Bu yazıyı beğendiniz mi?

(toplam 9 oy)

ArÅŸiv

Pt Sa Ça Pe Cu Ct Pa
12345
6789101112
13141516171819
20212223242526
272829

image

Uluslar arası kuruluÅŸların her yıl yayınladığı listelerde farklı ülkelerdeki milyarderleri tespit edeler. Bu aÅŸamalı olarak ilk 100’ü, 500’ü ve 1000’i belirlenir. İki tür deÄŸerlendirme yapılıyor. Birincisi ÅŸirketlerin büyüklüÄŸü, yatırımları, kar oranları vb bazı alınarak yapılan hesaplar, ikincisi ise kiÅŸisel servetleri temel alınarak yapılıyor.

Böylelikle dünyayı aslında kimin yönettiÄŸi ve zenginliklerin kimlerin elinde toplandığını, uluslar arası kuruluÅŸların kimler tarafından yönetildiÄŸine dair önemli veriler sunarlar. Bu veriler aslında 6 milyar insan içerisinde belki de en fazla 50 bin kiÅŸinin bir elit tabaka olarak dünyayı nasıl yönettiÄŸini ortaya koymaktadır.Yayınlanan raporlarda Türkiye’de çok sayıda kiÅŸi yer alır. Genellikle alışık olduÄŸumuz aileleri veya bu ailelere yakın isimleri buluruz. Bu elit tabaka, ekonomik ve politik iliÅŸkiler üzerinde hemen her zaman söz sahibidir. Sorunu daha iyi kavramak için somut veriler aktarmakta yarar var.

DİE’nin, “Gelir Dağılımının Paylaşımı” adı altında hazırladığı istatistikî veri: ‘GSMH’dan kimler hangi düzeyde yararlanıyor’ sorusuna en iyi yanıtı vermektedir. Ülke nüfusu ekonomik geliÅŸmiÅŸlik düzeyine göre 5 bölüme ayrılmış ve yıllara göre GSMH’daki payları ortaya konarak ÅŸu sonuçlar çıkartılmış:Tablo-1: Gelir Dağılımının Toplumsal Kategorilere Göre Yüzde Oranları

Hane Halkı2002 20032004200520062007
En düÅŸük 5,3 6,06,06,15,15,8
İkinci  9,8 10,310,711,19,910.6
Üçüncü 14,0 14,515.215.814,815,2
Dördüncü 20,8 20,921,921,521,521,8
En yüksek 50,1 48,346,244,148,446,9

[1]Türkiye’de gelir dağılımındaki adaletsizliÄŸin paronomasını çizen bu tablo bize neyi anlatıyor. 2002 yılından 2007 yılına kadar sunulan veriler, 5 gruba ayrılmış sosyal katmanların alım gücünü ortaya koymaktadır. Birinci grup, yani toplum nüfusun ’sini oluÅŸturan 14 milyon insan fakirlik sınırının altında bir yaÅŸama sahip.

Bu kesimin GSMH’dan aldığı payın, yıllara göre dağılım ortalaması %5,3 ile %6,1 arasındadır. Fakirlik sınırında olan ikinci grup yine 14 milyonluk bir kesimin yıllara göre GSMH’dan alacağı ortalama pay % 9,8 ile % 11,1 arasında deÄŸiÅŸmektedir, DiÄŸer bir ifade ile Türkiye nüfusunun % 40’ı yani 28 milyonu fakir veya fakirlik sınırın altındadır. Nüfusun beÅŸte biri yani üçüncü grubu oluÅŸturanlar ya da halk deyimiyle ‘orta direk’ olarak adlandırılan kesim fakir kesimlere yakın olan kısmı oluÅŸturuyor.

