E-bülten
Bu yazıyı beğendiniz mi?

Åžimdiki süreç ile çoktanrıcılıktan tek tanrıcılığa geçiÅŸ süreci aynı süreçlerdir.
İnsanoÄŸlu Neandartel’ler sonrası, Sapiens’lere geçiÅŸ sırasında, büyük savaÅŸlar verdi ki, komünal yaÅŸam tesis edilsin. Bilinir ki, homo-neandarteller bencil, tekçi ve bireysel amaçları doÄŸrultusunda yaÅŸam sürerlerdi. Åžimdi ki sömürgeci zihniyetleri de Neandarteller sınıfına koymak herhalde çok abartılı olmaz.
İnsanoÄŸlundaki inanç hücresi onu, ben nasıl var oldum’un sorusuna yöneltti ve zekânın yetersiz kaldığı yerde de ilahi bir gücün varlığına inanıp, ÅŸuana kadar ki yaÅŸamını da bir din’e ve yaratıcıya inanarak sürdürdü.
İnsanoÄŸlunun bu hayal gücü, o’nda inanılmaz güçlere sahip tanrılar yarattı. Hemen hemen her topluluÄŸun bir dini inanışı ve birde tanrısı vardı. Bu tanrı, göklerde gizemliÄŸini koruyorken, o’nun elçiliÄŸine soyunan yasa koyucular yeryüzündeki kral-tanrılardı. Yani iktidarın tanrılarıydı.
YaÅŸam sürdükçe, insanoÄŸlu çoÄŸalmaya ve bunun sonucunda paylaşım savaÅŸlarında bir artış gözlenmeye baÅŸladı. Tüm dinlerin doÄŸuÅŸ ve insanlığın ilk yerleÅŸim yerlerinden olan OrtadoÄŸu bu anlamda medeniyetlere, zulümlere, katliamlara, güzelliklere ve çirkinliklere ev sahipliÄŸi yapmıştır. MuseviliÄŸin, YahudiliÄŸin, Hıristiyanlığın ve İslamiyet’inde doÄŸuÅŸ yeri burasıdır. Dünyanın en kalabalık iki dini Hıristiyanlık ve İslamiyet’tir. Her iki din mensupları da, aynı tanrıya inanmakla beraber, peygamberleri; yani yazıcıları, yani rahipleri, yani yasa koyucuları ayrıdır. Bu ayrılığı ilk insanlara kadar götürebiliriz. Ancak esas mesele, iki ayrı dinin ayrılığı deÄŸil, aksine aynı din içerisindeki mezhepsel ayrışma ve deÄŸiÅŸimdir. Bilinir ki, nasıl insani esasları ortadan kaldırarak cennetten yerler satan papazlara karşı krallar ve prensler çarpışmış ve bunun sonucunda din, yönetimden uzak tutulup Rönesans gerçekleÅŸmiÅŸse, aynı durumun bir benzeri de İslamiyet’te yaÅŸandı ve yine aynı Hıristiyanlık gibi mezhep savaÅŸları yaÅŸandı. Fakat arada bir tek fark vardı, Rönesans’ı gerçekleÅŸtiren Avrupa ilerledi ve Anti-Rönesans’ı gerçekleÅŸtiren OrtadoÄŸu geriledi. Tüm bunların sonucunda onlarca ayrı mezhep, aynı din içerinde filizlenip boy verdi ve bugünlere dek geldi. Peki, neden aynı din içerisinde ayrışmalar yaÅŸandı? Bu soru can alıcı bir sorudur. Bunun kendimce mantıklı tek bir nedeni vardır. O da çıkar hesaplarıdır yani büyük bir Menfaat. Hz. Muhammed’in Allah inanışında ki ümmet anlayışını (aslında komünal yaÅŸamı) bir tarafa bırakarak, Neden iktidar yarışına giriÅŸildi? diye sormak gerek. Yine insanoÄŸlu kapitalizmin ilk dönemlerini İslam devletinin halifeliÄŸiyle keÅŸfetti. VahÅŸi kapitalizm İslamiyet’e ve diÄŸer dinlere; tekçi iktidar anlayışının filizlenmesinden, yani dal verip budaklanmasından, yani devletleÅŸmesinden sonra girdi. İktidarı