E-bülten
Bu yazıyı beğendiniz mi?

Mevcut veriler, sömürgeci Türk devleti ile Kürdistan özgürlük hareketi arasında, bu baharla birlikte bir savaşın yaÅŸanacağına iÅŸaret ediyor. Özünde herkes de bu durumun çok iyi farkındadır. Ancak biraz da kendisini kandırarak, bu olgusal gerçeÄŸe gözünü kapatıyor veya farklı bir telden çalıyor. İyi niyetli olanlar ise, daha çok savaÅŸ yanlısı suçlamasına muhatap olmamak için, adeta bir savunma psikolojisiyle imalarda bulunuyorlar.
Sömürgeci TC devleti ile AKP hükümeti her zaman olduÄŸu gibi egemenlere has olan oyunlarını oynuyorlar. Kendi aralarındaki söz konusu olan iktidar mücadelesini, Kürdistan ve Türkiye’yi de içine alacak olan çok korkunç bir savaşın önüne ikame ederek, iç ve dış kamuoyunu yanıltmaya çalışıyorlar. Yani, Türk egemen sınıfları arasında yaÅŸanan çeliÅŸkiyi ve çatışmayı fazla artıya çıkararak, gerçek anlamda yaÅŸanacak olan savaşın bilinçlere çarpması önleniliyor. Çünkü aksi halde, onurlu ve vicdan sahibi kamuoyu, belki bir biçimde önlem almak isteyecektir. AKP hükümetine ve devlete bu nedenle bir biçimde baskı yapacaktır. Onun için, Türk Ordusu ile AKP arasındaki çatışma ve hesaplaÅŸma çok aşırı derecede abartılıyor. En azında, ortada Kürdistan’daki gibi kanlı bir savaÅŸ hali bulunmuyor. Ama buna raÄŸmen iÅŸte olanları ve yansıtılma boyutunu izliyoruz. Türk Ordusu ile AKP arasındaki bu çeliÅŸkileri, çatışmaları ortaya çıkaran asıl dinamiÄŸin de, Kürdistan özgürlük mücadelesinin ta kendisidir. Gizlemeye ve geri plana atılan bunca ideolojik ve politik hesap, Kürdistan halkının mücadelesiyle su yüzüne çıktı. Bütün çeliÅŸkileri tetikleyen olgunun bu verili durumla baÄŸlantılı olduÄŸu bilinen bir gerçektir.
Öylesine ki, Türk devlet ve egemen sınıf sistemi, hiç abartma yapmaksızın, dünyada eÅŸi benzeri olmayan çok büyük bir yalan üzerinde kurulmuÅŸ ve inÅŸa edilmiÅŸtir. Söylemeye gerek yok ki, bu Kürt ve Kürdistan gerçekliÄŸinin inkârıdır. Dolaysıyla Türkiye’nin varoluÅŸ sistemini ve bir bütün olarak da onun ideolojisini ve politikasını bu kadar büyük bir yalan üzerinde yapılandırırsan, halıyla varılacak yerde bu olur. Her halde Türk egemenlerinin hatırı için, iÅŸleyen bilimsel fizik kanunları, sosyolojik iÅŸleyiÅŸ kuralları ilkelerinden boÅŸalamaz. Bu baÄŸlamda, bilim hükmünü icra etmek üzere doÄŸaüstü bir atlama yapamaz. Basınç, baskı ve yok etmek üzere her olgusal sıkıştırmanın, bir reaksiyon, tepki ve patlamayı da beraberinde getireceÄŸini bilmek gerekiyor. Tabiatın varoluÅŸ ruhunda, bunlar es geçilemez. Hele özellikle insanlığın doÄŸuÅŸuna analık ve beÅŸiklik yapmış olan Kürdistan söz konusu olunca, bu sosyolojik kanun asla hesaba katmazlık edilemez. Onun için, aslında her ÅŸeyin kendi meÅŸru doÄŸalığında ve ruhuna uygun cereyan ettiÄŸini teslim etmeliyiz.
Çok açık ki biz bütün bunları belirtirken, hiçbir biçimde Türkiye de yaÅŸanan son olayları hafife almıyoruz. Tam tersine, bütün yönleriyle bunların irdelenmesini ve bilince çıkarılmasını önemsiyoruz. Bu nedenle, Türkiye’deki son geliÅŸmeler üzerinde bizde, biraz durmak gereÄŸini duyuyoruz.
