Ziya Gökalp ve Kürtler (2)

Bu yazıyı beğendiniz mi?

(toplam 8 oy)

Arşiv

Pt Sa Ça Pe Cu Ct Pa
12
3456789
10111213141516
17181920212223
24252627282930


Gökalp’ın Kürtlerle ilgili kaleme aldığı en önemli eserin ‘Kürt Aşiretleri Hakkında Sosyolojik Tetkikler’ olduğunu bir önceki yazımızda belirtmiştik. Bu araştarma iki rapor halinde hazırlanmıştır. Toplam dört nüshası bulunmaktadır. Birinci rapor Kürt aşiretleri, ikinci rapor ise Türkmen aşiretleri üzerine sosyolojik bir incelemedir. Gökalp’ın bu eseri ilk olarak 1975 yılında Komal yayınevi tarafından ve daha sonra 1992 yılında Sosyal yayınlar tarafından yayınlanmıştır. Ayrıca bu eser bölümler halinde Ziya Gökalp dergisinde 1974-1980 yılları arasında yayınlanmıştır.

Gökalp’ın bu eser dışında Kürtlere dair kaleme aldığı bir çok makale bulunmaktadır. Bunlardan en önemlileri şunlardır:

a) Firari Maznunlar, Gıyabi Mahkümler (Peyman gazetesi, 30 Ağustos 1909)
b) Türkler’le Kürtler (Küçük Mecmua, 5 Haziran 1922)
c) Millet nedir? (Küçük Mecmua, 25 Aralık 1922)
d) İstimlal (Küçük Mecmua, 1 Ocak 1923)
e) Kürtler’in Menfeati (Cumhuriyet gazetesi, 20 Temmuz 1924)
f) Şehir Medeniyeti, Köy Medeniyeti (Küçük Mecmua, 10 Ocak 1923)

Gökalp ‘Firari Maznunlar, Gıyabi Mahkümler’ adlı makalesinde sosyolojik bir konuyu işler. Gökalp Diyarbakır vilayetinin yaklaşık yüzde onunun firari maznun ve gıyabi mahkümlardan oluştuğunu belirtir ve sebeplerini araştırır. Gökalp sorunun temelini Kürtler’in aşiret yapılanmasında görür.

Mesela herhangi bir aşiretten bir insan öldürüldüğünde, akan kanın o kişinin bireysel meselesi olmadığını, aksine aşiretin sorunu olarak kabül edildiğini belirtir. Aşiret yapılanmasına göre kan lekesinin ancak kanla temizleneceğinin altını çizer ve bu noktada karar veren kişinin aşiret reisi olduğunu belirtir. Çünkü aşiret yapılanmalarında cinayetten sorumlu olanların kişiler değil, aksine aşiret liderleri olduğunu söyler.

Gökalp Kürtler’in aşiret hayatından uzaklaştığını ama buna rağmen halen zihinlerinde aşiret düşüncesinin devam ettiğini belirtir. Sonuç olarak firari maznunların ve gıyabi mahkümların çokluğunu Kürtler’in aşiretsel yapısına bağlar ve onun bir sonucu olarak kabül eder.

Gökalp’ın önemli makalelerinden biri ‘Türkler’le Kürtler’dir.

Gökalp bu makalesinde ‘misaki milli’ meselesini konu eder. Gökalp’a göre ‘misaki milli’ programı Kürtler’e ve Türkler’e etnografik bir sınır çizer. Bu sınırı iki milletin, yani Türkler’in ve Kürtler’in yerleşik olarak yaşadıkları yerler olarak tanımlar.
Bu programa göre ‘misaki milli’her iki milletin ortak vatanı olarak tanımlıyor ve sınırları Musul’a kadar uzanıyor.

Gökalp ‘misaki milli’ programını her iki ulusun ortak değeri ve güvencesi olarak algılıyor. Bu iki millet arasındaki vefa bağlarının ve sadakat hislerinin güçlü olduğunu belirtiyor. Bu bağlamda Osmanlı devletinin Meşrutiyet’ten bu yana Kürtler’in yardımlarından dolayı herhangi bir rahatsızlığa uğramadığının altını çiziyor makalesinde. Aşiret kavgalarından zarar görenlerin sonuçta aşiretlerin kendileri olduğunu belirtiyor ve bunu devlete karşı yapılmış bir başkaldırı olarak da algılamıyor.

Balkan savaşından Cumhuriyet’in kurulmasına kadar Kürtler’in bütün savaşlarda Türkler’le birlikte savaştığını ve en Türkler’in en zor günlerinde bile Kürtler’in kendilerine dostluk elini uzattığını, samimi anlamda dert ortaklığı ettiğini, vefalı davrandığını çok açık bir şekilde ifade eder Gökalp. Bundan dolayı da, ‘nasıl olur bir Türk bu kadar samimi bir kardeşin, bu kadar hukukperver bir arkadaşın emsalsiz sayıda vefakarlıklarını unutabilir’ diye soru sorar.

Gökalp Kürtler’in sadaklı davranmakla aynı zamanda kendi varlığını, kültürünü ve bağımsızlığını da koruduğunu belirtir. 