devletle saÄŸlamlaÅŸtırmak isteyenler, İslam devletine halifeliÄŸi getirdi ve bitmek tükenmek bilmeyen savaÅŸları, yine din adına bu dönemlerde yaptı. Din adına yapılan savaÅŸlar beraberinde doÄŸal emperyalizmi de getirdi. İslam dininin o dönemki yürütücülerinin, ilk resmi emperyalist denemeleri Mezopotamya’da yaÅŸandı. Hz. Ömer, ordularıyla Mezopotamya coÄŸrafyasının tamamını fetih(iÅŸgal) etti. İlk baÅŸlarda amaç din’i yayma gibi görünse de, sonrasında yaÅŸanan can pazarı hiç de öyle olmadığını, aksine yer altı ve yer üstü zenginliklerine bir göz koyma ve iktidarın, aslında para ve güç ile olduÄŸu gerçeÄŸini su üstüne çıkardı ve görmemize sebep oldu. En büyük İslam savunucuları, aslında iktidar hırsı yüzünden, savundukları din’e hiç farkına varamadan ihanet etmiÅŸlerdir. Yine tarihte bilinir ki, ilk düzenli polis güçlerini yunanlılar kurdu. Ve yunanlılar bu güç ile düÅŸman ilan ettiklerine kök söktürdüler. Ta ki Rönesans gerçekleÅŸtirilinceye dek Hıristiyanlık ve papazlar halk üzerinde etkisini sürdürdü. Kim isterdi bu savaÅŸları? Tabi ki yerdeki Kral-Tanrılar. Bu tanrılar iktidarlarını saÄŸlamlaÅŸtırmak için gök tanrısıyla konuÅŸtuklarını ve böyle olması gerektiÄŸini mazlum halka anlatıyorlardı ve halk çaresiz itaat ediyordu. Tanrı adına, halkın neyi var neyi yok isteniyordu ve halk bir bütünen açlığa mahkûm ediliyordu, ama iktidar koltuÄŸunda oturan Kral-Tanrılar bu iÅŸlerden büyük haz alıyorlardı. Ne zaman ki, güçlü ordular çıktı, iÅŸte o zaman ya tükeniÅŸ ya da yeniden doÄŸuÅŸu ve daha saÄŸlam gücü buluyorlardı. Çünkü daha sömürülecek o kadar çok yer vardı ki, sömürmekle bitecek bir dünya deÄŸildi. Hem de ne adına? Tanrı adına ve zaten din adına yapılıyordu, öyleyse her ÅŸey helaldi.
Tamda bu noktada, Türkiye’nin ÅŸimdiki durumuna bakalım.
Türkiye 1923 yılında kuruldu. Anadolu ve Kürdistan halkları, içerisinde onlarca deÄŸiÅŸik dine baÄŸlı haklarla yaÅŸadı ve hiçbir sorun çıkmadı. Ne zaman ki, Kürt CoÄŸrafyasının zenginlikleri söz konusu oldu, iÅŸte o zaman sömürgeciler bu halklara kan kusturdu. Önceleri Türkiye hemen hemen tüm dünya devletleri tarafından ayrı ayrı yönetiliyordu. Açıktan yönetilmese de, ülkenin her iÅŸ kolunda farklı devletlerin parmağı vardı ve bu haliyle de parçalı bulutlu, buna çok bulutluda desek yeridir. Çok bulutlar, ÅŸiddetli yaÄŸmurları ve ardından sel taÅŸkınlarını getirir ve belki de bunun sonucunda tufanlar gerçekleÅŸir sonrasında kıyamet bile kopabilir. Ama ÅŸimdi, yine aynı Türkiye, tek tek tek diye teklediÄŸi için, tamda layık olduÄŸu ve insanoÄŸlunu mecbur kıldığı dünya tekçi zihniyetin sahibi ABD ve İngiltere’nin sömürgesine girdi. Yani Türkiye ÅŸimdilerde tekliyor. Bu tekleme, benzin veya gaz almayan araba gibidir nerede duracağı belli olmaz. EÄŸer kaçak benzin motora zarar vermiÅŸse ki vermiÅŸ. İşte o zaman araba durur.