Bunların da GSMH’dan aldıkları payın yıllara göre ortalaması % 14,0 ile 15,8 arasında deÄŸiÅŸmektedir.YaÅŸam standartları bakımından orta düzeyin üzerinde olan ve ekonomik olarak nispeten iyi sayılabilecek durumda olan 4.grubun gelir dağılımındaki payı   ,8 ile  % 21,8 arasında olduÄŸu anlaşılıyor.5 grup olarak belirlenen ve diÄŸerleri gibi nüfusun beÅŸte birini (  ’si) oluÅŸturan kesim gelir dağılımında en yüksek payı almaktadır. Yıllara göre aldığı pay oranı F,2 ile P,1 arasında deÄŸiÅŸmektedir.  Son en zengin grubun kendi içerisinde ayrıca sınıflandırmalara almak mümkündür, Ancak verilen kategorik gruplara göre deÄŸerlendirmek somut bir fikir edinmemiz bakımından yayarlı olacaktır.Ekonomik olarak toplumun bu kesimi oluÅŸturan grup aynı zamanda ülke ekonomisi üzerinde söz sahibi olan tekelleÅŸmiÅŸ ya da tekelleÅŸmeye çalışan kesimleri temsil etmektedir. Bu istatistikî verinin ortaya koyduÄŸu diÄŸer bir gerçek, üretim araçlarına sahip olan ve nüfusun sadece ’sini oluÅŸturan kesim, gelir dağılımında elde ettiÄŸi pay P,1’ken, geriye kalan ve nüfusun % 80’ini oluÅŸturan kesimin gelir dağılımındaki payı % 49,9’dur.  Toplumun yüzde 20’nin payı geriye kalan �’nin payına eÅŸit olduÄŸu görülüyor.

Öyle ki en zengin grup, en fakir gruptan tam 8 kat, ikinci gruptan 5 kat, üçüncü gruptan 3 kat daha fazla gelir dağılımında pay almaktadır. Yani eÅŸdeÄŸer hanehalkı kullanılabilir gelirine göre oluÅŸturulan yüzde 20’lik hanehalkı gruplarından en yüksek gelire sahip gruptakilerin toplam gelirden aldığı pay % 46,9 iken, en düÅŸük gelire sahip gruptakilerin toplam gelirden aldığı pay % 5,8 olarak gerçekleÅŸmiÅŸtir.  Özellikle son 2006-2007 verileri dikkate alındığında, son yüzde 20’lik grubun toplam gelirden aldığı pay, ilk yüzde 20’lik gruba göre 8,1 kat daha fazladır. Aynı gösterge 2006 yılı sonuçlarına göre 9,5 kat olarak hesaplanmıştır.

2007 yılı sonuçlarına göre ise 7,2 kat daha fazladır.Forbes dergisinin verilerine göre, Türkiye’nin zenginliklerine el koyan ve ‘milyardeeler’ lisetesinde yer alan 100 kiÅŸiden bir kaçının ismi ÅŸöyle:   Koç ailesinden Semahat Arsel, Rahmi Koç ve Suna Kıraç, Sabancı ailesinden Suzan Sabancı Dinçer, Åževket Sabancı, Ahsen Özokur, Aydın DoÄŸan, Deniz Åžahenk, Erman Ilıcak, Faruk Eczacıbaşı ve Turgay Cine, Tuba Yazıcı, Kazım Türker, Mehmet Avni Kiğılı ve ayrıca HabaÅŸ Yönetim Kurulu BaÅŸkanı Mehmet RüÅŸtü BaÅŸaran ve BİM Yönetim Kurulu BaÅŸkanı Mustafa Latif TopbaÅŸ. Bunların kiÅŸisel serveti ise 111 milyar dolarak civarında olduÄŸu belirtilmiÅŸ.Forbes’e göre 25 aile toplamda 60 milyar dolarlık bir serveti yönetirken, listede toplam serveti milyar dolar sınırını aÅŸan 17 aile bulunuyor. Ayrıca servetlerini vakıflar altında koruma altına alan bu tekeller içerisinde vakıfların en varlıklısı Vehbi Koç Vakfı iken, Koç Holding ve ÅŸirketlerindeki hisselerinin toplam deÄŸeri 657 milyon dolar düzeyinde bulunuyor. 2009 yılında kurulan Ahmet Nezahat KeleÅŸoÄŸlu Vakfının, Selçuk Ecza Holding ve Selçuk Ecza'daki hisselerinin deÄŸeri 500 milyon dolar. Hacı Ömer Sabancı Vakfının, Akbank ve Sabancı Holding’deki hisselerinin toplam deÄŸeri ise 436 milyon dolar.     

