E-bülten
Bu yazıyı beğendiniz mi?
Åžarkıda diyor ya “Åžukriyê min bê biharê”, yok hayır, benim adım Åžükrü deÄŸil, Fidel’dir. Hemen anlatayım meseleyi… 1976’da doÄŸdum, Malatya’da. Tabii o zamanlar devrim havası esiyordu memlekette. Adlarımızı da o havanın tesiri ile koydular.
Kimimize Stalin, kimimize Lenin… Bana da Fidel düÅŸtü. Ama ortaokul yıllarında devlet ailelerimize dava açtı. İsmimi Åžükrü olarak deÄŸiÅŸtirdiler. Fakat yeni ismim sadece cebime bir türlü sığdıramadığım kimliÄŸimde yazılı kaldı. Hiç kimse bana Åžükrü demedi. Åžarkıda Åžükrü denmesine de bozuldum, yalanım yok.
Nereden baÅŸlayayım, size bu “Çîyayê Bêzar” ÅŸarkısının hikayesini nasıl anlatayım… Yani bizim hikayemizi… Biz Malatya’da bir grup gençtik. ÇoÄŸumuz dersane öÄŸrencisiydik. Sene 1994’tü. Her yer hareketliydi. DaÄŸların tümü… Herkes kendisine daÄŸ seçiyordu. En çok herkes daÄŸların adını biliyordu. Ben, biz, yeÅŸil bahçelerde, kayısı aÄŸaçlarının arasında büyümüÅŸtük. Hepimiz daha yeni yeni sararan kayısılar gibiydik. Çok genç. Çekirdeklerimiz kararmamıştı bile. Biraraya gelip gülüÅŸür, tartışır, planlar yapar, hayaller kurardık. Çekirdeklerimiz kararmamıştı ama gözümüz karaydı.
Bu bahsettiÄŸim grubun içinde dersane öÄŸrencileri vardı, bizim köylü arkadaÅŸlar, baÅŸka köylerden gençler… Biz de kendimize dağı seçmiÅŸtik. Çoktandır daÄŸ baÅŸlarında düÅŸlüyorduk kendimizi. Fırsat kolluyorduk. Derken, bizim köylü olup da çok önceden daÄŸa giden İrfan’ın yakınlarda bir yerlerde olduÄŸunu, komutan olduÄŸunu duyduk. Kimler gidecekse gitsinmiÅŸ. Ben de yükümü tuttum. Kimselere söylemeden, kuzenim ve köydeki diÄŸer arkadaÅŸla beraber, ayrı bir koldan vurdum Adıyaman yoluna.
Mayıs’tı, bahardı, yeÅŸildi, çiçekliydi her yer. Yol boyu dereler coÅŸmuÅŸ, kuzular etrafa salınmış, her yeri çiçek ve tabiatın yeni yüzünün kokusu sarmıştı. BindiÄŸimiz dolmuÅŸ süzüle süzüle vardı Adıyaman’a. Her ÅŸey gizlilik içinde; her ÅŸey heyecan, istek, kaygı, coÅŸku… Her ÅŸey iç içe… Derken vurduk bir köy yoluna. Gittik ki ooo, herkes orada. Bekliyorlar. Bizden önce gitmiÅŸler. Sayımız epey arttı. Sonra beklemeye baÅŸladık. Bizi İrfan ile buluÅŸturacak olan aracıdan gelecek haberi…
Bir gün sonra dediler ki bize “Haydi kalkın, gidiyoruz”. Vay be! Demek ki gidiyoruz. Tabii biz böyle kendi heyecanımıza boÄŸulmuÅŸken, arkamızda tenekeler çalınmaya baÅŸlamış bile. Devlet istihbaratının herÅŸeyden haberi varmış. Neyse, toplanıp yürümeye baÅŸladık. Yürü babam yürü. Yol bitmez, güç biter. Köy çocuÄŸu olsak da, kayısı çocuÄŸuyuz biz, daÄŸ çocuÄŸu deÄŸiliz ki. Genciz genç olmasına da, yine de enerjinin bir sınırı var. Sözü uzatmayayım. Vardık İrfan ile buluÅŸtuk. BaÅŸkaca bir iki gerilla daha vardı yanında. Epeyce heyecanlandım. Bir geceyi onlarla bir maÄŸarada geçirdik. Yeni hayata adım atmıştık artık. 17 Mayıs gecesiydi.
18 Mayıs günü erkenden uyandık. Bundan sonrası yürüyüÅŸtü. EÄŸitim kamplarına ulaşıncaya kadar yürüyecektik. DaÄŸ baÅŸlarının serinliÄŸi sarhoÅŸ etmiÅŸti beni. Doruklarda kar birikintileri kalmış ama hemen başında bakıyorsun bir çiçek boy atmış. Demek böyleymiÅŸ daÄŸ başında olmak. MaÄŸarada uyuyup, ÅŸafakla uyanmak…
Yürümeye baÅŸladık. Hepimizde baÅŸka bir ruh hali. Hepimizde baÅŸka bir dinçlik, baÅŸka bir yorgunluk. Karışık mı kafam? Yok deÄŸil. Meraklıyım ÅŸu anda. Ne kadar gideceÄŸiz, nereye gideceÄŸiz, orada kaç kiÅŸi var, ne kadar eÄŸitileceÄŸiz, sonra nereye gönderileceÄŸiz?..
Bir ara uçak sesleri geldi, F-16. Saklandık. Tesadüftür dedik. Yürümeye devam ettik. Uzaktan çobanlar gördük. Sürüleri yoktu ya, yine de iÅŸgillenmedik. Onlar gözden kaybolunca, yine devam ettik. Derken açık bir yerdeydik. Bu sefer helikopter sesleri gelmeye baÅŸladı. Daha ÅŸaÅŸkınlığımızı atamamıştık ki helikopterler göründü. Bunlar da neyin nesi ÅŸimdi? Bu düzlük yerde, kaçacak, sığınacak bir parça bir ÅŸey yokken al sana helikopter. Birkaç kiÅŸide silah var sadece. Hepimizde olsa ne yazar! Açık arazi.
Adamlar bizi bombaladılar. Taradılar. Öldük…
Bêzar dağının yamaçlarında, 18 Mayıs günü öldüm.
Ölülerimiz tek tek sürüklendi.
Bir kamyon kasasına doldurdular bizi. Alıp Adıyaman’da jandarma merkezine götürdüler. Üst üste yığdılar. Annem erken duymuÅŸ. Gelip ölümü kurtardı. DiÄŸerleri o gece kaldılar. Onların anneleri, yarım yamalak alabildi ölüleri.
Budur benim hikayem, budur iÅŸte Bêzar’ın hikayesi.
Åžükrü deÄŸil, yok hayır, Fidel’di benim adım.
* Adıyaman’da 17 Mayıs 1994 tarihinde, çoÄŸu yeni katılım olan yaklaşık 28 PKK‘li kimi anlatıma göre ihbar sonucu, kimi anlatıma göre ise itiraf sonucu, Türk devlet güçleri tarafından kimyasal silah ile katledilirler. Tanınmaz hale gelen cesetleri ise Adıyaman belediye mezarlığında bir çukura gömülür...
* 20 Aralık 2009/Özgür Politika/EVRİM ALATAÅž
ANF NEWS AGENCY