Bu ülkenin baÅŸbakanı ErdoÄŸan diyordu ki; önceleri kimin eli kimin cebinde belli deÄŸildi. RüÅŸvet, vurgun, soygun almış başını gidiyordu. O devlet senin bu devlet benim, ülkenin ekonomisi talan u viran oluyordu. Ama ÅŸimdi öyle mi? diyor Sayın BaÅŸbakan. Aynı, çok tanrılı dinlerden tek tanrılı dinlere geçiÅŸ sırasındaki savaÅŸlar gibi, ÅŸimdilerde de, Türkiye aynı savaÅŸları yürütüyor ve tekçi zihniyet iktidar olana dekte sürdüreceÄŸe benziyor. Bu tekçi zihniyet, kendini gökteki tanrının yeryüzü versiyonu ve haliyle yerdeki kralında, ta kendisi ilan eden ABD’den baÅŸkası deÄŸil. Åžimdilerde de bir ayrışmadır gidiyor. Herkes safını belli etmeye çalışıyor ve büyük Tanrı ABD’nin yanında yer almak için yarışa girmiÅŸe benziyor. Ve dört ülke tarafından kıskaca alınan Kürtler de, bu yarış arasında iyiden iyiye ezdirilmek isteniyor. Tek devlet, Tek dil, Tek bayrak, Tek millet teklemesi ÅŸimdilerde ABD’de karşılığını buluyor. Çünkü ÅŸimdilerde ABD’nin dışında hiçbir güç veya devlet tek başına tekçiliÄŸin sözcülüÄŸünü yürütmüyor ya da yürütemiyor. Tayyip ErdoÄŸan’ın tek tek tek diye teklediÄŸi sistem, çok tanrıcılıktan tek tanrıcılığa geçiÅŸin ABD ayağıdır. Tekçi zihniyet tarafından yönetildiÄŸin zaman ülkenin açıklarını sadece tek bir ülke bilir ve sadece tek bir ülkeye karşı doÄŸum sancıları çekersin. Åžimdilerde de iyiden iyiye anlaşılıyor ki, ErdoÄŸan’ın tek dediÄŸi sadece Allah inancı deÄŸilmiÅŸ, birde bunun yanında büyük Tanrı ABD’ymiÅŸ. Hadi hayırlısı diyemiyorum çünkü tekçi ABD zihniyeti kendi Rönesans’ını gerçekleÅŸtirmenin peÅŸindedir ve ileride görülecektir ki, yakın zamanların en büyük mezhepsel (derinler ve çıkar gurupları) çatışmaları yaÅŸanacak. Bilinir ki, İslam devleti de tek ti. Ve halifelik, her gelen eliyle yanlış politikalarla yönetildi, sonuçta tekliÄŸi virane olup gitti. Ne oldu? Nur-Vur, Hur-Gur, Gülen-Gülmeyen, ÇarÅŸamba-PerÅŸembe, Hakikat-Makikat, Süleyman-Müleyman, İsmailpaÅŸa-SamuelaÄŸa, Kadiren-Madiren, NakÅŸileyen-MakÅŸileyen’e evrilip birçok tarikata dönüÅŸtü. Åžimdilerde nasıl mezhepler dini yönlendiriyorsa, yakın zamanda tarikatlar mezhepleri ve sonra da dinin tamamını yönetecek. Ama kimin elinle dersiniz? Tabi ki çok parçalı olan Türkiye’yi de yine tek başına yöneten, tekçi, ABD zihniyeti eliyle.
Ama sonunda ne olacak? Aynı Neandartel’ler ile Sapiens’lerin savaÅŸları, çok tanrılı dinlerden tek tanrılı dinlere geçiÅŸ sırasında ve sonrasında mezhepler savaşı gibi savaÅŸlar yaÅŸanacak. Tüm dünya tarafından bir oyun aracı olarak görülen ve kullanılmaya çalışılan Kürt ise bu paylaşım hengâmesinde, safını belli edecek ve nerede durduÄŸunu açıkça ilan edecektir. Kürdün bu sancılı geçiÅŸ sürecinde, onurlu olarak kalmasının olmazsa olmazı ne olması gerek sorusuna gelince; Sömürgecilerin dayattığı bireysel-bencil yaÅŸam tarzını, Kürdün komünal yaÅŸamdaki ısrarının onurlu kalesine çarptırıp, Dicle ile Fırat’ın sularında boÄŸdurtmak gerektiÄŸini bilmek ve bunun ÅŸaÅŸmaz bir hakikat olduÄŸu gerçeÄŸiyle yola devam etmek gereklidir diye düÅŸünüyorum.
mehmet_serhat_polatsoy@hotmail.com



