E-bülten
Haberlere abone olun:
Bu yazıyı beğendiniz mi?
(toplam 0 oy)
08 Mart, 2010 00:25:36 | Aktüel Bakış
Memleket nere Kurban ?
Bir memleket düşünün, bir çok medeniyet ve uygarlıklara beşiklik yapmış. O beşikte ninilerle büyümüş insanları ilim irfanla eğitilmiş, bir bütünen ; Filizof, Bilginler, Şairler, Yazarlar, Sanatçılar, Zanaatçılar, Yiğitler türemiş, İnsanlığa hizmet etmiş. Ama başına her nedense, türlü- türlü fırtına ve kasıgalar hiç eksilmemiş. Başına gelmiyen belalar kalmamış. Zulme, zora, baskılara, açlığa hep direnmiş. Hele (el oğluna) asla boynunu eğmemiş, düşe kalka yinede ayakta kalmayı bilmiş, sanki hiçbir şey olmamış gibi, metanetle yine yaşama devam edip Güneşin doğuşuyla yeni bir güne devam etmiş. Acılarıyla başbaşa kalmış, hüzünlenmiş “Kar’mı yağmış Diyarbakır’ın Dağlar’ına” uzun hava avazıyla okumuş. Yüreğine örülmüş zor çözülür acılarına derman bulmak için, dağ taş’ları aşmış. Gelen giden ahval’lara hazin öyküsünü anlatmış. Dinliyeni olmuş dinlemiyenide.
Diyarbakır Şad akar , engereklere çıyanlara sormuştur; neden bu topraklarda hep kan akar!
Etrafı bağ iken, bugün her tarafı dikenli tellerle örülmüş. Geçit vermez engellerden, zaman zaman sessizliğe bürünmüş, sabır etmiş! Hayatın acımasız pençesinde “yaşamak direnmektir” demiş. Hep direnmiş. Hiçbir zaman kendisini el, ayak altında ezdirmemiş. İnsanlara, mertlik yapmayı kendisine görev kılmış, namertlere karşıda kafa tutmayı vazife olarak görmüş. Görenler, O’ndan hep imrenmiş. Yüreği , kor ateşi gibi hep yanıktır. İnsanları her zaman sıcakkanlıdır. Merhametini , hürmetini kimseye kolay kolay esirgememiştir. Hele, süt dökmüş kedi gibi nankörlük etmeyi bilmemiştir. Çünkü “kitabımızda, defterimizde böyle şeyler yazılmaz” demiştir. Kalkmış kitabındaki ilmi ve defterine döktüğü şiir dizelerindeki mısraları dile getirmiş. O sözler bugün her ilde ve “Arif” olanın dilindedir. Hep hayata olan aşkını, sevdasını yazmış. Sevdasına bağlı, sevgisini mezara kadar sürdürmüş. Gözü kara, bahtı kara, Evindar’ına ölüme kadar hep bağlı kalmış!
Şekal’ı , dil’i kırıktır. Tespihi elinde , (tezeee) demli çayı önünde, kolay kolay kimse anlamaz onun espirilerinden. Başı her zaman heryerde diktir. Ceng’lidir yüreklidir, sapına kadar delikanlıdır. Şen şakrak muhabetlidir. Alnı, eli açık, bir lokma ekmeğini, yanındakiyle paylaşmış, birlikte gülmüş, birlikte ağlamış, acın benim acımdır diyerek, hep acıların içerisinde perçinleşmiş.
***
Baba’lar; kendisinden hatır istemeden yola çıkan oğullarını hep merak ederler. Çünkü bizde adettir, hatır istemeden yola çıkanları hep merak ederler !