Hemen belirtelim ki, TC devleti ve egemen güçleri kendi aralarında çok büyük bir hesaplaÅŸmayı ve kapışmayı yaşıyorlar. Tabi bunlar, Türk egemen sınıflarının iki eÄŸilimi oluyor. Biri Türk-İslam sentezi ekseninde vücut bulan ve bir eÄŸilim olarak AKP ve Gülen cemaatleri biçiminde örgütlenmiÅŸ olanlardır. Yani hali hazırda iktidar olmuÅŸ bulunanlardır. Buna karşın diÄŸeri bir eÄŸilim ise, bilinen geleneksel ulus devlet milliyetçisi ve ırkçı ideolojiyi benimseyen eÄŸilimdir. Bu ikinci eÄŸilimde bulunanlar daha çok, direnç noktası ve temsili ifadesini Türk Ordusunda buluyor. Yine her ne kadar siyasal olarak örgütlenme ve kurumlaÅŸma baÄŸlamında CHP ve MHP’yi de içine alıyor ise de, bu vurgulamaya çalıştığımız TSK’nin esas irade konumunu deÄŸiÅŸtirmiyor. MHP ve CHP, çapsız, çaresiz ve acizliklerini ordunun arkasına sığınarak dışa vurmaktan baÅŸka bir ÅŸey yapmıyorlar.
Çünkü Türkiye gerçekliÄŸinde politika ile güç iliÅŸkileri oldukça farklı bir mahiyette kurumlaÅŸmıştır. Türkiye’de ulusalcı devlet milliyetçiliÄŸinin hem kuruluÅŸ ruhu, hem de ana komanda merkezi olarak Türk ordusunun tekelinde bulunduÄŸunu bilmeyen yoktur. Özellikle Kürdistan sorunu üzerinden hareketle, bu durum kutsal bir dokunulmazlık kazanmıştır. Kürtler tarafından sık sık vurgulanan ‘Kürt sorunu Türkiye’nin en temel sorunudur’ biçimindeki deÄŸerlendirme, bu gerçeÄŸin en çarpıcı resmini oluÅŸturuyor.
Tartışmasız bir biçimde Kürt ve Kürdistan sorununu tekelinde tutan Türk Ordusu, bu gerekçeyle Türkiye’nin diÄŸer bütün yaÅŸam alanlarına da hüküm etmeye devam etmek istiyor. Aslında burada pek anlaşılmayacak bir husus da yok. Kürt sorununu gerekçe göstererek ülke içindeki siyasal ve toplumsal gücünü korumaya çalışıyor. Sömürgeci TC devletinin hâkimiyetini ele geçirmiÅŸ bulunun Türk-İslam sentezi veya politik İslam, çok daha farklı bir düzlemde hamle yapıyor. Türk Ordusunu, İslami bir yapıya dönüÅŸtürüyor. Zihinsel ve yapısal olarak politik İslam karakterli bir tsk nın inÅŸası, kademeli olarak kotarılıyor. Buna karşın geleneksel Kemalist Türk Ordu damarının da, düÅŸük bir biçimde reaksiyon vermesi, direnç göstermesi yaÅŸanıyor. Özce yaÅŸanan kargaÅŸa ve sessiz çatışma esasında bu nedenledir. Bu durum ordu içerisinde iç çeliÅŸkileri geliÅŸtirebilir. Aynı ÅŸekilde bu durum, mevcut Türk Ordusunu İslamileÅŸtirmeye çalışanlar için de geçerlidir. Dolaysıyla hâlihazırda ki, her iki karşıt ideolojik ve politik eÄŸilimli olan Türk egemen sınıflarının kavgası, hiçbir biçimde özgür Kürdistan ve demokratik Türkî halklarının çıkar ve de amaçlarına uygun deÄŸildir, onları temsil etmiyor.
