Bu yazıyı beğendiniz mi?

(toplam 0 oy)

Arşiv

Pt Sa Ça Pe Cu Ct Pa
12345
6789101112
13141516171819
20212223242526
272829

image                                             

Memleket nere Kurban ?

Bir memleket düşünün, bir çok medeniyet ve uygarlıklara beşiklik yapmış. O beşikte ninilerle büyümüş insanları ilim irfanla eğitilmiş, bir bütünen ; Filizof, Bilginler, Şairler, Yazarlar, Sanatçılar, Zanaatçılar, Yiğitler  türemiş,  İnsanlığa hizmet etmiş.  Ama başına her nedense,  türlü- türlü fırtına ve kasıgalar hiç  eksilmemiş. Başına gelmiyen belalar  kalmamış. Zulme, zora,  baskılara, açlığa  hep direnmiş.  Hele  (el oğluna)  asla boynunu eğmemiş, düşe kalka yinede ayakta kalmayı bilmiş, sanki hiçbir şey olmamış gibi, metanetle yine  yaşama devam edip Güneşin doğuşuyla yeni bir güne devam etmiş.  Acılarıyla başbaşa kalmış, hüzünlenmiş  “Kar’mı yağmış Diyarbakır’ın Dağlar’ına” uzun hava  avazıyla  okumuş. Yüreğine örülmüş  zor çözülür acılarına derman bulmak için, dağ taş’ları aşmış. Gelen giden   ahval’lara  hazin öyküsünü anlatmış. Dinliyeni olmuş dinlemiyenide.

Diyarbakır Şad akar , engereklere   çıyanlara sormuştur;  neden bu topraklarda hep kan akar!

Etrafı bağ iken, bugün her tarafı dikenli  tellerle örülmüş. Geçit vermez engellerden,  zaman zaman sessizliğe bürünmüş, sabır etmiş!  Hayatın acımasız pençesinde “yaşamak direnmektir” demiş. Hep direnmiş. Hiçbir zaman kendisini el, ayak altında ezdirmemiş. İnsanlara, mertlik yapmayı kendisine görev  kılmış,   namertlere karşıda   kafa tutmayı  vazife olarak görmüş. Görenler, O’ndan hep imrenmiş. Yüreği , kor ateşi gibi hep yanıktır. İnsanları her zaman sıcakkanlıdır. Merhametini , hürmetini kimseye kolay kolay esirgememiştir. Hele, süt dökmüş kedi gibi nankörlük etmeyi bilmemiştir. Çünkü “kitabımızda, defterimizde  böyle şeyler yazılmaz” demiştir. Kalkmış kitabındaki ilmi  ve  defterine döktüğü şiir dizelerindeki  mısraları dile getirmiş. O sözler bugün  her ilde ve  “Arif” olanın dilindedir. Hep hayata   olan aşkını, sevdasını yazmış.  Sevdasına  bağlı, sevgisini mezara kadar sürdürmüş. Gözü  kara, bahtı kara, Evindar’ına ölüme kadar hep bağlı kalmış!

Şekal’ı , dil’i kırıktır. Tespihi elinde , (tezeee) demli çayı  önünde, kolay kolay kimse anlamaz onun espirilerinden. Başı her zaman heryerde diktir. Ceng’lidir yüreklidir, sapına kadar delikanlıdır. Şen şakrak muhabetlidir. Alnı, eli açık,  bir lokma ekmeğini,  yanındakiyle paylaşmış, birlikte gülmüş, birlikte ağlamış,  acın benim acımdır diyerek, hep acıların içerisinde perçinleşmiş.

***

Baba’lar; kendisinden hatır istemeden yola çıkan oğullarını hep merak ederler. Çünkü bizde adettir, hatır istemeden yola çıkanları hep merak ederler !

Bu  memleketin diyarına yolu düşen’ler,   gözü hep arkada kalmış şehri zor terketmiştir.  Bu Diyar-ı gören, bir daha  görmek istemiştir. Bu  memleketin İnsanlarına hayret etmiş, gözünde yaş dökerek tekrar yurduna geri dönmüştür. Aradan pek zaman geçmemiş, tekrar ve tekrar  bu Diyar’a gelerek; içtiği sudan, yediği aş’ın tadından,  aldığı huydan, gördüğü ilgi ve alakadan artık o insanların arasında yaşamaya karar vererek, ölüme kadar hep burda  kalacağım, demiştir. Doğum yeri Diyarı olmasa da, “Ben Sapına kadar Diyarbakırlıyam” demiştir. Ölümüne kadar, bu Diyara müptela olmuş, son nefesini verene kadar “Ax, Diyar-ı Bekir , Şîr û  Şekir” diyerek hep ağıt yakmıştır. Bu Diyar-ı  seven’in arkasında, sevenleri tarafından  ağıtlar yakılmış  “böyle insana, böyle yapılır mı” diyerek yas tutup özülmüştur.

