E-bülten
Bu yazıyı beğendiniz mi?
Arşiv
| Pt | Sa | Ça | Pe | Cu | Ct | Pa | |
|---|---|---|---|---|---|---|---|
| 1 | 2 | 3 | 4 | 5 | |||
| 6 | 7 | 8 | 9 | 10 | 11 | 12 | |
| 13 | 14 | 15 | 16 | 17 | 18 | 19 | |
| 20 | 21 | 22 | 23 | 24 | 25 | 26 | |
| 27 | 28 | 29 | |||||

Türkiye’nin Başbakanı Erdoğan, geçen hafta kendi vatandaşını ‘iç düşman’ olarak gören anlayışı ‚çağdışı‘ ilan etti.
Ardından da ‚Derin Devletin Anayasası‘ olan Milli Güvenlik Siyaseti Belgesi’nin değiştirileceğini; bundan böyle ‚iç tehdite‘ yer vermeyeceklerini söyledi.
Erdoğan bu görüşlerini Türkiye‘nin gündemini meşgul eden ‚darbe‘ tartışmaları bağlamında dile getirdi.
Ordu içindeki darbeci eğilime karşı zaman zaman ‚demokrat‘ tutum sergileyen ve sözde demokrat geçinen başbakan sıra Kürtlere gelince de tam tersini söyledi.
Az önce söylediklerini unutmuşcasına Kürtlere karşı yine ve yeniden ‚düşman‘ kesildi.
Başbakan devam eden operasyonlar, Kürt siyasetçilere vurulan prangalar ve Kürt çocuklarına verilen onlarca yıllık ağır cezalar için,‘ne polis, ne de asker zevk için operasyon yapar‘ dedi.
Erdoğan Kürtlerin de önce insan sonra da vatandaş olarak hak sahibi olduklarını yine kabul etmedi.
Etmediği gibi devletin Kürtlere uyguladığı zulme yeniden açık destek verdi.
Kürtleri her fırsatta aşağılayan ve onların vatandaşlık hakları şurda kalsın insani haklarını dahi ellerinden alan Erdoğan’ın ‚iç düşman’la ilgili açıklamaları AKP ile ordunun birleştiğini ve sadece ‚irtica’nın ‚iç tehdit‘, siyasal İslamcıların da ‚iç düşman‘ olmaktan çıkarılacağını gösteriyor.
Militarist sistem ‚iç düşman‘ olmadan varolmayacağına göre Kürtler, Aleviler, emekçiler, devrimciler ve Hıristiyan azınlıklar ‚iç düşman‘ olarak kalacağa benziyor.
Onlar, sürekli izlenecek, fişlenecek, gerektiği zaman sürülecek, gerektiği zaman da öldürülecektir.
‚Kendine demokrat‘ başbakanın açıklamaları bunu gösteriyor. Bu koşullarda zaten tersi mümkün değil.
Ne de olsa, Türk devleti kapsamlı bir demokrasi hamlesine girişmeden, geçmişiyle cesurca yüzleşmeden ve işlediği insanlık karşıtı suçlardan dolayı vatandaşlarından açıkça özür dilemeden farklı toplumsal kesimlere düşmanlıktan vazgeçemez.
Böylesi bir durum eşyanın tabiatına aykırı olur.
Henüz ortada militarist sistemin aşılacağına ve farklı toplumsal kesimlerin çağın gerekleri ve evrensel hukukun ilkeleri temelinde kucaklanacağına dair bir çaba yok.
‚Demokratik Açılım‘ süreci bu gelişmenin önünü açabilirdi, AKP ondan vazgeçti. ‚Açılımı‘ tasfiye sürecine evirdi ve militarizmle ittifaka yöneldi.
Şimdi orta yerde sadece siyasal İslam’la Kemalizm’in karanlık ittifakı duruyor.
Ancak buna rağmen de egemen medya başbakanı pişkin bir biçimde ‚demokrat‘ olarak pazarlıyor.