Açıkçası, son yaÅŸananlardan da hareketle, diyebiliriz ki geleneksel Kemalist Türk Ordusunun fazla direnç noktaları kalmamıştır. Belki biraz bireysel vakalar olarak görünebilinir, ama esasında mensuplarının ÅŸahsında Türk Ordusu intihar halindedir. Bu ardı arkası kesilmeyen subay intiharları ve kimilerinin de faili meçhul bir ÅŸekilde suikastta kurban gidilmesi, biraz Türk Ordusunun içinde bulunduÄŸu ruhsal ve fiziksel konumunu resim ediyor, gözler önüne seriyor. Aynı ÅŸekilde bu subayların, çok ezici bir kesiminin Alevi olması da, asla tesadüfî deÄŸildir. Bu, tamamen vurgulamaya çalıştığımız Ordunun ideolojik ve politik olarak dönüÅŸüme tabi tutulmasıyla alakalıdır. Kabullenemiyorlar ve fakat ellerinden de bir ÅŸey gelmediÄŸi için de, intihar ediyorlar. Tabi bu intihar edenler, kendilerince onurlarını kurtarmaya çalışıyorlar. Zaten bir ÅŸeyler açıklamak isteyenler ise, her halükarda ve bir ÅŸekilde vuruluyor.
Peki, neden ve nasıl Türk Ordusu bu hallere düÅŸtü. Bu hususu biraz irdelemek gerekiyor. Özellikle iki nedenden ötürü bu gereklidir. Birincisi, hemen her kesin dilinden düÅŸürmediÄŸi, Kürdistan özgürlük hareketinin olası bir savaÅŸta, pek baÅŸarı sansının bulunmadığını söyleyenler açısındadır. Besbelli ki bunu diyenler, hemen her ÅŸeyi ilahi sandıkları ABD’nin gücüne baÄŸlayarak bunu herkese kabul ettirmek istiyorlar.
İster ABD karşıt biçiminde olsun, isterse Türk Ordusuna inanmak ve güvenmek biçiminde olmuÅŸ olsun, böyle düÅŸünenler, bazı gerçekleri göremiyor, okuyamıyorlar. Bunlardan bir kesim, baÅŸta Kürt ve devlete muhalif olanlardır. Bunlar, Kürdistan, OrtadoÄŸu ve sosyolojik geliÅŸim yasalarının gücüne vakıf olma sorununu yaşıyorlar. Dahası bunlar, PKK hareketinin gerçek özünü, onun dayandığı esasları da pek hesaba katmıyorlar. Yani daha çok PKK’yi üç harften veya salt bir örgüt olarak okuyorlar, anlıyorlar. PKK’nin toplumsal ve politik dayanaklarını ve onun sistemsel ruhunu algılayamıyorlar. Olguları öz dinamiklerinden ziyade, daha fazla biçimsellik üzerinden her ÅŸeye bir anlam veriyorlar. DediÄŸimiz gibi ABD ve AB’yi ilahlaÅŸtırıyorlar.
DiÄŸer kesim ise, daha çok Türk Ordusunun her ÅŸeye kadir ve yenilmez, yıkılmaz olduÄŸuna inananlardır. Bunların düÅŸünsel ve bakış açıları, uzun yıllara dayanan ve çok iyi bildiÄŸimiz kof propagandaların sonucudur. Tabi bu kategoride olanlar, biraz da üst üste vuku bulan üç darbeyi de, düÅŸünerek ve hesaplayarak kendilerini inandırıyorlar. Besbelli ki bu husus, bunlar açısından da çok önemlidir.
İkincisi ve en can alıcı olan boyut ise, önümüzdeki kısa bir zaman sürecinde, baÅŸlaması çok büyük bir ihtimal olan savaşın seyri ile alakalıdır. Ki olası bu savaşı, taraflardan biri olarak Türk Ordusunun yürüteceÄŸi biliniyor. Haliyle bu durumda, taraf güçler açısında avantaj ve dezavantaj konusu önemlidir. Olası bu savaşın seyri ve sonuçları bakımında, bir muhakeme yapma gereÄŸi vardır. Bu baÄŸlamda bir takım gerçekleri ön görmek durumundayız. Bu konuda ki bazı somut düÅŸünceleri açmakta yarar var.
Gerçekten de hayat denen olgu, çok garip çeliÅŸkilerle doludur. Türk Ordusu gelinen aÅŸamada, halk deyimiyle ‘periÅŸan’ olmuÅŸ durumda. Ancak bu, öyle iÅŸin görünen kısmı olarak AKP ve Gülen cemaatinin bir becerisi ve baÅŸarısıyla olmuyor. Türk politik İslam sentezinin karakteri ve ruhu da, asla böylesi bir düzlemde ve aleni olarak mücadele etme konumunda deÄŸildir.
