekrandan bize doÄŸru; Berrak Tüzünataç’ınkilerle. O, 1984’ün Türkiye‘sinde gelmiÅŸ dünyaya. GüzelliÄŸinin keÅŸfedilmesinin ertesinde de sunuculuk, dizi oyunculuÄŸu, çok konuÅŸulan birliktelikler derken artık görmeye alıştığımız yüzlerden biri. Åžimdilerdeyse önyargıları kıracak ÅŸekilde, belki de kendisinden beklenmeyen hallerle karşımızda.
‘Elveda Rumeli’de ilk sinyallerini verdiÄŸi oyunculuk çabasını, hem Tomris GiritlioÄŸlu’nun 80’ler sonrası Türkiye’sini anlattığı ‘Bu Kalp Seni Unutur mu?’nun Yıldız’ı olarak, hem de Zeki Demirkubuz’un Nahid Sırrı Örik’in romanından beyazperdeye uyarladığı, bu hafta vizyona giren ‘Kıskanmak’ın Mükerrem’i olarak sergiliyor. Filmin ‘çirkin ve kıskanç’ı Seniha rolünde Nergis Öztürk, En İyi Kadın Oyuncu Altın Portakal’ını alırken, ‘yenge’ Mükerrem rolünde Tüzünataç da gayet güzel izletmekte kendini. Bir yandan da televizyon ekranından hafızalara doping yapan ‘Bu Kalp Seni Unutur mu?’nun devrimci Yıldız’ı olarak ziyadesiyle iÅŸkence görüyor, dönemin güçlü, kararlı genç kadınını oynuyor. Ocak ayında bu sefer bir UÄŸur Yücel filminde, ‘Ejder Kapanı’nda izlettirecek kendini. Karşılıklı oturmaya ‘Kıskanmak’ aracı oldu.
Kıskanmak’, tam anlamıyla oyunculuk yaptığınız ilk sinema filmi. Daha önce filmin kıyısında görünen ‘güzel kız’dınız daha çok...
Sinemadaki ilk büyük sorumluluÄŸum. Öncekiler çok yan ve küçük rollerdi. Henüz bir kere izledim. Çok heyecanlı bir durum olduÄŸu için idrak edemedim pek. Ancak kendimle ilgilenebildim, onu da tam anlayamadım ama utandığım veya kötü hissettiÄŸim bir ÅŸey görmedim.
Böyle bir ilke, zorlu bir yönetmenle baÅŸlamak da kolay olmasa gerek. Nasıldı Zeki Demirkubuz’un setinde olmak?
Aileme, çevreme “Ne olur birlikte izleyelim” dediÄŸim ilk iÅŸim bu. Gurur duyuyorum böyle bir filmin içinde yer almış, böyle bir yönetmenle çalışmış olmaktan. Zeki Bey’le iki senedir görüÅŸüyordum baÅŸka bir proje için. O olmadı, ‘Kıskanmak’ için görüÅŸmeye baÅŸladık. Kendi başıma yapabileceÄŸim her ÅŸeyi yaparak hazırlandım. Birkaç kere Zeki Bey ve Nergis (Öztürk) ile önemli sahneleri konuÅŸtuk. Ön çalışmayı Zeki Bey’den çok Nergis’le ben çalışarak yaptık. Filme girmeden önce, çok güzel bir konuÅŸma yaptı Zeki Bey. “Uzun süredir hayal ettiÄŸim bir filmi yapıyorum ve çok çalıştım. Filmde iki tane büyük sorumluluk var, Seniha ve Mükerrem rolü. Ben bu kadar çalışırken beni yarı yolda bırakmayacağınızı düÅŸünüyorum, size güveniyorum” demiÅŸti. Bunun duygusal bir tarafı da var, güvendiÄŸini söylemesi, o sorumluluÄŸu bize vermesi... Zeki Bey, sadece ve sadece sinemadan ekmeÄŸini kazanan bir adam. Böyle birini yarı yolda bırakmak istemez insan.
Nahid Sırrı Örik’in ‘Kıskanmak’ından, kitaptan size geçen duygu neydi?
Önce senaryoyu, sonra kitabı okudum. Çok özel bir roman, Nahid Sırrı Örik de çok özel bir adam. Biraz Osmanlıcı olduÄŸu için, o geçiÅŸ döneminde de, sonrasında da tercih edilen biri deÄŸil. İlk defa bir roman uyarlaması iÅŸinin içinde bulundum. O roman sizin guide’ınız gibi oluyor. Bunu da yönetmene sormak lazım, ‘Kitabı böyle kullanabilir miyim, yoksa aklınızdaki baÅŸka mı?’ diye. Karakterin çizgilerini çizerken romanı kaynak olarak kullanabileceÄŸimizi söyledi. O rahatlatıcı oldu.
Mükerrem’e dair hisleriniz nasıldı roman elinizdeyken?