Basın maskesi düşmüş başbakandan ‚demokrasi‘ ummaya, kitleleri ‚demokrasi‘ masallarıyla uyutarak kandırmaya devam ediyor.
Oysa açıkça görüldüğü gibi AKP’de ifadesini bulan siyasal İslam’la, Türk ordusunda cisimleşmiş ırkçılık ‚Türkiye’nin ötekileri’ne; Kürtlerine, Alevilerine, emekçilerine ve azınlık dinamiklerine karşı birleşiyor.
Daha doğrusu dinci ve ırkçı kesim arasındaki ‚Dolmabahçe mutabakatı‘nın kapsamı genişliyor. AKP ile asker can çiğer kuzu sarması oluyor..
Açıkça görüldüğü gibi Türk ordusu Amerika gibi AKP’den de vazgeçemiyor.
General takımı dün olduğu gibi bugün de gücünü pazarlayarak ayrıcalıklı konumunu sürdürmek istiyor.
Generallerin çıkarları AKP’nin himayesine girilmesini gerektiriyor. AKP’nin çıkarları da militarist sistemi korumaktan geçiyor.
‚Darbe‘ tartışmalarıyla da bu gerçek perdelenmek isteniyor.
‚Laik‘ orduyla ‚Siyasal İslamcı‘ AKP demokrasiye karşı güçlerini birleştiriyor ve demokratik güçlere karşı birlikte taarruza geçiyor.
Medya da kalkmış ‚demokrasi‘ manşetleri atıyor.
Elbette bu da onları kurtarmaya yetmeyecektir.
‚Laikçi‘ lerle ‚dinci‘lerin uzlaşması, içeride ve dışarıda statükonun korunmaya çalışılması krizi derinleştirmekten başka bir sonuç vermeyecektir.
Zira, geçen yazımda da belirttiğim gibi Türkiye’ye halkları birarada tutacak ve farklı bütün toplumsal kesimleri özgür bir gelecek amacıyla kucaklayacak çağdaş ve gerçek manada demokratik bir sistem gerekmektedir.
Türkiye ya bu yola girecektir ya da dün Yugoslavya’nın, bugün de Irak’ın yaşadığı gibi çözülecek, tarih sahnesinden silinip gidecektir.
Kirli uzlaşmalarla militarist sistemin ömrünü uzatmak mümkün değildir.
AKP en fazla bir seçim dönemi daha gidebilir. Ordu da Kürtlerle savaşı bir süre daha yürütebilir ancak ikisi için de yolun sonu görünmektedir.
AKP militarizmle işbirliği yaparak kendi ipini, Türk ordusu da AKP’nin himayesine girmek suretiyle Kemalizmin ‚iflas bayrağını‘ çekmiştir. Yakında ikisi birlikte tarihin çöplüğüne gidecektir.
Kendi vatandaşını ‘iç düşman’ olarak değerlendiren, ‚Türk ve Sunni‘ olmayı kabul etmeyen herkesi yok etmeyi meşru gören anlayış o coğrafyadan silinecektir.
Dolayısıyla hükümet ile ordu arasındaki ‚kayıkçı kavgası’nda yedeğe düşmemek, buradan ‚demokrasi‘ çıkacağı beklentisi içinde olmamak gerekmektedir.
Öte yandan; ‚darbe‘ tartışmalarının ayrıntıları arasında boğulmadan, gidişat gerçekçi biçimde değerlendirmek ve ‚ötekiler’i demokrasi cephesinde birleştirmek gerekiyor.
‚İç düşman‘ olmaktan çıkmanın yolu birleşmekten geçiyor.
Gidişat Kürtlerin, Alevilerin, emekçilerin, devrimcilerin ve azınlıkların dayanışma halinde olmalarını gerekli kılıyor. Barış ve Demokrasi Partisi’ne bu anlamda çok iş düşüyor.
03-02-10
gunayaslan@hotmail.de