Bu memleketin diyarına yolu düşen’ler, gözü hep arkada kalmış şehri zor terketmiştir. Bu Diyar-ı gören, bir daha görmek istemiştir. Bu memleketin İnsanlarına hayret etmiş, gözünde yaş dökerek tekrar yurduna geri dönmüştür. Aradan pek zaman geçmemiş, tekrar ve tekrar bu Diyar’a gelerek; içtiği sudan, yediği aş’ın tadından, aldığı huydan, gördüğü ilgi ve alakadan artık o insanların arasında yaşamaya karar vererek, ölüme kadar hep burda kalacağım, demiştir. Doğum yeri Diyarı olmasa da, “Ben Sapına kadar Diyarbakırlıyam” demiştir. Ölümüne kadar, bu Diyara müptela olmuş, son nefesini verene kadar “Ax, Diyar-ı Bekir , Şîr û Şekir” diyerek hep ağıt yakmıştır. Bu Diyar-ı seven’in arkasında, sevenleri tarafından ağıtlar yakılmış “böyle insana, böyle yapılır mı” diyerek yas tutup özülmüştur.
İşte bu memleketin insanı’ nı seven, her insan’ı, yürekten sevmiştir. Mangalda kül bırakmayanlarla bir araya hiç gelmemiş ciğer pişirip yememiştir. Arayı bozan Beko Ewan’larada hep alerji olmuştur. Çünkü bir keresinde hakikatı, akide şekeri gibi yüreğine sindirmiştir. Acıların katmerlisinide sinesine çekerek sabretmiştir. “Her tişt ne bi zorêye, bi dorêye” demiş devr û zamanı’nı beklemiştir.
Bu Memleketin Diyar-ı’nın güzelliğini görenler; daha önceden kendisine anlatılanlaradan yola çıkarak şunu kendisine sormuştur; peki çirkinlikler nerde? diye, düşünmüştür!
Ayağıyla gelmiş gözleriyle gerçekliği – hakikatlığı görmüş, insanlık burada’dır, demiştir…..!
Çirkinliğe bürünenlerin yanına tekrar dönmemek için; artık memleketim burasıdır demiş. Unutmayın; Seveni çok olan İnsanın sevgisi hakikatlıkladır, sahtekarlıkla değildir. Onun için, bir çok insanlar, çok sevilen bir halkın insanlarını kolay kolay sevmezler, gerçekliğini iyi görmek ve bilmek gerekir.
***
Doğrulara taparak, yanlışa gelememiş, çünkü hazmedememiş. Kâbesi hakikat, ibadeti yürekten muhabet olmuş. Zulme boyun eğmemiş, “zulümkarın” boynunuda eğmemiştir. Çünkü insana, insan gözüyle bakmış, düşenin elinden tutarak yerden kaldırmış, yedirmiş, giydirmiş, cebine yol harçlığı koymuş, yüreği cızzz ederek yolculamış.
Bu Diyar’ın zeminine her atılan bir adım ötesinde , kokan kadim tarihin asalet abideleriyle karşılaşmak mümkündür. Ovasıyla, bağıyla, nehriyle nakş gibi işlenmiş Kilise, maruf olan Minareli Camii’lerinde Namazını kılarak ibadetini yapmış, XWEDA’ya dua etmiştir. Bu memleketin etrafı (tıpkı bir Ananın bebeğini kucağında sımsıkıya sarıp kollarıyla koruduğu gibi) etrafı asırlara meydan okuyan Bedenlerle örülüdür. Bu Diyar-ın insanlarının bedenini koruyan Beden’ler; tarihte hiçbir zaman barbarlara geçit vermemiş, içinde barındırmamıştır. Evli beden’i, Yedi Kardeş Burcu’yla söz kesmiştir. Bu memleketin insanların sözü her zaman özüdür. Sevenide her zaman gözüdür. Gözü aşka, özü hakikata, sözü mezara kadardır. Pazara kadar olanlar, pazarda satıldığı için sen orda kal demiştir.
Çünkü, Yedi Kardeş Burcu’ gibi, herkesle bir arada kardeş gibi yaşamak istemiştir. Ve bu sesime kulak ver, sana bir çift sözüm var demiştir; Hancının acısına ve sancısına gelir, ama palavracıların kancığına gelemez. Hele hele hainliğe hiç gelemem diyerek, alayına postasını koymuştur !
***
Bu memleketin Diyar-ı’na yolu düşenler; ekmeğini , suyunu yemeden geçmeye izin verilmez. Meçhul yolcu misafiri için; kapılar sonuna kadar açılır, özenle saklanmış düşek, minder, keçeler yere serilir, renga renkli nakşlarla işlenmiş yastıklar , sırtı’ na kol altına konularak buyur edilir…..!