 Tablo-2: GSMH KiÅŸi Başına DüÅŸen Gelir

Hane HalkıGSMH’daki PayGSMH’daki Pay
(Yüzde)(Yüzde)(Cari Dolar)
En Fakir 4.9714.8
Fakir % 208.6  1254.5
Orta Direk % 2012.61837.9
Zengin % 2019.02771.5
Çok Zengin % 2054.98008.2

[2]Toplumun en zengin kesimi olarak ifade edilen ve GSMH’nın % 54’üne sahip olanların kiÅŸi başına milli gelirden alacakları pay 8008,2 dolardır. Bu, en fakir kesimi oluÅŸturanlardan on bir katı, fakir olanlardan 6 kat, orta direk olanlardan 4,5 kat, zengin olanlardan 3 kat fazladır. Nüfusun ’ni oluÅŸturan bu sermaye gruplarının milli gelirden aldıkları pay, nüfusun �’ni oluÅŸturandan 1,4 kat daha fazladır. Aradan yaklaşık 7-8 yıl geçmesine raÄŸmen yukarıdaki grupların GSMH’da aldıkları pay hemen hiç deÄŸiÅŸmemiÅŸtir.

BU verilerde dikkat çekilmesi gereken birkaç nokta söz konusudur. ÖrneÄŸin Hakkâri ilinin GSMH’daki payı kiÅŸi başına 172 dolarken, bu oran ÅžiÅŸli’de 70 bin dolar civarındadır. Hakkari’de en fakir kiÅŸinin GSMH’daki payı 60 dolarken, ÅžiÅŸli’de en fakir görünen payı 800 dolar civarındadır.  Zenginlik bakımından da aynı durum geçerli olup, 5 gruba alınanların yüzde birimlerin genel ortalaması alınmaktadır. Özellikle ’Zengin ve Çok Zengin’ler grubunu oluÅŸturanlar içerisinde de önemli bir farklılık olup genel otalaması alınmıştır.  Tablo-3: Dört KiÅŸinin Aylık Ortalama Gıda Harcaması-TL/2005-2009  

  YılAçlık SınırıYoksulluk Sınırı
2005527,201.717,2
2006575,791.875,54
2007642,102.091,52
2008720,662.347,39
2009749,492.441,33
   

 Türk-İş tarafından hazırlanan 4 kiÅŸilik bir ailenin açılık ve yoksulluk sınırı, ekonomik göstergelere göre belirlenmiÅŸ. 2005 yılında ortalama aylık açlık sınırı 527 TL, 2009 yılında ise bu oran 749 TL olarak tespit edilmiÅŸ. Yani 2005 yılında kiÅŸilik ailede bir kiÅŸinin açlık sınırı131 TL, 2009 yılında 187 TL olarak tespit edilmiÅŸ. 4 kiÅŸilik bir ailenin yoksulluk sınırında yaÅŸamını sürdürebilmesi için aylık ortalama gelirinin 2005 yılında 1.717 TL, 2009 yılında ise 2.441 TL olarak belirlenmiÅŸ. Söz konusu bu veriler açlık ve yoksulluk sınırlarının birbirinden farklılığını ortaya koymak bakımından da önemlidir. Çünkü bu iki kavram günlük yaÅŸamda aynı düzeyde kullanılmaktadır. 

