E-bülten
Bu yazıyı beğendiniz mi?

Kürt Hareketi samimi bir adım attı. Kamuoyunda silahların susması yönünde ilk kez bu kapsamda sesli bir talep vardı. PKK, buna yanıt verdi. Üstelik kalıcı bir barışa evrilmesini gerçekçi, gerçekleşebilir şartlara bağladı. Sorunun çözümü yolunda önemli bir adım olması ve politik değeri bakımından, sadece 1993 ateşkesi ile benzerlik kurabiliyorum.
‘93’te sorunu çözmek isteyen ciddi bir muhatap vardı; dönemin Cumhurbaşkanı Turgut Özal. Günümüzde böylesi bir irade söz konusu değil. AKP’ye “demokrasi” misyonu yükleyen bir kesim, “ille de AKP ile çözmeniz lazım” diyor fakat AKP farklı hesaplarla meşgul, gündeminde Kürt sorununu gibi önemli bir meseleyi çözmek yok. Üstelik PKK’nin silahları susturması pek de AKP’nin hoşuna gitmemiş gibi.
Kürt Hareketini, yıllar sonra esas dinamiğine kavuşturan, dengesini sağlayan,”Dördüncü Dönem” dedikleri “Kendin çöz, demokrasini sen inşa et” biçiminde özetleyebileceğimiz yeni adım oldu. Yeni ateşkesin temel farkı, kaynağını buradan almaktadır. Perde arkasında müzakerelerin olup olmadığı, hangi kesimlerle yapıldığı, ciddiyeti, mahiyeti önemini yitirmezse de, belirleyici olmaktan çıkıyor. Yani atılmış olan adım, verilmiş sözlerden ziyade, çözüme dönük bir planın adımı olarak atılmış görünüyor.
Daha açık ifade ile PKK, kendisine çözüm, uzlaşı konusunda taahhütler verildiği için ateşkes ilan etmiyor. Bu durum, geçmişte yaşanan belirsizlik ve istismarların önünü tümden kapatmış oluyor. Silahlar sustuktan sonra, asgari çözüm modeli olarak, “DEMOKRATİK ÖZERKLİK” ön plana çıkacaktır. Elbette bunu hemen hayata geçirecek, kuruluş ve mekanizmalar mevcut değil, fakat somut ve makul bir hedef olduğundan, sonuca hızla ilerlemesini sağlayacaktır. En azından PKK’nin, ne yaptığı, ne istediği çok açık ortada olacaktır.
Devletin iç çatışmaları ilk kez bu boyuta varmış bulunuyor. Bunun çözümü kolaylaştırma kadar, riskleri de var. Örneğin, ordu, akıllı bir atakla, silahları hemen susturabilir. Böylece kaçınılmaz olarak barış sürecini fiilen başlatabilir. AKP kontrpiyede kalabilir, çözümü üstlenmek zorunda kalabilir ya da uzak durmaktan vazgeçebilir; akıllı davranarak, çözümün taraflarından birinin rolünü üstlenebilir.
Öcalan faktörü ilk kez bu oranda kabul görüyor. Uç noktada milliyetçi odaklar dışında, sorunun Öcalan’sız çözülemeyeceği konusunda bir mutabakat var. Bu, gerçekçi düşünenler için büyük ilerlemedir. Öcalan’ın koşulları iyileştirilerek sürece dâhil olması sağlanabilir.
PKK, askeri olarak en etkili olduğu dönemde silahları susturdu, sadece bazı iyi niyet adımları karşılığında kalıcı barış sürecine hazır olduğunu açıkladı. Politik olarak yıllardır ilk kez bu denli inisiyatifi elinde bulundurduğu bir süreci başlattı. Kürt hareketinin hanesine bu politik başarıyı kaydetmek gerekir.
“İlk”lerin bu kadar çok olduğu bir sürecin başındayız. Siyasi algılarım, hislerim, sorunun çözümü konusunda, esas engeller olarak baktığım, birçok tabunun bu dönemde yıkılacağını söylüyor. Kürt halkının varlığının resmen tanınması esas düğümdür. “Kürt vardır” diyenler asla tanımlamadı, zira doğru tanım, tüm inkâr tezlerini ve uygulamalarını boşa çıkaracaktı.
Savaşın kabulü, beraberinde savaşan tarafları, tarafların müzakeresini getirecektir. “Terör” söylemi, gerçeği gizleyen o lanetli perde yakılacaktır. Gerçeği öğrenen Türk halkı, Kürt halkı ile daha sıkı kenetlenecektir.
Son olarak şunu söylemeliyim ki; bu sürecin kalıcı barışa dönüşmesi, silahların gömülmesi en az hükümet kadar, ordu kadar, basının tutumuna bağlıdır.
N.Mehmet Güler
n.mehmetguler@hotmail.com



