E-bülten
Bu yazıyı beğendiniz mi?

Türkiye’de aydın geçinenler, acaba savaş ve yeni acıların yaşanmasını mı bekliyorlar?
Aylar öncesinden bu yana bahar hazırlığı yapan Türk ordusu, Kürt Coğrafyasına; Türkiye’nin dört bir yanından askeri birliklerini kaydırıyor ve tüm bu olup bitenlere karşı bizim bu aydın geçinenler sessizliğini korumaya devam ediyorlar. Bilmeyen diyecek ki, Irak veya İran ile savaş olacak. Bilmeyenlere duyurulur ki, bu hazırlıklar herhangi bir devlet için değil, dağlardaki Kürt Evlatları içindir. Başbakan Erdoğan Davos’ta sergilediği oyunun sahnelerini sözde Filistin’e sahip çıkıp açarak, İsrail’e basının karşısında göstermelik üç beş kelime söyleyerek, padişahlık ve İslam önderi yakıştırmasını da alarak, son hız yoluna devam ediyor.
Bir taraftan Filistin halkının yanında olduğunu söyleyen ve İsrail için; “insanlık suçu işliyorlar” diyen Erdoğan, diğer taraftan aynı İsrail ile yeni bir insanlık suçu işleme adına Heron’lar ile anlaşma yapıp yola çıkıyor ve sonucunda geçtiğimiz günlerde Heron’lar Türkiye’nin eline geçiyor. Bir taraftan İsrail’den 5 adet Heron alan Türkiye, yine diğer taraftan PKK’ye karşı kullanmak üzere ABD’den tam teçhizatlı Heron’lar ve anlık istihbarat paylaşımı istiyor. İstiyor da ne için istiyor? Tabi ki evrensel hak talebinde bulunan Kürt halk hareketi mücadelesini bitirmeye çalışmak için. Peki, Kürt halk hareketi nedir, nasıl bir oluşumdur?
Kürt Halk Hareketini sadece bir isim gibi görerek gerçekleri inkâr ederek en doğal tabii hakları talep eden bir harekete terörist damgasını vurarak imha operasyonlarıyla bitireceğim demekle sorun bugüne kadar çözülmedi ve bu anlayış ve harekâtlarla da çözüm bulunmayacaktır. Savaş’ta ayak direten güçler’e her şey kalırsa, “bir dilim baklava çalan da terörist oluyor“ eğer böyleyse varsın gasp edilmiş insanların hak talepleri mücadelesine terörist damgası vurmaya devam etsinler. Bugün kim hakperest kim gaspperest’tir çok iyi bilinmektedir. Türkiye’yi her zaman sessizliğe büründürülerek kimse sesini çıkarmasın istiyorlar! Türkiye’de hak ve hukuk isteyenler; bilinmelidir ki herkes mevcut sistemin hedefindedir. Hedef haline konulan hak talep edenler insanlara karşı yapılan saldırı hazırlıklarına karşı sus-pus oturmak, yaşanacak büyük bir savaşa ve sonucunda ortaya çıkacak olan can pazarına, katliama, yani etten kemikten oluşan insanların ölmesine ortaklık etmekten başka bir anlam ifade etmemektedir. Değil yirmi beş, yüz yirmi beş operasyon bile yapılsa Kürt Halk Hareketinin bitirilemeyeceğini, ne Türk devleti ne de aydın geçinen gizli güçler maalesef pek-iyi anlamamış olacaklar ki, aylardan beridir yapılan hazırlıklara karşı, tribüne oynamaktadırlar. Oysa aydın toplumun rehberi olması gerekirken, rêncberi bile olmaktan uzaktırlar. Yani aydın etiketi alınlarına yapıştıranlar elbette ki aydın geçinebilirler, ama ne aydınıdırlar onu iyi bilmek gerekir.
Son günlerde özellikle basına baktığımız zaman, hiç kimse böylesi bir savaşın yaşanabileceğini ağzına dahi almıyor. Adeta savaş başlasın ve belli bir süre geçsin, ondan sonra insanlar ölsün, analar ağlasın, e biz yine “analar ağlamasın” edebiyatı yapalım demektedirler. Kürdün üzerine tankları ve toplarıyla ve şimdi heronlarıyla gelenler elbette, yarın öbür gün “analar ağlamasın edebiyatı yapıp”, seçim uğruna halktan oy koparmaya çalışacaklardır. Ancak benim bahsettiğim bu güçler değil, aydınım diyen güçlerdir.