Dünya Bankası’nın ‘Dünya GeliÅŸim Raporu 2006’ verileri de Türk-İş’in yapmış olduÄŸu araÅŸtırmayı doÄŸrulamaktadır: “Türkiye’de 71 milyonluk nüfusun yaklaşık 3,5 milyonunun günlük geliri 1 doların altında kalıyor…” tespitini yapıyor. Ülkelerin aşırı yoksulluk ve açlık sınırında yaÅŸayan nüfus düzeylerini gösteren tabloya yer verilen raporda, “…Türkiye nüfusunun yüzde 4,8’i, satın alma gücü paritesine göre günlük bir doların altında gelirle yaÅŸamını sürdürüyor. Türkiye, 90 ülke arasında günlük 1 doların altında yaÅŸamını sürdürmeye çalışan nüfus yoÄŸunluyla 54’üncü sırada yer alıyor. Buna göre, Türkiye, Azerbaycan, Arjantin, Mısır, Ukrayna, Gürcistan, Kosta Rika, Arnavutluk, Cezayir, Ermenistan, Bulgaristan, Åžili, Hırvatistan, Dominik Cumhuriyeti, İran, Jamaika, Kazakistan, Kırgızistan, Kore, Malezya, Romanya, Polonya, Slovakya, Slovenya, Tayland, Tunus ve Uruguay’ın da içinde yer aldığı 36 ülkenin gerisinde kalıyor… 132 ülke arasında Türkiye, Dünya Bankası’nın Atlas Metoduyla yaptığı hesaplamaya göre 268,7 milyar dolarlık ulusal geliriyle 20’inci sırada yer alıyor.

Türkiye, yine aynı yöntemle hesaplanan kiÅŸi başına düÅŸen 3 bin 750 dolarlık ulusal gelir düzeyiyle ise 45’inci sıraya düÅŸüyor. Türkiye, satın alma gücü paritesine göre hesaplanan 551 milyar dolarlık ulusal gelir düzeyiyle de 131 ülke arasında 17’inci sıraya yerleÅŸti. Satın alma gücüne göre hesaplanan kiÅŸi başına düÅŸen ulusal gelir açısından 7 bin 680 dolarla 49’uncu sırada bulunuyor. KiÅŸi başına büyüme açısından yapılan sıralamada ise, Türkiye yüzde 7,4 büyüme oranıyla 22’inci sırada” yer alıyor.[3] Nüfusun esasen beÅŸti birinin çok altında olan bu grup bütün zenginliklere sahipken, yoksullar kategorisinde olanların durumu ise tahmin edilenden kötü olduÄŸunu somut verilerle ortaya koyabiliriz. ÖrneÄŸin, DİE’nin Åžubat 2005’te yapmış olduÄŸu bir baÅŸka araÅŸtıramaya göre ise “ 926 bin kiÅŸi gıda yoksulu, yani aç. Uluslararası ölçütlere göre ise 1 milyon 36 bin kiÅŸi 1 dolar, 2 milyon 82 bin kiÅŸi 2.15 dolar, 20 milyon 721 bin kiÅŸiyse 4,3 dolardan düÅŸük günlük gelir sahibidir.”[4]   