İşte bu memleketin insanı’ nı   seven,  her  insan’ı,  yürekten   sevmiştir. Mangalda kül bırakmayanlarla  bir araya hiç gelmemiş ciğer pişirip yememiştir. Arayı bozan Beko Ewan’larada hep alerji olmuştur. Çünkü bir keresinde hakikatı, akide şekeri gibi yüreğine sindirmiştir. Acıların katmerlisinide sinesine çekerek sabretmiştir. “Her tişt ne bi zorêye, bi dorêye” demiş  devr û zamanı’nı beklemiştir.

Bu Memleketin Diyar-ı’nın  güzelliğini görenler; daha önceden kendisine anlatılanlaradan yola çıkarak şunu kendisine sormuştur;   peki çirkinlikler nerde?  diye, düşünmüştür!

Ayağıyla gelmiş gözleriyle gerçekliği – hakikatlığı görmüş, insanlık burada’dır, demiştir…..!

Çirkinliğe bürünenlerin yanına tekrar dönmemek için; artık memleketim burasıdır demiş.  Unutmayın; Seveni çok olan İnsanın sevgisi hakikatlıkladır, sahtekarlıkla değildir. Onun için, bir çok insanlar, çok  sevilen bir halkın insanlarını kolay kolay sevmezler,  gerçekliğini iyi görmek ve bilmek gerekir.  

***

Doğrulara taparak, yanlışa gelememiş, çünkü hazmedememiş. Kâbesi hakikat, ibadeti yürekten muhabet olmuş. Zulme boyun eğmemiş, “zulümkarın” boynunuda eğmemiştir. Çünkü insana,  insan gözüyle bakmış, düşenin elinden tutarak yerden kaldırmış, yedirmiş, giydirmiş, cebine yol harçlığı koymuş, yüreği cızzz ederek yolculamış.

Bu Diyar’ın zeminine her  atılan bir adım ötesinde , kokan kadim tarihin asalet abideleriyle karşılaşmak mümkündür. Ovasıyla, bağıyla, nehriyle nakş  gibi işlenmiş Kilise, maruf olan Minareli Camii’lerinde  Namazını kılarak ibadetini yapmış, XWEDA’ya dua etmiştir. Bu  memleketin etrafı  (tıpkı bir Ananın bebeğini kucağında sımsıkıya  sarıp kollarıyla koruduğu gibi)  etrafı asırlara meydan okuyan Bedenlerle örülüdür. Bu Diyar-ın insanlarının bedenini  koruyan Beden’ler; tarihte  hiçbir zaman barbarlara geçit vermemiş, içinde barındırmamıştır. Evli beden’i, Yedi Kardeş Burcu’yla söz kesmiştir. Bu memleketin insanların sözü her zaman özüdür. Sevenide her zaman gözüdür. Gözü aşka, özü hakikata, sözü  mezara kadardır. Pazara kadar olanlar,  pazarda satıldığı için  sen orda kal demiştir.

Çünkü, Yedi Kardeş Burcu’ gibi, herkesle bir arada kardeş gibi yaşamak istemiştir. Ve bu sesime kulak ver, sana bir çift sözüm var demiştir; Hancının acısına ve sancısına gelir, ama  palavracıların kancığına gelemez. Hele hele hainliğe hiç gelemem diyerek, alayına  postasını koymuştur !

***

Bu memleketin Diyar-ı’na yolu düşenler; ekmeğini , suyunu yemeden geçmeye izin verilmez.  Meçhul  yolcu misafiri için;  kapılar sonuna kadar açılır, özenle saklanmış düşek, minder, keçeler yere serilir, renga renkli nakşlarla işlenmiş yastıklar , sırtı’ na  kol  altına konularak buyur edilir…..!

-“Xoş gelmişsen kardaş” Nerden, nere gidisen, xêrdir yolunuz buralara düştü, eğer yapacağımız bir şeyler varsa size yardımcı olirix,vs’li………..!  