Gökalp’a göre Kürt zeki olduğu kadar doğru, imanlı, dürüst ve imanlıdır da. Bunu anlamak için tarihin sadece son on yılına değil, aksine on asırlık ortak geçmişe bakmak gerektiğini belirtir ve bu bağlamda Selahaddin Eyyubi ve İdris-i Bidlisi kadar varan bir çok tarihsel örnek verir.

Bu tarihsel arka plandan dolayı da, Gökalp Türk ve Kürtler’in ortak vatanı düşmandan birlikte kurtardıklarını ve bundan dolayı da iki ‘dost millet’ olduğunu belirtir. Türkler’in devamlı ‘dini ve ahlaki’ ülküler (mefküre) için çaba sarfettiklerini, Kürtler’in ise hedeflerinin her zaman ‘iman ve vicdan’ olduğunu savunur. Gökalp her iki milletin aynı topraklarda  bin yıldan beri ortak ülküler için el ele verip mücadele verdiklerini ve bu gerçekliğin inkar edilemiyeceğini özellikle belirtir.

Kürtler’in şayet bir kusuru varsa, o da sadece bir kısım Kürtler’in hala aşiret halinde yaşamasıdır, der Gökalp. Fakat bu sorunun sadece Kürtler’e ait olmadığını, aksine aynı zamanda Türkmenler’in de ortak bir sorunu olduğunu belirtir.

Gökalp bu bağlamda ilginç bir tespitte bulunur. Gökalp’a göre Kürtler’in ve Türkmenler’in aşiret yapılanmasından henüz kurtulamamalarını ‘çöl’ ile temasta bulunmalarına bağlar. Gökalp ‘çöl’ teorisini şöyle açıklar:

‘Çölde daima seferber halinde aşiretler bulundukça, onlara komşu bulunan ahalilerin de göçebe ve silahlı bir halde kalmaları zaruridir. Zira başka türlü ırzlarını, hayatlarını ve servetlerini koruyamazlar’.

Gökalp’ın burada belirtmek istediği aşiretler, çölde yaşayan ‘arap’ aşiretleridir. Kürtler’le Türkmenler’in bu arap aşiretlerden ve dolayısıyla da aşiret yaşamından kurtulmalarının sadece ‘çin seddi’ gibi bir duvarla mümkün olabileceğini, fakat bunun da gerçekte imkansız olduğunu belirtir.

Sonuç olarak Gökalp Kürtler’le Türkler’in bin yıllık ortak din, ortak, tarih, ortak coğrafya neticesinde hem maddi, hem manevi bir şekilde birleştiklrini iddia eder. Ayrıca her iki ulusun bugün (1922) ortak düşmanlara ve ortak tehlikelere karşı birlikte hareket etmelerini savunur ve tek kurtuluşun da bu ortak mücadeleden geçtiğini belirtir.

Her iki milletin birbirini sevmesini, taraflar için dini ve siyasi bir görev olarak algılar ve şöyle bir tespitte bulunur:

‘Kürtler’i sevmeyen bir Türk varsa Türk değildir, Türkler’i sevmeyen bir Kürt varsa Kürt değildir’.

Gökalp’ın Kürtler’le ilgili diğer makalelerini de ele alacağız.

Gökalp’ın bütün makaleleri iyi analiz edildiğinde, kendisinin Kürtler’e karşı herhangi bir şekilde ‘inkar’ düşüncesinin olmadığı rahatlıkla anlaşılır. Aksine bir çok yerde Kürtler’i yüceltir ve över. Eleştirisi sadece Kürtler’in toplumsal aşiretlenme yapısınadır, ki bunu da daha çok bir araştırmacı sosyolog gözüyle yapar.

Fakat Gökalp’ın Türkler’le Kürtler’ makalesi ister istemez bir soruyu yöneltiyor; o da şudur: 
Makalenin yazıldığı tarih Haziran 1922, yani ‘milli mücadele’ diye tanımlanan sürecin en önemli dönemlerinden biri. Hatta bu dönemde Mustafa Kemal de Kürtler’in yardımlarını elde etmek için sık sık olumlu açıklamaları yapıyor. Acaba Gökalp’de aynı sebep veya kaygıdan dolayı bu makaleyi yazdı diye düşünüyor insan tabii.

Fakat yukarıda da belirtildiği gibi, Gökalp’in Kürtler’e dair kaleme aldığı bütün yazılar iyi incelendiğinde, onun meseleye Mustafa Kemal gibi ‘taktiksel’ yaklaşmadığı, aksine ‘stratejik’ yaklaştığı rahatlıkla anlaşılır.

Bu bakımdan Gökalp’ın temel ‘stratejik tezi’ Kürtler’le Türkler’in aynı topraklar üzerinde eşit haklara sahip olan ve iki millete dayalı bir ‘ortak vatan’ projesidir.

       

Sebahattin Topçuoğlu

topcuoglu@aktuelbakis.com

 

  • email Arkadaşına gönder
  • print Yazıcı versiyonu
  • Add to your del.icio.us del.icio.us
  • Digg this story Digg this

Yorum Yaz comment Yorumlar (0 Yazılmış)

Diğer Haberler

Site Tasarımı: http://www.keditor.com