Bütün bunların arkasında uluslar arası büyük güçler bulunuyor. Ancak yine de bu, bütünlüklü olarak iÅŸin özünü ve esasını içermiyor. Yani her ne kadar, bütün bu hamlelerin arkasında ABD ve AB olmuÅŸ olsa da, yine bu böyledir. Bilimsel olarak bunun maddi ve olgusal temeli çok zayıf. En azında Türkiye’nin tarihsel geliÅŸim gerçekliÄŸinde bu çok daha böyledir. Toplumsal, siyasal ve bu baÄŸlamda güç iliÅŸkisinin iÅŸleyiÅŸ diyalektiÄŸini bilimsel olarak okuyanlar, bunun çok zor ve uzak bir ihtimal olduÄŸunu anlamakta zorlanmazlar.
Özcesi, her ne kadar AKP’nin arkasında ABD ve AB’nin çok yönlü desteÄŸi söz konusu olmuÅŸ olsa da, içeride, AKP ile Gülen cemaatinin yapmaya çalıştıkları daha çok son vuruÅŸ, son hamle oluyor. Dolaysıyla, esasında Türk Ordusunun prestijine çizik atan, efsanevi gücünü kıran gücün PKK hareketi olduÄŸunu teslim etmek gerekiyor.
Gerçekten Türk Ordusunun, demokrasiye, insan haklarına, hukuka, vs en büyük düÅŸman ve bizzat bu deÄŸerleri katleden bir güç olduÄŸu tartışmasızdır. Ancak, özellikle ÅŸu hususu vurgulamak gerekiyor: Türk Ordusu, mevcut durumda içine düÅŸtüÄŸü periÅŸan halinin, temel kaynağını ve nedenlerini, bir türlü anlayamıyor. Sömürgeci düÅŸünce ve ruhsal konumu nedeniyle objektif analiz yapma yeteneÄŸinden de yoksun kalıyor. Dahası, Türk Ordusunun üst yönetim kademesi, sırf bu uÄŸursuz sömürgeci emellerinden dolayı, politik İslam’a biat ediyor, ona teslim olmayı yeÄŸliyor. Dolaysıyla Ordunun konumu hakkında, ÅŸu husus çok net olarak ortaya çıkıyor. Kürdistan Özgürlük Hareketinin tasfiyesi karşılığında, bir ‘Hizbul Åžeriat Ordusuna’ dönüÅŸmeyi ve politik İslam’a teslim olmayı kabul ediyor. Böylece TSK’nin yapısındaki nicelik deÄŸiÅŸim daha iyi anlaşılıyor. Ordudaki bütün bu deÄŸiÅŸime ve İslamcılarla uzlaşıya raÄŸmen, hemen bütün varoluÅŸ ve yaÅŸama gıdası olarak gördüÄŸü, Kürdistan’ı ve Kürt halkının inkârı, imhası ve de yok edilmesi politikası artık imkânsız hale gelmiÅŸtir. Bu sömürgeci emel ve mantıkta ısrar etmenin ne denli ağır sonuçlarının olabileceÄŸini anlayamayacak kadar ufuksuz olunursa varılacak yer budur. Nasıl ki Kürt ve Kürdistan’ı yok etmek üzere kurulmuÅŸ, kurumlaÅŸmış bir Türk Ordusunun var oluÅŸ gerçekliÄŸi söz konusuysa, ayni ÅŸekilde diyalektsel olarak da, Kürt ve Kürdistan’ın da diriliÅŸi ve var oluÅŸu, Türk Ordusunun yok olmasını beraberinde getiriyor. Kısacası, iÅŸin özü ve esası budur.