Bunu böyle düşünenler elbette ben aydınım, demokratım, yurtseverim, ülkemi seviyorum, şuyum-buyum diyen ve ortalıkta dolaşan ve zaman zaman kendini akil adamlar sınıfına koymaya çalışan, kısacası bir cümle yazarların ve aydınların hepsidir. Düşünüyorum da, anladık; sistem oy toplamak için edebiyat yapıyor. Peki, bu aydınım diye geçinenler de oy için mi yapıyor, yoksa konuşma sırası sizde diyen egemen güçlerden maddi destek mi alıyorlar? Bu aydın geçinenler ancak savaş sonrasında konuşurlar, bunlar ancak kan döküldükten sonra “olmasın, savaşlar acıdır, insanlık ayıbıdır, işte 21.yüzyıla yakışacak bir durum değildir”. “21.yüzyıl; diyalogların yaşanması gereken bir yüzyıldır” gibi, söz olarak güzel, öz olarak safsatalarla dolu birçok yazı yazarlar ve arada sırada da “Aydınlar savaşa karşı veya barış hemen şimdi” başlığı adı altında konferanslar verirler. Nedir bunlar? Görünür de iyi olarak görünse de içerik olarak ve irade olarak tamamıyla boş ve fostur. Çünkü bu güne kadar Türkiye’deki hiçbir “Aydın gücü”, yaşanan çatışmaların ve ölümlerin önüne geçip, çıkabilecek bir iradeyi ve kudreti gösterip sergileyemedi.
İşte bakın Öcalan uyarıyor; “Halepçe katliamının on katı katliamlar yaşanabilir, Kürtler acil olarak bir çatı altında toplanmalıdır, aydınlar, demokratlar iş başına diyor. Bunu söylemesinin nedeni, yaşanabilecek bir savaşın ve katliamların önünü alma girişimi değil midir? Yani Öcalan da biliyor ki, süreç tıkanmış ve ciddi bir çözümsüzlük var. Oysa Öcalan savaşın yaşanmaması için, önümün açılması, koşullarımın düzeltilmesi gerekir diye defalarca basına yansıyan görüşme notlarından dile getirmiştir. Anlaşılan bizim aydın geçinen aslında benim tabirimle, “özünde karanlığı taşıyan şahsiyetler”, tasfiyeyi bu güne getiren, haberli habersiz ucundan bucağından tutan kişiler, tüm bu yaşanan ve yaşanması büyük ihtimal olan savaş ve sonrasında katliamlar karşısında, yine sus-pus oturacağa benziyorlar.
Çünkü bu kişiler aydın olmanın gereğini yerine getiremedi ve öngörülü olamadılar veya olmak istemediler. İnsan düşünüyor, aydınım, devrimciyim, demokratım, işte yeri geldi mi radikalım diyen kişiler hiç mi tarih ve felsefe bilgisine sahip değiller. Hiç mi bu halkın yüzyıllardır katliamlardan geçirildiğini okumadılar? Hiç mi 90’lı yılları ve sistemin yönelimini göremediler? Hiç mi sömürgeci zihniyeti tanımıyorlar? Yoksa aydınım, yazarım diye geçinenler sırf koltuklarda mı oturup yazıyorlar? Acaba bunlar halkın arasında değiller mi veya hiç halka bakacak yüzleri yok mu? Acaba okumadılar mı yoksa okudular da işlerine mi gelmiyor? Türkiye’de yayın yapan hiçbir gazete hiçbir siyasi parti olayların bu güne nasıl geldiğini veya yarına nasıl gidebileceği üzerine hiçbir öngörülü yazı yazmadı ve dile getirmediler. Ne yazdılar, ne anladılar. Ne yazmaya niyetleri ne de anlamaya niyetleri var olduğunu düşünmüyorum.
Dediğim gibi, aydın geçinenler yarın savaş olduktan sonra aman biz ne yaptık, biz neden duygu ve düşüncelerimizi yazmadık, kimden ve neden kaçındık, biz neden aydın olmanın gereğini, yani “özgür insan”, “özgür beyin” düşüncelerimizi açığa vurmadık veya vuramadık demeye zaman bile bulamayacaklar, çünkü onlar bir tehlikenin daha farkında değiller. Yarın yaşanacak ve Heronlarla da göründüğü kadarıyla olabilecek katliamlar sonrası, sıranın kendilerine gelebileceğini düşünmüyor veya düşünemiyorlar. Kimisi sistemin yazarlığını yapıyor, kimisi korkudan yazamıyor, kimisi de maalesef (tasfiye) süreç sabote olmasın diye yazmaktan kaçınıyor. Ama demedi demeyin, o alınan HERON’lar boşuna alınmadı, dün yaşanan Halepçeler ve bugün sürdürülen Kelepçeler boşuna değildi. Eeeyyy Yazar-Çizer, Aydınım, Demokratım, Yurtseverim, Türkiye’yi ve Kürt Coğrafyasını, Türkü ve Kürdü seviyorum diyenler, Yeter Artık, başınızı kumdan çıkarmanın vakti geldi de geçiyor bile.
mehmet_serhat_polatsoy@hotmail.com