Bana televizyon tarafında ÅŸöyle bir ÅŸey yakıştırılmaya baÅŸlandı; kuvvetli kadın, yapar, koÅŸar, atlar falan. Mükerrem öyle deÄŸil, çok zayıf bir kadın. Zaafları var. Onları da yapıyor ama sorumluluÄŸunu alamıyor, ona bile bir ortak arıyor. Hem korkuyor, hem yapıyor, muallak bir tip. Mükerrem’e üzüldüm. Romanda da üzülüyorsun; zayıflığına, birazcık budalalığına... Seniha’ya da garip bir ÅŸekilde hayran kalıyorsun. O kadar iticiliÄŸe, o kadar kötücüllüÄŸe ve fiziksel olarak çirkinliÄŸe raÄŸmen... Bir de çok akıllı bir kötü ya. Ve gururlu.
Kıskanmak duygusu üzerine düÅŸündünüz mü?
Åžöyle ÅŸeyleri düÅŸündüm ve konuÅŸtuk da, Nergis’le özellikle. Åžu an sahip olduÄŸumuz ÅŸeylere sahip olup ‘Ben kıskanç deÄŸilim’ demek çok kolay. Hayatımdaki belli deÄŸiÅŸmezler baÅŸka olsaydı ne olurdum, ne kadar kıskanç olabilirdim; bunları düÅŸünüyorsun. Ve anlıyorsun Seniha’yı. Karanlık bir ruh. Yaptığımız iÅŸin sevdiÄŸim yanlarından biri bu. Bir proje seçerken, neyi öÄŸreneceÄŸinizi de seçmiÅŸ oluyorsunuz.
Dekor, kostüm ve eski Türkçe aracılığıyla da olsa 1930’larda, Cumhuriyet’in ilk yıllarında bulunmak nasıldı?
O kıyafeti giyince, saçın, makyajın öyle yapılınca, o atmosfer yardımcı oluyor. Seniha’nın küçük bir tiradı var; “Attan inip eÅŸeÄŸe bindiÄŸimiz dönem, paÅŸa babamın her ÅŸeyi kaybettiÄŸi dönem” diye. Her geçiÅŸ dönemi çok sıkıntılı, zorlayıcıdır ya... Ne olacağı, ne kadar hareket edilebileceÄŸi tam belli deÄŸil. Yeni bir ÅŸeyler oluyor. Herkes oraya sürüklenmiÅŸ ama aslında içler pek öyle deÄŸil. Batı kültürü birden empoze edilmiÅŸ ama ruhlar çok Osmanlı. GeçiÅŸ dönemleri hep büyük bir nüfusu harcamış. Her ÅŸey deÄŸiÅŸiyor; para el deÄŸiÅŸtiriyor, saygı el deÄŸiÅŸtiriyor. Orada biraz asil durmaya çalışan bir aile Seniha ve Halit. Ama Mükerrem en eÄŸlenceli neyse oraya hemen adapte olabilen bir insan.
Geçen sezon rol aldığınız ‘Elveda Rumeli’ 1900’lerde geçiyordu, ‘Kıskanmak’ Cumhuriyet’in ilk yıllarında, ‘Bu Kalp Seni Unutur mu?’ 12 Eylül darbesi ertesinde. Bu dönemlere girip çıkmak, ÅŸimdi olan bitene bakışınızı nasıl etkiledi?
Böyle böyle neleri öÄŸreneceÄŸimizi seçiyoruz. ÇoÄŸu insanın bilmediÄŸi ÅŸeyleri biliyorsun. Atalarının tarihiyle, ülkenin tarihiyle ilgili... Belli ÅŸeylerle ilgili ufak ufak fikir yürütmeye baÅŸladım. Ve bu hoÅŸuma gidiyor. Sosyolojik yapımızla ilgili bazı ÅŸeylerin deÄŸiÅŸmediÄŸini ve ne olabileceÄŸini görüyorsun. Tarih tekerrürden ibarettir durumları.
12 Eylül, darbe, Kenan Evren, iÅŸkence sözcüklerini ilk duyduÄŸunuz zamanı hatırlıyor musunuz?
Ben yakın tarihle ilgilenen biriydim. İlgimi çekti bunlar hep ama yaÅŸadığım bir dönem deÄŸil. Biraz misyonu olan da bir iÅŸ bu dizi. ÇoÄŸu insan ‘Ay canım benim, ne tatlı kız’ dediÄŸi birini aÄŸzı burnu kırılırken izlemeyi pek tercih etmiyor. YaÅŸayanlar da pek tercih etmez herhalde diye düÅŸünüyorum. Ben yaÅŸamış olsam böyle bir ÅŸeyi, bakıp fena olur, kanal deÄŸiÅŸtiririm. Ama böyle bir iÅŸ yapılıyorsa bunların gösterilmesi gerekiyor. ‘Abartıyorlar, öyle bir ÅŸey yoktu’ diye yorumlar var. Hâlâ! Hayır, vardı. Abartmıyoruz, azaltıyoruz, mecburuz, televizyon iÅŸi çünkü. Ve o kadar çok vardı ki filmi bile çekilemez onun, kimse izlemez çünkü.
