Bu yazıyı beğendiniz mi?

(toplam 0 oy)

Arşiv

Pt Sa Ça Pe Cu Ct Pa
1234567
891011121314
15161718192021
22232425262728
293031

image

TC’nin tüm politikası örgütlü Kürt hareketini tasviye ve yoketme üzerine bina edilmiş. Bu dün 1920 ve 1930’larda da böyleydi, bugün de. Dün 1950 ve 1960’larda üç kişilik bir öğrenci grubunun oluşması dahi bir tehlike olarak görülüyor ve grup üyeleri işkencehanelere yollanıyordu. Yapılan bugün de farklı değil.

Dün, 1980’lerin darbesi yapılırken de hedef sol hareketin yanında asıl olarak gelişen Kürt özgürlük mücadelesinin önünü tıkamak, kadrolarını fiziken tasfiye etmekti. Öyle de yapıldı. Kürdistan’da tam bir vahşet uygulandı. Sadece örgütlü Kürt hareketinin kadrolarına yönelinmedi, neredeyse okuma yazma bilen tüm Kürtler imha kamplarına toplandı ve yok edilmek istendi.

Gelişmeleri ve Kürt halkının yaşadıklarını otuz yıl geriden izleyen Türk aydınları, bir film setinde çekilmiş bir-iki kaba işkence sahnesine bakarak “aa, bu kadarı da yapılmış mı?” diyerek ağızları açık bakakalıyorlar.

Kürtler şayet Diyarbakır zındanlarında ayakta kalmayı becerebilmişlerse, bu, uygulanan vahşete karşı çıplak bedenlerini çıra yapıp bunu Kürdistan, Türkiye ve dünya kamuoyuna duyuranlar sayesinde olmuştur. Bu fedayi ruh Amed Zındanlarında baş göstermemiş olsaydı Kürtler bugün eriştikleri örgütlülük düzeyi ve elde ettikleri kazanımlara ulaşamazlardı.

TC’nin kuruluş felsefesi, konsepti teklik ve türdeşlik üzerine inşa edilmiş. Bu yönüyle de TC tarihi aynı zamanda Türk-İslam Sentezi’ne ayak direyenlerin imha ve tasviye tarihidir de.

Ermeni ve Süryaniler imha edildiler. Rumlar binlerce yıl üzerinde yaşadıkları topraklardan sürüldüler. Kürtler ise 1920 ve 1930’larda toplu kırım, katliam ve sürgünlere uğradılar, köleliğe laik görüldüler.

Hükümetler geldi gitti. Partiler yer değiştirdi, ama bu politika hep uygulanageldi. Öyle ki “Kürt sorunu Türkiye’nin en önemli sorunudur, çözülmesi gerekir” denilen son bir yılda dahi bu sorunun çözümü Kürt hareketinin, PKK’nin tasviye edilmesi olarak görüldü.

Sanki bu yol hiç denenmemiş, PKK’yi tasviye etmek, örgütlü Kürt hareketini ortadan kaldırmak için sanki otuz yıldır hiçbir şey yapılmamış gibi, çözümden bahsedilen bir dönemde bile “tasviye etmek, bitirmek, kök kazımak” hep gündemde kaldı.

Bu anlayış salt devlet katında, ordu ve hükümet çevrelerinde olsa, insan güler geçer. Ne de olsa TC’nin değirmen taşı 85 yıldır imha ve tasviye edilmişlerin kanıyla dönmüş. Bu yaklaşım kendini aydın, liberal, bilimadamı ve hatta Kürt dostu olarak tanımlayanlarca da döne döne savunuluyor. Bunlar açıkça “devlet ve AKP Kürt sorununu çözmek için fedakarca çalışıyor. Kürt sorunu bugün çözüme kavuşturulamıyorsa, bunun müsebbibi, sorumlusu PKK’dir. PKK teslim olsa veya tasviye edilse Kürt sorunu hemencecik çözülür”.