Vurgulanması gereken bir diÄŸer nokta, Türk politik İslam eÄŸilimi olarak AKP’nin, emperyalizmin desteÄŸini de arkasına alarak, ordunun bu zayıflanmış konumunu fırsat bilerek nihai bir hamle yaptığını, iktidarını derinlemesine yaydığını çok iyi görmek gerekiyor. Åžurası bir gerçek ki, hedefte olan, tasfiye edilmeye çalışılan Türk Ordusunun fiziksel konumu deÄŸildir. Tamamen Ordunun sahip olduÄŸu Kemalist ideoloji ve politik konumudur. Burada hiçbir biçimde bir çaÄŸdaÅŸlık, bir demokratik amaç ve de muhteva taşıyan özellikler bulunmuyor. Kesinlikle çaÄŸdaÅŸlık namına her hangi bir nüve söz konusu deÄŸildir. Bir kere, Türk siyasal İslam geleneÄŸi, geçmiÅŸten beri ve her bakımdan Türk Ordusunun en büyük suç ortağıdır. Bütün askeri faÅŸist darbe dönemlerinde, sosyal ve demokratik siyasal mücadele süreçlerinde, sisteme muhalefet eden bütün farklı toplumsal kesimlere karşı, bir sivil para miller güç olarak, her zaman en korkunç terörü bu politik İslam geleneÄŸi estirmiÅŸtir. Kaldı ki bu realite, bu gün de, en somut ve yalın bir biçimde zaten Kürdistan’da da uygulanıyor. BaÅŸta Kürt çocuklarının tutuklanması ve verilen cezalar olmak üzere, Kürt siyasi temsilcilerine karşı uygulanan faÅŸizan saldırılar, bunun en açık kanıttır. Yani Türk İslam faÅŸizminin, adım adım uygulandığı bütün açıklığıyla gözler önünde duruyor.
Pekâlâ, bu durumda, Türk Ordusu ile politik İslam arasında cereyan eden bu çatışmadan, ne gibi bir sonuç ortaya çıkar diye, bir soru akla gelebilir. Bir kez daha belirtelim ki, kesinlikle buradan ne demokratik bir Türkiye ve ne de demokratik ve özgür bir Kürdistan zemini ortaya çıkacaktır. Tam tersine, mevcut Türk Ordusuna rahmet okutacak kadar gözü kara ve çok daha çılgınca bir terörü estirilecektir. Zaten ön görülen amaç son derece nettir. Sonuç itibarıyla Hizbullahçı bir Türk İslamcı Ordusu ortaya çıkacaktır. Tartışmaya hiç gerek yok ki, tamamen böylesi bir belayla halklarımız karşı karşıya gelecektir.
İşte bu baÄŸlamda, Türk Ordusu yönetim kademesinin, AKP ile uzlaÅŸması ve anlaÅŸmasının esas halkası, biraz daha iyi anlaşılıyor. Yani en temel amaç ve anlaÅŸma, Kürdistan Özgürlük Hareketinin tasfiyesi konusu oluÅŸturuyor. Böylece yaÅŸanacak olan bir savaÅŸta, genelkurmay baÅŸkanı BaÅŸbuÄŸ’un deyimiyle, Allah Allah diye savaÅŸacak bir Åžeriatçı kontra TSK yapılanması, teÅŸekkülü ön görülüyor.
Peki, bu durumda Kürdistan Özgürlük Hareketinin tasfiyesi mümkün olacak mı dır? Kesinlikle hayır. EÄŸer 1992 Güney savaşını az çok bilenler varsa, böylesi bir tasfiye hayalinin yanına bile yaklaşılamayacaktır. O günkü zorlu koÅŸullar ve dezavantajların hiçbiri bugün söz konusu deÄŸildir. Birincisi, Kürdistan’ın her dört parçasında ve özellikle de Kürt halkı içerisinde PKK hareketi, bu denli derinlemesine ve geniÅŸlemesine bir örgütlenme düzeyinde deÄŸildi. DoÄŸrudan ve sübjektif olarak örgütlenmeyi bir yana bırakalım. En azından o günden bu güne, objektif olarak Kürt halkının PKK’ye sempatisi ve desteÄŸi bir kaç katına çıkmıştır. İkincisi, o günkü ÅŸart ve koÅŸullarda PKK hareketi, daha çok mobil olarak hareket ediyordu ve üstlenme düzleminde kurumsallaÅŸmamıştı. Bir anlamda Güneyli Kürt örgütlerinin kontrol ettikleri coÄŸrafik sahalarda konumlanıyordu. Ama bu gün ise, hiç bir süper emperyal devletin bile giremeyeceÄŸi ‘Medya Savunma Alanları’ söz konusudur. Ayrıca bu alanların konumunu merek edenler, araÅŸtırıp iÅŸin gerçekliÄŸini öÄŸrenebilirler.
