E-bülten
Bu yazıyı beğendiniz mi?

Ahmet Türk’e yapılan saldırıdan sonra Türk basını bir kez daha gösterdi ki bir çok cinayetin azmettiricisidir. Hemen ardından “öz” ırkçılar devreye girerek kalemlerini hızla çalıştırarak Türk kamu oyunu yönlendirmeye başladılar.
İki yanlış Türkiye hariç dünyanın hiç bir yerde bir doğru etmez. İnsanların yalana, yanlışa, ırkçılığa, kirliliğe itibar ettiği ülkelerin başında Türkiye geliyor.
Türk’e atılan yumruğun ardından basında yer alanlara bakarsak, bir kaç kişi hariç, ki bunlar her zaman zaten Kürdlerin yanında olmuşlardır, geriye kalanları üç gurupta toplamak mümkündür.
Birinci gurup, garip bir tesadüf mü bilinmez ama soyadları hep “öz”le başlıyor ve Kürdlere karşı beyhude bir “öz” ırkçılık içindeler. Irkçılıkları gizli filanda değil. Ertuğrul Özkök, Yılmaz Özdil... gibiler.
Her nedense çok “öz” olanlardan korkmuşumdur hep. Genelde devşirmedirler, kendileri değildirler. Onlara “öz” gibi sıfatlar verilerek ödüllendirilmişlerdir.
İkinci gurupta yer alanların kimilerinin de soyadları “öz”le başlıyor, bunlarda Kürdlere “susun konuşmayın” diyorlar. Hadi özışık... gibiler.
Üçüncü gurup ise kafasındaki çözüm ve yaşam tarzını Kürdlere “tek doğru” seçenek olarak dayatıyor. Akıl hocalığına sığınıyor.
Birde İslami geçinen medya var ki, onları tartışmaya bile gerek yok. Varsa yoksa kendi yandaşlarıdır, gerisi teferruattır...
Bu guruplar esas Türkiye’deki basını belirliyorlar. Dikkat edin Hakkari’de son olarak ağzı burnu kan için yerde sürüklenen çocuğa yapılanları hiç kimse görmedi yada görmek istemedi. Bir iki gazete hariç...
Sisteme kısaca bir göz atın tepeden tırnağa kirli, katil, ırkçı. Suç işlememiş çok az yöneticini bulabilirsin. Yasalar öyle ayarlanmış ki kimseye bir şey olmuyor. Yoksa bir polis memuru öyle kabadayı davranabilir mi? Annesinin kucağında çocuğu çekip alabilir mi? Hele leşkargaları gibi yerde sürükleyebilir mi? Adalet olsa o gün onlar görevde alınır ve yargılanırlardı. Çünkü onlar büyük bir insanlık sucu işliyorlardı...
Genel anlamı ile de bütün insanları kendine benzetmiş sistem. Davranış biçimleri, algılamaları, düşünmeleri aynıdır...
Bazen birilerin “insani” davranışlar sergilemesi umuda neden oluyor. Acaba? dedirtiyor. Bu noktada da en çok Kürdler gözlerini uzaklara yatırıyor, kulaklarını yollar üzerine dikiyor, gelecek haberleri merakla bekliyor. Bir fısıltı çıktığında da Kawa’dan kalma bir alışkanlıkla ateşler yakıp halaylar çekmeye başlıyor! Ama beyhude ne Türkler ırkçılıktan vazgeçerler nede Kürdler aşağılanmaktan kurtulurlar bu duruş ve davranışlar böyle davam ettiği sürece.
Öncelikle kafamızı kumda çıkarmamız lazım. Kürdler ve Türkler arasında birlikte yaşamanın koşulları hemen hemen ortada kalkmış ve her geçen gün biraz daha uçurum büyüyor. Bunu görmeden önereceğimiz her şey beyhude bir çırpınıştan başka bir anlam ifade etmiyor.
Barışın sağlamak istiyorsanız, insanların ölmesini istemiyorsanız öncelikle kendi kişisel çıkarlarınızdan uzaklaşıp doğru önermelerden bulunmak, çözümün dilini net ortaya koymak zorundasın.
Kardeşlik yalan bir hikayedir, çirkin bir politikadır. İnsanların duyguları üzerinde politika yapmak, manevi dünyalarını sömürmekten başka bir şey değildir. Bu politika daha çok insanların ölmesini sağlıyor. İnsan kendisini “Kardeşinden” sakınır mı? Ona karşı kendini savunma ihtiyacı hisseder mi?
Bir kardeş diğer kardeşi neden hep dövsün! Kısacası “kardeşlik” yalanı hikayesi ve politikası insanların duyguları ile oynamaktan başka bir izahı yoktur.
Türkiye’nin bütünlüğünü savunmak savaşın daha çok sürmesi ve insanların daha çok ölmesini savunmak demektir. Kim ne derse desin bu saatten sonra belki daha çok acılar yaşanacak ama o düşünce realist değildir. Ne adına böyle bir düşünceyi savunduğu anlaşılmayan, Kürd halkı adına büyük bir talihsizlik olarak gördüğüm bazı kişilerin işine geliyor olabilir bu politika. Kürdler yüksek sesle söylemese de ezici çoğunluğu Türklerle bir arada yaşamak istemiyor artık.
Hiç bir şey insan yaşamından daha kutsal değildir. İnsan yaşamını koruma altına almadan, hiç bir sınırın manası ve önemi yoktur... hangi kutsal değer insanin yaşamından daha üstündür?
Ahmet Türk’e atılan yumruk ne kadar gerçekse, özdil, özkök gibi “yazarların” tercüme olduğu Türk ırkçılığı ile “kardeşlik” sahtekarlığı diretmesi de o kadar gerçektir.
serifkap@googlemail.com
Yorum Yaz
Yorumlar (1 Yazılmış)
-
Gönderen kaya, 13 Mayıs, 2010 19:41:23alah büyüktür elbet birgün gelir o yumruğu bize atma fırsatı da verecektir ama biz onu atmayız o kadar şerefsiz değiliz.