Kürt hareketi ve Kürtler bu devleti, TC’yi çok, ama çok iyi tanıyorlar. Ve bu tanıma öyle kitap, ansiklopedi veya filmlerden edinilen bilgiler sayesinde de olmamış. Kürtler canları yana yana, kanları aka aka bu devleti tanımışlar. Bu devletin verdiği sözlere ne kadar bel bağlanacağını idam sehpalarına yürüyerek yaşamışlar.

Bunlar gerçekten aydın, bunlar gerçekten liberal, bunlar adam gibi adam olsalar, Kürtlerden bunu istemeden önce iki dakika düşünür ve çevrelerine, içinde yaşadıkları çağa bir göz atar ve şu soruya yanıt ararlar. 20. yüzyılda özgürlüklerine kavuşan yüz dolayında ulus ve halktan hangisi özgüçleri tasviye edildikten sonra özgürlüklerine kavuşmuş? Cezayir veya Küba mı, Vietnam veya Laos mu, Mozambik veya Angola mı? Hangisi?

Diyelim bunlar elli, altmış yıl öncesinin örnekleri. Peki ya son 20 yıl içinde, 1990’lardan buyana hangi halk, özgüçleri dağıtıldıktan, tasviye edildikten sonra özgürlüklerine, ulusal ve temel haklarına kavuştu? Güney Afrika mı, yoksa Filistin, İrlanda veya Doğu Timor mu?

Türk yazar-çizerleri de, ağababaları da ahmak değiller ve çok iyi biliyorlar ki ANC devreye girmeden ve Mandela ile pazarlığa oturulmadan, Filistin Kurtuluş Örgütü ve Arafat muhatap alınmadan, Gary Adams ve Ramos Horta ile dialoga girip sürece ortak edilmeden tüm bu sorunlar çözüme kavuşturulamazlardı.

Bilmelerine biliyorlar ama devletleri TC’nin bekası uğruna kendi zencileri Kürtlerden bunu isteme küstahlığında bulunabiliyorlar.

TC, otuz yıldır elindeki tüm olanaklarla, tankı ve topuyla, işkencehanesi ve jopuyla, tüm kirli yöntemleriyle PKK’yi tasviye etmek için her yolu denedi, elinden geleni ardına bırakmadı. Buna rağmen gücü PKK’yi tesviye etmeye yetmedi. Yetseydi bunu otuz yılda 333 kere yapardı. Şimdi 333 kere başarılamayan, bir kez daha denenmek isteniyor.

Bu iflah olmaz ruh hali de gösteriyor ki sadece devlet katında yer edinmişleri değil, Türk toplumunun mürekkep yalamışları, dünya görmüşleri de sözkonusu Kürtler olunca öğrenme özürlüler.

Bir kez daha söyleyelim. PKK tasviye olsun demekle PKK tasviye olmaz. TC istedi, Türk aydınları koroya tutuştu diye PKK tasviye olmaz. PKK, tank ve topla, işkence ve zındanla da ne tasviye, ne de ‘ıslah’ edilebilir. PKK, PKK’yı yaratan ihtiyaç ortadan kalktığında, Kürt halkı özgürlüğüne kavuştuğunda transformasyona uğrar ve kendini yeni koşullara uyarlar.

Dün, 1980’lerde vahşetin hüküm sürdüğü Amed/Diyarbekir zındanlarında tasviye edilemeyen bir PKK, bugün Kürdistan’ın dört parçasında örgütlü olan, ölüme her an hazır onbinlerce kadrosu, binlerce savaşçısı, milyonlarca taraftarı olan bir PKK tasviye e-d-i-l-e-m-e-z!

PKK’yi tasviye edecek tek güç PKK’nin kendisidir! Öğrenme özürlülere duyurulur..

  • email Arkadaşına gönder
  • print Yazıcı versiyonu
  • Add to your del.icio.us del.icio.us
  • Digg this story Digg this

Yorum Yaz comment Yorumlar (0 Yazılmış)

© 2009 aktuelbakis.org, All rights reserved.