Üçüncüsü, Güney Kürdistan’ın kavuÅŸmuÅŸ olduÄŸu bir resmi statüsü bulunuyor. Bu durumun, olumlu anlamda çok yönlü sonuçları bulunuyor. En baÅŸta Güneyli güçlerin politik konumunda, PKK hareketine karşı yaklaşımlarında ve sömürgeci devletlerin istemlerine cevap olmadaki duruÅŸlarında o günlere kıyasla hiç bir ortak nokta kalmamıştır. Yani her bakımdan durum tamamen tersine dönmüÅŸtür. Dördüncüsü, PKK hareketinin ideolojik ve politik çizgisi temelinde, çok yönlü bir eÄŸitimi alan ve yüksek bir performansa ulaÅŸan HPG gerilla güçleri söz konusu olduÄŸu gibi o güne kıyasla bu gün, çok daha fazla bir tecrübeye sahip oldukları biliniyor. Bu baÄŸlamda, Türk Ordusunun 2008 yılındaki hava ve kara hareketinde, Güney Kürdistan’dan, gerilla güçlerince nasıl darbelendikleri ve geri püskürtüldükleri çok büyük bir tarihi referans noktasıdır. Çünkü o günden beri her onurlu ve namuslu Kürt, PKK hareketinin direniÅŸ ruhuna ve gücüne hayran kalmıştır. Onun Güney Kürdistan’ın da, bizzat en temel güvencesi ve bir savunma gücü olduÄŸuna dair kanaati oluÅŸmuÅŸtur. Özellikle ÅŸunun altını çizmek istiyoruz: bundan böyle PKK hareketi, Kürdistan halkı nezdinde, her hangi bir Kürt örgütü olarak deÄŸil de, tüm bir Kürdistan’ın iradesi olarak kabul görmüÅŸtür. Ayrıca PKK’nin hem sistemsel güç düzeyi, hem de meÅŸruiyetti geçmiÅŸe oranla kıyaslanmayacak kadar ileri derecededir.
BeÅŸincisi ve sonuç olarak ABD’nin bu baÄŸlamda ki konumudur. Bu arada bir husus daha var ki, her ne kadar biraz konu dışına da sarksa belirtmeden edemeyeceÄŸim. Türkiye’nin ABD’den ısrarla talep ettiÄŸi insansız suikast uçakları konusunda bir iki ÅŸey söylemek istiyorum. ABD bugüne kadar bu uçakları, Afganistan’da Taliban’a ve El kaide’ye karşı kullanmasına raÄŸmen ciddi bir sonuç alınmadığı biliyor. PKK gibi çok önemli ve çağın koÅŸullarına göre savaÅŸ taktiklerini geliÅŸtiren bir hareketi pek etkilemeyeceÄŸi de hesaplanıyor. Bütün bunlara raÄŸmen PKK bu tür saldırılara karşı hazırlıklıdır.
Ancak sorunun en önemli halkası; PKK hareketinin sürece yaklaÅŸması ve duruÅŸudur. PKK hareketinin 30 yılı aÅŸkın bu mücadelesinde, her ne kadar kesin bir zafer elde edilmemiÅŸse de, ama hiç tartışmasız olarak bir var oluÅŸ boyutunda ve temsili irade kazanma bakımında, çok önemli bir düzeye gelmiÅŸtir. Gelinen bu aÅŸamadan daha geri bir safhanın olmayacağı aÅŸikârdır. Fakat toplumsal ve siyasal yaÅŸamın iÅŸleyiÅŸinde, kimi bazı olmazsa olmazları vardır. Bunlar, tarihsel momentin hükmüne uygun bir takım görevlerin yerine getirilmesi ve ön görülen hedeflerin mutlaka gerçekleÅŸmesidir. Her türlü yaÅŸam ilkeleri ve kuralları baÄŸlamında, asla yarım baÅŸarı, yarım zafer ve nihayetinde boÅŸluklar doÄŸuran bir konumun seyri müsamaha ile karşılanmaz. Nitekim bu baÄŸlamda, Kürdistan Halk ÖnderliÄŸinin, çok hassas davrandığını ve özenle ciddi uyarılarda bulunduÄŸunu hep beraber izliyoruz. Dolaysıyla, önümüzdeki aylar son derece kritik ve bu baÄŸlamda bir tarihi sınav vermeyi arz ediyor. SavaÅŸ ve barış ikileminde, tarihi koÅŸullama ibresinin çok hızla savaÅŸa doÄŸru evirildiÄŸini söylemek durumundayız. İçerisinde bulunduÄŸumuz politik süreç, son derece ciddidir.
