E-bülten
Haberlere abone olun:
Bu yazıyı beğendiniz mi?
(toplam 0 oy)
26 Mart, 2010 01:19:43 | Aktüel Bakış

Beşiktaş’daki 10 Nolu Ağır Ceza Mahkemesi’nde “Ölümden Zor Kararlar” adlı roman için daha önce Kasım ayındaki duruşmada, Savcı beraat talebinde bulunurken, yeni Savcı roman karakterlerinin söylemini tehlikeli bularak, yazar N. Mehmet Güler’in, “terör örgütünün propagandasını yapmak” iddiası ile mahkumiyetini istedi. Mahkeme heyeti ise avukat Özcan Kılıç’ın, eserin edebi niteliği konusunda bilirkişiye gidilmesi talebini reddetti. Dava nihai karar için 10 Haziran günü 8.50’ye kaldı.
ROMAN KAHRAMANLARININ YARGILAMASI DEVAM ETTİ
“Ölümden Zor Kararlar” isimli roman karakterlerinin diyalogları gerekçe gösterilerek açılan davanın 3. duruşması, 25 Mart 2010 tarihinde, Beşiktaş 10. Ağır Ceza Mahkemesinde görüldü. Mahkemeye dayanışma ve gözlem için, yazar ve gazeteci Memik Horuz ve insan hakları savunucusu Seza Horuz katıldı. Belge Uluslararası Yayıncılığın editörü Ragıp Zarakolu ve yazar N.Mehmet Güler’in savunma yaptığı son duruşmada, Savcı Mustafa Çavuşoğlu, mütalaasını okumuş ve beraat talep etmişti. Savcı, “ Her ne kadar sanıklar hakkında terör örgütü propagandası yapmak suçundan kamu davası açılmış ise de, olayda isnat edilen suçun yasal unsurları oluşmadığından müsnet suçtan sanıkların ayrı ayrı beraatlerine, kitap üzerindeki yasaklama kararının kaldırılmasına karar verilmesini kamu adına talep ve mütalaa olunur” demişti. Yazar Güler, savunmasında “Türkiye düşünceyi, edebiyatı, hayalleri ve en önemlisi gerçekleri yargılama utancından kurtulmadan demokrasiden söz etmenin mümkün olamayacağını vurguladı.”
Roman kahramanları Sabri ve Sıti’nin aşklarının da yargılama konusu yapıldığı davanın bundan önceki duruşması 19 Kasım 2009’da görülmüştü. Yazar N.Mehmet Güler, duruşmada bu duruma şu sözlerle dikkat çekmişti; ''İddianamede romanın 40 ve 41 sayfalarında Sıti'nin Sabri'ye duyduğu ve önüne geçemediği derin duyguları dâhil suç teşkil ediyor. Bu durumda aşkı anlatmanın da yasak olduğunu öğrenmiş bulunuyorum''.
Romanın muhayyel bir zaman ve yaratılmış karakterlere dayandığının belirtilmiş olmasına ve hiçbir orgüt adı geçmemesine karşın, yeni Savcı Savaş Kırbaş, yazarın romanda “PKK/KONTRA-GEL örgütünün propagandasının yapmak suçunu işlediğini” ve kitabın bir bütün olarak roman olarak yazıldığını, adı belirtilen terör örgütünün kırsal alanda faaliyet gösteren üyelerinin arasındaki işbirliği, dayanışma ve eylemlerinin destansı bir uslupla anlatıldığı için” yazarın cezalandırılmasını istedi.
Avukat Özcan Kılıç’ın, romanın edebi niteliği ve propaganda özelliği olup olmadığı konusunda, edebiyat ve yayın çevrelerinden bir bilirkişi heyetinin inceleme yapması talebini ise mahkeme heyeti, “suçun niteliğinin ve unsurlarının oluşup oluşmayacağının mahkemenin takdirinde olduğunu” belirterek reddetti.
Böylece aynı mahkemede iki savcıdan biri beraat isterken, diğeri mahkumiyet talep etti. Mahkeme son kararı 10 Haziran’da verecek. Bu iki farklı talep konusunda fikri sorulan yayın yönetmenimiz RZ ise şu yanıtı verdi: “Dava açılırken Karayel vardı. Ülkede sert rüzgarlar esiyordu. Kasım ayında beraat istenirken ise, Lodos, yani ılımlı bir hava vardı. Bugün ise, Poyraz, yani sert bir hava var. Ülkenin iklimi yargıya da yansıyor sanıyorum.”
Yazar Güler daha önceki savunmasında, “Türkiye'nin çok sıkıntılı da olsa gerçekleriyle yüzleşmekte olduğunu kaydederek, "Türkiye'nin son 30 yılını ele alan her çalışma binlerce cana mal olmuş savaşı ele almak zorundadır. Toplumsal travmayı onarmanın en iyi yolu olduğunu düşündüğüm için sorunu edebiyat yoluyla işlemeye karar verdim. Bir edebiyat çalışmasını, istediğiniz bölümleri cımbızlayarak, işinize gelenleri seçerek ve parçalayarak iddianame düzenleyemezsiniz" şeklinde konuşmuştu. Terörle Mücadele Yasası'nın (TMY) 7/2. maddesi uyarınca dava açılan yazar Güler, babasının rahatsızlığı nedeniyle duruşmaya katılamadı.
Kapağın arka kapağındaki şu sözler de suçlandı: "12 Eylül'ün gölgesi bile ağır bir yüktü. Ama seçimler olmuş, sivil yaşama geçilmiş, bir nebze de olsa toplum soluk almaya başlamıştı. Daha da önemlisi, 15 Ağustos ile başlayan savaş, korkuları o kabusa dönen insanları gölgesi gibi takip eden korkuları kırmaya başlamıştı, 12 Eylül'ün cuntacıların tartışmasız dokunulmaz hükümran imajı çatlamaya başlamıştı".



