Bu yazıyı beğendiniz mi?

(toplam 0 oy)

Arşiv

Pt Sa Ça Pe Cu Ct Pa
12345
6789101112
13141516171819
20212223242526
272829

image


Kendimi bildim bileli ülkemde barıştan çok savaş, soykırım ve darbe konuşuldu. Belki de bunun içindi, savaş vadisi hayatı yok ederken barış vadisindekilerin seslerinin hep cılız kalması. Çocuklar dünyaya gözlerini açtığında kendilerini bu savaş vadisinin içinde buldular hep. Hiç istemedikleri halde taraf olmak zorunda kaldılar. Elleri silahların soğuk kabzalarına değene kadar annelerinden ve dedelerinden savaşta ölen yakınlarının ve tanıdıklarının hikâyelerini dinleyerek büyüdüler.
 
İster savaşın içinde olun ister dışında, savaşın yıkımları ve acıları ruhunuzda onarılmaz yaralar açıyor. Bu yaraların tedavisi de çok da mümkün olmuyor. Geçen zaman da bu yaraları onarmıyor. Çünkü yıkımların getirdiği ölüm, zamanı sizin için o noktada dondurur ve siz yüreğinizde bir buz kütlesiyle yaşamaya çalışırsınız artık. O buz parçası yüzünüze bir maske giydirir ve artık siz eskisi gibi içten gülemezsiniz, şakalar yapamazsınız sevdiklerinize buz kütlesi bio-kimyanız değişmiştir artık. Yüreğinizdeki buz kütlesi zamanla tüm organlarınızı sarar ve sizden büyük bir buz dağı yaratır. Ölüm yarattığınız buz dağının hükümdarı olur. Elleriniz sadece tetiğe değer, gözleriniz öldürdüğünüz düşmanlarınızın gözlerine bakar hep. Belli bir süre sonra yaptığınız savaşın nedeni sizi ilgilendirmez çünkü intikam duygusu sizi ve düşmanınızı esir alır sadece karşılıklı birbirinizi öldürerek var olursunuz. Savaşları, nedenlerini sorgularsınız durmadan.
 
Oysaki savaşların nedeni insanlar arasındaki eşitsizlik değildir. Tam tersine bu eşitlik durumuna son vererek bir tarafın öbür taraf üzerinde kurmak istediği hükümranlıktır. Çünkü atılan kurşunlar eşitliği sağlamak için değil, eşitliği ortadan kaldırmak ve toplumlar arasındaki uçurumları daha da derinleştirmek için atılır. Bu savaş durumu insanın doğaya karşı verdiği savaşı kazanmasıyla daha da hızlanmıştır.
     
Savaş durumu geçmişin anlaşmazlıkları ve sürekli orduları aracılığıyla insanlar arasındaki eşitliği ortadan kaldırmış, zaman zaman bilgiye hükmeden ve onu yönetenin lehine gelişmiş ama kazananı hiç olmamıştır. Sadece futbol maçı gibi bir taraf öne geçmiş ama maç hep devam etmiştir. Savaşlar çoğunlukla insanların değerini ve onurunu harcayarak onarılmaz trajedilerle onları hayat karşında bir başına bırakmıştır.
 
Kuşlar âleminde çok güzel bir hikâye anlatılır: Rivayet olunur ki “Bin bir zorlukla yedi vadiyi geçen kuşlar sonunda bir dergâha gelirler. Dergâhtan dilsiz ve dudaksız bir ses duyarlar” O ses kuşlara şöyle seslenir: “Güneşe benzeyen bu dergâh bir aynadır. Her kim onu karşısına alır ve bakarsa ancak kendisini görür. Ey kuşlar! Siz bu dergâha otuz kuş olarak geldiniz, bu aynada da otuz göründünüz.” Persli şair Feridüddin Attar, “Mantıku’t Tayr” adlı eserinde efsanevi Simurg’u aramaya çıkan ve ondan kendilerine hükümdar olmasını istemek için yola koyulan, yedi vadiyi geçen ve geldikleri yerde kendilerini gören kuşların çetin hikâyesini anlatır.
      
Başlangıçta sayıca çok olan kuşlar zorlu yedi vadiden geçerken sayılarında eksilmeler olur. Bazıları geri döner, bazıları da o vadilerde yaşamaya karar verir. Dergâha ulaşanlardan geride sadece otuz kuş kalır. Kuşlar yaptığı bu yolcukta kendi içlerindeki hırsı, tutkuyu yenmişlerdir artık ve asıl hükümdarın isteklerini kontrol eden iradeleri olduğunu da anlamışlardır. Kuşların çabasının insanlar için sembolik anlamı iradeyi güçlendirmek arzu ve tutkuları kontrol etmek ve insan’ı kâmile ulaşmadır. Kuşlar, savaşı kendilerini bulmak için vermişti, ama ne yazık ki insanlar savaşa böyle bir amaç için başlamamıştı, eşitliği bozmak için girişmişlerdi savaşa.
 
Savaş vadisinden barış vadisine olan yolculukta kuşlar kendilerini görmüşlerdi. Attar’ın sembolize ettiği yolculuk çağımızın kangreni olan savaşların ve savaşçıların yolculuğuna benzer biraz. Ama savaşçılar kendilerini aynada gördükleri yerde ona bakmaya korkuyorlar sanki. Onun için savaş ve barış vadisi arasındaki Med-cezir hiç bitmiyor. İnsanlar daha iyi savaşmak her geçen gün daha iyi silah üretip bu silahlar için milyarlarca dolar para harcıyorlar; ama işin garibi bu çabalarını barış için göstermiyorlar.
 
Savaşçılar savaş taktiklerini en ince ayrıntısına kadar öğrenirken barış için asla kafa yormuyorlar. İyi savaşmak demek iyi öldürmek, iyi yok etmek, iyi talan etmek anlamına geliyor.  Cılızda olsa savaş severlerin karşısında barış için mücadele edenlerin sesleri de duyuluyor.
 
Kara kıta Afrika’dan gelen bu seslere Türkler de Kürtler de kulaklarını kapamamalıdır diye düşünüyorum. Nelson Mandela ve Graça Machel tarafından 2007 yılında kurulan The Elders(Yaşlılar) grubu siyasi deneyim ve politik birikimlerini kullanarak dünyadaki çeşitli bölgelerinde yaşanan sorunlara çözüm bulma çabalarına destek veriyor. Başkanlığını Nobel Barış Ödülü sahibi Başpiskopos Desmond Tutu’nun yaptığı ve son dönemde Türkiye’deki taraflara yaptığı çağrıya herkesin kulak vermeleri ve sahip çıkmaları gerekir diye düşünüyorum.
 
Artık barışın hâkim olduğu bir dünya istiyoruz hepimiz. Bu dünyada insanlar normal sebeplerle ölsünler ve çocuklar babalarını gönül rahatlığıyla gömsünler. Savaşlar son bulsun anne ve babalar çocuklarını gömmesinler. Simurg’u aramaya çıkan kuşlar gibi herkes kendini aramak için çıksın yollara istiyorum. Babaların ve çocuklarının barış içinde yaşaması umuduyla barışa selam zamanı şimdi değilse ne zaman?

 

  • email Arkadaşına gönder
  • print Yazıcı versiyonu
  • Add to your del.icio.us del.icio.us
  • Digg this story Digg this

Yorum Yaz comment Yorumlar (0 Yazılmış)

© 2009 aktuelbakis.org, All rights reserved.