Çünkü hakikaten çok fena ÅŸeyler yaÅŸanıyor. Salt tek başına Kürt çocuklarına karşı yapılanlar bile, defalarca büyük bir savunma savaşını baÅŸlatmayı ve geliÅŸtirmeyi haklı kılmaktadır. Ayrıca tamamen legal ve siyasal faaliyetleri yürütmekte olan, Kürt halkının en çok iÅŸ yapan ve dürüst kanaat önderleri, politik temsilcileri, tutuklanıp esaret altına alınmışlardır.
Bu sebeple onurlu olmanın ve sorumluluk taşımanın bir gereÄŸi olarak, fazlasıyla bir varoluÅŸ ve direniÅŸ savaşını gerekli kılmaktadır. Bu konuda, PKK hareketi tarafından yapılan çok yerinde bir tanımlamayla, TC devleti, AKP eliyle Kürt halkına karşı doÄŸrudan bir siyasal ve kültürel soykırım uygulamaktadır. Bunun için, hiç kimsenin muÄŸlâklık yaratma hakkı yoktur. Hele ki bazıları adeta ezop bir dil kullanarak, sanki daha halen açılım süreci varmış gibi, halkımızı beklentiye sokmak üzere hikâyeleri dillendirmesi, anlaşılır deÄŸil. Adamlar öylesine bir devlet terörünü estiriyor ki, hem de hiçbir darbe döneminde bile karşılaşılmamıştır. Ama özelikle AKP, bütün bunlara raÄŸmen birçok Türk ve Kürt avanak kesimini laf cambazlığıyla kandırmayı baÅŸarıyor.
Adı geçen bu zatlar da, oturdukları her yerde ve her ağızlarını açtıklarında, AKP’ye övgüler diziyorlar. Adına ‘açılım’ denilen ama esasen Kürt halkının bin bir emekle yaratığı deÄŸerleri, umutları ve iradesinin tasfiyesini amaçlayan İslam faÅŸizmini desteklediklerini söylüyorlar. Buna olan sonsuz inanç ve umutlarını deklere ederler. Tabi bizce, bu yaklaşım sahiplerinin duruÅŸları hiç saÄŸlıklı deÄŸil ve oldukça da tehlikeli bir sürecin geliÅŸilmesine hizmet ediyor. Zira burada AKP’nin ve batı emperyalizminin politikalarını okumama gibi, çok uÄŸursuz bir ideolojik ve politik miyopluk hali söz konusudur.
Sonuç olarak ÅŸunu belirtmek istiyoruz. Kürdistan Özgürlük Hareketine karşı, çok büyük bir oyun tezgâhlanıyor. Bir yanda hem Avrupa’da hem de Türkiye’de ve Kürdistan’da eÅŸ zamanlı ve seri bir ÅŸekilde saldırılarda bulunuyor, tutuklamalar gerçekleÅŸiyor. Yapılan hesaba göre, Özgürlük Hareketi zayıf düÅŸürülecek ve böylece sistemin sunacağı kırıntıları kabul etmek mecburiyetinde bırakılacaktır. İkinci bir sinsi plan ise gizli görüÅŸme adı altında bir iki dolaylı haber, mesaj gönderilecek ve böylece hareket bir beklentiye sokularak, mevcut hazırlık süreci boÅŸa çıkartılmaya çalışılacaktır.
Bugüne kadar olduÄŸu gibi uluslar arası güçlerin kuÅŸatmasına karşı baÅŸarılı bir ÅŸekilde mücadele eden PKK hareketinin, bütün bu oyunları boÅŸa çıkaracağını umut ediyoruz.
Not. Bitlis aktuel e selamlar.
Sizden mailime çok ileti geliyor.
Doğal olarak bende karşılık vermek istiyorum.
Sizin siteniz gibi deÄŸer üreten bir yere bu ancak yazı olabilir diye düÅŸündüm.
Tabi benim yazıların daha çok radikal içerik taşıdının farkındayım.
alihidir@live.fr