Ayrıca eski Devlet Bakanı Abdüllatif Åžener'in Devlet İstatistik Enstitüsü'nün (DİE) araÅŸtırmasına dayanarak verdiÄŸi bilgiye göre  “2002 yılı itibarıyla tam 20 milyon 721 bin kiÅŸinin ortalama günlük gelirleri 4,3 dolar (5,7 YTL), aylık gelirleri ise 129 dolar (167,7 YTL). Yoksulluk sınırının da, açlık sınırın da altındakiler onlar, bir baÅŸka deyiÅŸle en aÅŸağıdakiler“ grubunu oluÅŸturmaktadır. Türk-İş’in saptamalarını doÄŸrulayan bu veriler, geliÅŸmekte olarak gösterilen ve hatta dünyanın 20. Büyük ekonomisinden biri olarak gösterilen Türkiye’de toplumun açlık ve yoksullaÅŸmasında ciddi bir artışın olduÄŸu otaya çıkıyor. Bu aynı zamanda, ülkenin zenginliklerinin toplumun  çok küçük bir azınlığını temsil eden bir grup tarafından  ele geçirildiÄŸini ortaya koymaktadır.  Ayrıca, ortaya konulan bu veriler, Türkiye toplumunun önemli bir ekonomik ve sosyal adaletsizlikle karşı karşıya olduÄŸunu gösteriyor. Bir yandan hızla zenginleÅŸen küçük bir azınlık, diÄŸer yandan hızla fakirleÅŸen ve fakirlik sınırının altıda kalan büyük bir çoÄŸunluk. Bu gerçeklik aynı zamanda toplumsal çeliÅŸkilerin hızla derinleÅŸtirilmesinin nesnel koÅŸullarını hazırlamaktadır. Toplumun ekonomik koÅŸullarının bozulması sosyal ve psikolojik yapısını da ciddi oranda etkilemektedir. Farklı ekonomik göstergelere sahip gruplar arasındaki ekonomik farklılaÅŸmanın çok büyük aranda açılması, toplumsal çeliÅŸkilerin derinleÅŸmesi için nesnel koÅŸullar oluÅŸturuyor.

Ekonomik farklılaÅŸmanın ve toplumun çok önemli bir kesiminde oluÅŸan yoksullaÅŸmaya karşı toplumsal refleksin en canlı somut örneÄŸi TEKEL İŞÇİLERİ’NİN DİRENİŞİNDE görmek mümkündür. Toplumu yönetenlerle yönetilenler arasındaki ekonomik ve sosyal yaÅŸantı-çeliÅŸki derinleÅŸtikçe, sistemle mücadele eden kuvvetler bakımından önemli avantajlar oluÅŸmaktadır. Zenginler ve Fakirler arasındaki ekonomik ayrışma, politik, sosyal ve kültürel kategorik farklılaÅŸmayı doÄŸrudan etkilemektedir.

Bu çeliÅŸkinin doÄŸru deÄŸerlendirmesi de toplumsal hareketi örgütleme iddiasında olanların iÅŸidir. Söz konusu farklılaÅŸmanın ‘kendiliÄŸinden’ sonuçlar alması pek mümkün olmadığı da bilinen bir gerçeÄŸi oluÅŸturuyor. Sistem, söz konusu çeliÅŸkilerin örgütlendirilmesinin tehlikesinin farkında olduÄŸundan, toplumsal çeliÅŸkiyi özellikle İslamcı kurumların etkisiyle yeniden sistem içine çekmeye çalışmaktadır. Ortaya çıkan reel durumun sosyolojik-politik durumunun çok iyi analiz edilmesi, gerekli sonuçların çıkartılması ve buna uygun örgütlenme modellerinin de oluÅŸturulması zorunlu ve kaçınılmazdır. Aksi takdirde boÅŸluk, bugüne kadar olduÄŸu gibi bundan sonrada çok farklı güçler tarafından doldurulacaktır. 



[1]  T.C. BaÅŸbakanlık Türkiye İstatistik Kurumu, Haber Bülteni, Sayı:221, 17 Aralık 2009
[2] Devlet İstatistik Enstitüsü- gelir dağılım tablosu, www.die.gov.tr.
[3]Haberturk.com, hürriyet gazetesi,23.09.2003.

[4] Radikal gazetesi, 04.02.2005.

Gokyuzu9@aol.com
  • email Arkadaşına gönder
  • print Yazıcı versiyonu
  • Add to your del.icio.us del.icio.us
  • Digg this story Digg this

Yorum Yaz comment Yorumlar (0 Yazılmış)

© 2009 aktuelbakis.org, All rights reserved.