Yürekten, yapılan sohbetler yapılırken, bir taraftan ev sahiplerinin fertleri maharetli elleri boş durmaz.  Harıl  harıl çalışarak, kopmuş bir curcuna içerisinde hazırlıklar tamamlanmış, “Halil İbrahim Sofrası” serilir, türlü türlü yemekler dizilir, nezaketle buyur edilerek mêvani (misafiri) sofraya davet edilir.

Ev  sahibi bir ferdi tarafından ;  sofraya buyur edilmiş  meçhul yolcuya seslenerek,   söylediği ilk şey:

-Kardaş,  Allahini seversen hiç utanmadan , afiyetle yemeği ye, kendini evinde gibi rehet hisset; sesi olmuştur!

Meçhul misafir  yolcu; bir an nerde olduğunu, kimlerle neyi konuştuğunu, neden buraya geldiğini , yolu bu mekana  ve eve  nasıl düştüğünü , böyle  yürekten davranan insancıl kokan insanlarla karşılacağını hiç tahmin etmediğini,  hayal kırıklı duygular arasında gel gitmeleri yaşarken; bir taraftan kaşıkladığı yemeklerin tadı  damağını almış (görmemiş ve yememiş ya) doyum olmayan yemeğini,  yemeye devam ederken; tekrar ev sahibinin,   bir  ikinci   uyarısıyla (daldığı düşüncelerden irkilerek)……..!

- Kardaş, neden dalisan, saan utanma dêdix daa,  sen niye rehet, rehet yemeğini yemisen, Allahini  seversen rehet yiyesen ki , bizimde gönlümüz xoş olsin?” …..demiştir.

Meçhul yolcu , rehet yemek yemese, gönlü xoş olmayan bu insan , sizce nasıl bir insan olabilir?

Soruyorum:  Bu İnsan ehhhmek midir , yoksa insanlara en insancığılı öğreten bir hümaniter üstad mıdır ?

***

İnsancıl olan İnsanın hayat hikayesini dinliyenler;  anlatılanlardan duygulanmış, gözünde yaş akmış,  karşısında dili tutulup sessizliğe bürünmüş, gördüğü ilgi ve ağırlamaktan hayrete düşmüş, başını dizlerine koyarak hüngür hüngür ağlamış ve bu çığlığı  kopartmıştır:

 “ Yalancı  adaletsizler, bizi bugüne kadar hep kandırdınız, ulannnnn” …….diyerek ;  Memleketine  (Evine) geri dönmüş  ailesine, eşine , dostuna, komşusuna……………;  Gördüğü gerçekleri, yaşadığı hakikatlığı anlatarak;  meğerse bugüne kadar bizlere anlatılan tüm söylem ve duyduğumuz dedikodular hep sahte ve yalanmış.

Şimdi gerçek ve hakikatlığı bizzati  görmeyen kişi ve kişiler, yaşamıyan bir insan’a hergün aynı nakaratlı şarkıları dinletirseniz; dinleyip ezberleyerek duyduğu şarkıyı okuyan sanatçıdan daha güzel okur. Örneğin: Yıllardır  Kürt yoktur diyenler her zaman  “Kürdi Hicazkar Şarkısı’nı  okuyup, dinliyorlardı. Meğerse, yıllar yılan yalan olmuş,  bugüne kadar olup bitenlerden hiç kimsenin haberi olmamış.  Wax malaminê, ne ecêp  işmiş görisizzz….!

Çünkü bir insanı ; birileri,  birilerine aslı astarı olmayan sözlerle kötüleyerek tanıtırsa, hak etmediği itham altına alınırsa, tüm bunlarla da başka insanları da  yalanlarla kandırılıp  yıllarca uyutulursa; uyuyan her bir isan mutlaka zaman içerisinde  bir gün uyanıp gerçekleri öğrenerek “Dört ayaklı minare,  burda biter aware” diyerek, gerçek ve  hakikatı öğrenip yola doğru yol alıp yoluna devam edecektir.

Uğurlar olaaaaaa!!!                                                                                                                                      Menaf  Aslan

  • email Arkadaşına gönder
  • print Yazıcı versiyonu
  • Add to your del.icio.us del.icio.us
  • Digg this story Digg this

Yorum Yaz comment Yorumlar (0 Yazılmış)

© 2009 aktuelbakis.org, All rights reserved.