Bu da mı olmuÅŸ!’ dediÄŸiniz ÅŸeyler oldu mu?
Hayır, olmadı. Ama Diyarbakır Cezaevi ile ilgili oldu. Bize belgesel izletildi ve akıl almaz bir ÅŸey. Söylenecek bir ÅŸey yok. Duygulanmamak, sinirlenmemek, öfkelenmemek mümkün deÄŸil.
Diyarbakır Cezaevi’nin okul mu, müze mi olmasının tartışıldığı bir dönemin üstüne denk geldi cezaevinde olanların anlatıldığı bölüm...
Acıtıcı bir ÅŸey. Bari insanların anılarına saygılı olun. İnsanlar babalarının, dedelerinin iÅŸkence gördüÄŸü yere oÄŸullarını okula göndermeyecek herhalde. Veya o kadar acı yaÅŸanmış bir yerde konaklamayacak! Her ÅŸeylerini aldınız o dönem zaten. Anılarını bırakın insanların, orası ancak bir utanç müzesi olabilir. Olabilmeli. Hafızalarımızı zaten hep siliyorsunuz. Siz ne istiyorsanız zaten büyük bir çoÄŸunluk onu hatırlıyor. Hepimizi ÅŸablondan çıkmış hale getirebiliyorsunuz zaten ama bunu yapmayın.
Siz İstanbul Üniversitesi’nde İşletme okumuÅŸsunuz. Okula gidiyor muydunuz?
Belli bir dönem bulundum. Avcılar kampusundaydık. Ben Koç Lisesi’nde okudum. Koç’tan çıkıp İstanbul Üniversitesi’ne kaydımı yaptırırken birden ‘Böyle bir dünya varmış’ dedim... Biz fanus içinde yaşıyorduk. Orada bir yazı var, burada bilmem ne fakültesi öÄŸrencilerinden bilmem kim dekanlık önünde izinsiz gösteriden uzaklaÅŸtırıldı falan. “Vay” dedim, “Ne oluyor burada? Burada bir ÅŸey var benim bilmediÄŸim!”
Magazin basınıyla sizin de başınızın derde girmiÅŸliÄŸi var... Tabii ki. Oldu, güzel bir duygu deÄŸil. Gece karanlıkta kafanızda bir spot ışığıyla yürümek, herkesin ‘Ya kim bu huzurumuzu kaçıran insan?’ diye size dönüp bakması bile rahatsız edici.
Tartışmalar yaÅŸanırken magazincilerin tavrı, oyuncuların, ünlülerin de bir ÅŸekilde magazine muhtaç oldukları yönündeydi... Oyuncu olarak farklı karakterlerle seyircinin önüne çıktığınız için, kendiniz olarak ne kadar çok görünürseniz inandırıcılığınız o kadar azalıyor. Meslek olarak, bu benim görüÅŸüm, faydalı bir ÅŸey deÄŸil. Kontrolümü kaybetmiÅŸ halimi, sevgilimi öpen halimi veya sarhoÅŸ halimi televizyonda görmek bana yaramıyor.
Radikal Cumartesi’deki son söyleÅŸinizde Trevanian ve Kosinski’yi keÅŸfettiÄŸini anlatmıştınız. Yeni keÅŸifler var mı?
80’lerdeki dominant kadın karakterleri çok aradım. Nilgün Marmara, Tezer Özlü’ye gittim. Onların biyografileri, ÅŸiirleri... Sylvia Plath’e kadar gittim. En son Nilgün Marmara’nın BoÄŸaziçi’nde verdiÄŸi tezi olan kitabı okudum; Slyvia Plath ÅŸiirleri ve intiharı... Çok bohem ve buhranlı kadınlar tabii... Eli kalem tutan ve çok karizmatik kadınlar, çok büyük bir boÅŸlukta kapılıp gidebilirsin. Mesela ölümü çok anarÅŸist, her ÅŸeye karşı bir tavır olarak görüyorsunuz. İntiharı yücelten bir tarafları var. ‘Oblomov’ okuyorum bu ara, okumamıştım. “Aa, bizim bilmem kim bu!” diye baÅŸlayıp, “Ben de biraz Oblomov’um” diye giden tatlı bir süreç yaşıyorum.
‘Ejder Kapanı’nda Nejat İşler’le aynı filmdesiniz. Bu birliktelik oyunculuÄŸunuza bir ÅŸey katıyor mu?
Umarım herkese birlikte olduÄŸu kiÅŸi bir ÅŸeyler katıyordur. Nejat çok iyi bir oyuncu, çok tecrübeli, çok vicdanlı. Birikimli biri, birçok açıdan beslenebildiÄŸin biri. Bir de anlayan biri. Aynı iÅŸi yapan iki insan birlikteyse her türlü derdi konuÅŸabiliyor, bu tabii ki güzel.
radikal