-“Xoş gelmişsen kardaş” Nerden, nere gidisen, xêrdir yolunuz buralara düştü, eğer yapacağımız bir şeyler varsa size yardımcı olirix,vs’li………..!
Yürekten, yapılan sohbetler yapılırken, bir taraftan ev sahiplerinin fertleri maharetli elleri boş durmaz. Harıl harıl çalışarak, kopmuş bir curcuna içerisinde hazırlıklar tamamlanmış, “Halil İbrahim Sofrası” serilir, türlü türlü yemekler dizilir, nezaketle buyur edilerek mêvani (misafiri) sofraya davet edilir.
Ev sahibi bir ferdi tarafından ; sofraya buyur edilmiş meçhul yolcuya seslenerek, söylediği ilk şey:
-Kardaş, Allahini seversen hiç utanmadan , afiyetle yemeği ye, kendini evinde gibi rehet hisset; sesi olmuştur!
Meçhul misafir yolcu; bir an nerde olduğunu, kimlerle neyi konuştuğunu, neden buraya geldiğini , yolu bu mekana ve eve nasıl düştüğünü , böyle yürekten davranan insancıl kokan insanlarla karşılacağını hiç tahmin etmediğini, hayal kırıklı duygular arasında gel gitmeleri yaşarken; bir taraftan kaşıkladığı yemeklerin tadı damağını almış (görmemiş ve yememiş ya) doyum olmayan yemeğini, yemeye devam ederken; tekrar ev sahibinin, bir ikinci uyarısıyla (daldığı düşüncelerden irkilerek)……..!
- Kardaş, neden dalisan, saan utanma dêdix daa, sen niye rehet, rehet yemeğini yemisen, Allahini seversen rehet yiyesen ki , bizimde gönlümüz xoş olsin?” …..demiştir.
Meçhul yolcu , rehet yemek yemese, gönlü xoş olmayan bu insan , sizce nasıl bir insan olabilir?
Soruyorum: Bu İnsan ehhhmek midir , yoksa insanlara en insancığılı öğreten bir hümaniter üstad mıdır ?
***
İnsancıl olan İnsanın hayat hikayesini dinliyenler; anlatılanlardan duygulanmış, gözünde yaş akmış, karşısında dili tutulup sessizliğe bürünmüş, gördüğü ilgi ve ağırlamaktan hayrete düşmüş, başını dizlerine koyarak hüngür hüngür ağlamış ve bu çığlığı kopartmıştır:
“ Yalancı adaletsizler, bizi bugüne kadar hep kandırdınız, ulannnnn” …….diyerek ; Memleketine (Evine) geri dönmüş ailesine, eşine , dostuna, komşusuna……………; Gördüğü gerçekleri, yaşadığı hakikatlığı anlatarak; meğerse bugüne kadar bizlere anlatılan tüm söylem ve duyduğumuz dedikodular hep sahte ve yalanmış.
Şimdi gerçek ve hakikatlığı bizzati görmeyen kişi ve kişiler, yaşamıyan bir insan’a hergün aynı nakaratlı şarkıları dinletirseniz; dinleyip ezberleyerek duyduğu şarkıyı okuyan sanatçıdan daha güzel okur. Örneğin: Yıllardır Kürt yoktur diyenler her zaman “Kürdi Hicazkar Şarkısı’nı okuyup, dinliyorlardı. Meğerse, yıllar yılan yalan olmuş, bugüne kadar olup bitenlerden hiç kimsenin haberi olmamış. Wax malaminê, ne ecêp işmiş görisizzz….!
Çünkü bir insanı ; birileri, birilerine aslı astarı olmayan sözlerle kötüleyerek tanıtırsa, hak etmediği itham altına alınırsa, tüm bunlarla da başka insanları da yalanlarla kandırılıp yıllarca uyutulursa; uyuyan her bir isan mutlaka zaman içerisinde bir gün uyanıp gerçekleri öğrenerek “Dört ayaklı minare, burda biter aware” diyerek, gerçek ve hakikatı öğrenip yola doğru yol alıp yoluna devam edecektir.
Uğurlar olaaaaaa!!! Menaf Aslan



