E-bülten
Bu yazıyı beğendiniz mi?
Çok Okunanlar
- Ağrı’da ölen Binbaşı, Silopi kayıplarında jandarma komutanıydı
- Çatışmalar yeniden şiddetlendi, 1 binbaşı öldü
- Cemil Bayık: Güney Kürdistan tarihi sorumlulukla karşı karşıya
- 70 yıl önce Dersim’de yaşananlarla yüzleşmek!/Hasan Cemal
- Yoksa Kürt açılımını da Bahçeli mi yapacak!/Ruşen Çakır
- Öcalan'ın kitabının cezaevinde yazıldığı iddiasına yalanlama
- Kürt Sorunu Medyada Özgürce Tartışıldıkça Sıra Çözüme de Gelecek
- Kürtlerin tek bayraklı üniter Türk devletine itirazları var/Memo Şahin
- Hitler en nazik yerinden vurulmuş
- 'Sahte JİTEM'ciler Tuğgeneralin adamı çıktı!
Kürt sorunu artık tek tek ülkelerin iç sorunu olmaktan çıktığını herkesin kabul ettiği siyasal bir olgu. Uluslararası ilişkilerin kalbi Ortadoğu’da atıyor. Küresel güçlerin bölgedeki başarısı, onların uluslararası alandaki politik gücünü arttırmaktadır. Hem bölge ülkeleri hem de işgalci büyük küresel güçler bakımından böyledir. Kürtlerin konumlandığı bölge, politik kriz bölgelerinin merkezi durumundadır. Bu nedenle Ortadoğu ilişkilerinin en önemli ve hassa konularının başından ise Kürt sorunu gelmektedir. Bir başka ifadeyle Kürtlerin hesaba katılmadığı hiç bir stratejinin, hiç bir politikanın artık başarılı olma şansı yoktur.
Kürdistan toprağının önemli bir kesimi ‘milli misaki’ olarak ifadelendirilen işgal bölgesindedir. Dolayısıyla Kürt nüfusunun çoğunluğuda bu bölgede bulunmaktadır. Uluslararası politik kriz bölgesinin merkezinde bulunan Kürtlere yönelik imha içerikli saldırılar, özellikle bu bölgede çok kapsamlı olarak yürütülmektedir. 2008 yılında Genelkurmaya başkanı olacak olan bugünkü Kara Kuvvetleri Komutanı İlterBaşbuğ, üç gün önce yapmış oluğu bir açıklamada, ‘PKK’yi bitirmeye karalı olduklarını’ söyledi. Türkiye’de siyasal rejimin politik krizinin ana unsuru Kürt Özgürlük Mücadelesidir. Bu sorun aşılmadığı sürece sistem kendi içerisinde de sürekli ‘iç ‘ kriz yaşayacaktır. Bu nedenle ordunun nerdeyse yüzde 70’ini Kürdistan bölgesinde koşullandırarak top yekün bir saldırıyı başlattılar. Bir yanda ‘aktif savunmada’ olan gerillaya karşı kapsamlı operasyonlara girişirlerken, eş zamanla olarak DTP’ye karşı tam bir kıskaç hareketi ile eksizleştirilme operasyonu devreye girdi.
Çok yönlü saldırılarının bir başka önemli yanını PKK lideri Öcalan’nın zerinlenmesi oluşturdu. Bu aynı zamanda hem PKK’ye hem de genel olarak Kürtlere karşı çok yönlü imha politikasını ortaya koymaktadır. Öcalan doğal olarak bir iradeyi ortaya koymaktadır. Politik araçlarla bu iradeyi kırmayı başarmayan devlet bu kez , komplunun ‘derin’leştirilmiş biçimine başvurdu. Demek ki, sistem kuvvetleri aralarında ne kadar çatışmalı olurlarsa olsunlar, Kürtlere karşı tam bir ittifak içine girmektediler.
Öcalan’ın zehirlenerek imha edilmesi koplusunun ortaya çıkmasından sonra, Kürtler sürece müdahale etmek için başlattıkları eylemlilik süreci devam ediyor. Bunun somutlaşmış biçimi ise AB Parlementosunun bulunduğu Strasbourg kentinde, 34. gününe giren süresiz ve dönüşümlü açlık grevidir.
Küresel sistem güçleri çok bilinçli olarak bu eylemi görmezlikten geliyorlar. Onlar, Ortadoğu bölgesinden kendilerinin insiyatifi dışında mücadele eden PKK gibi politik bir gücün varlığını kabul etmek istemiyorlar. Bu politik hareketin etkisizleştirilmesi için uygulanmaya konulan hep planın arkasında direk veya indirek bu güçler bulunmaktadır.
Bu politik saldırının boşa çıkarılması için süresiz açlık grevinin ciddi ve etkili politik bir eyleme dönüştürülmesi zorunludur. Bunun için, özellikle aydınların, yazarların, gazetecilerin, sanatçıların ve demokratik ‘sivil’ toplum kurumlarının bu sürece daha aktif olarak katılmaları gerektiğini düşünüyorum. Açlık grevcilerle aktif olarak dayanışmak için somut girişimler başlatılmalıdır. Uluslararası komuoyunun dikkatini daha yoğunluklu olarak çekmek için bu tür girişimler oldukça önemlidir.
Sadece Kürt kökenli değil, her ulustan aydınların bu sürece aktif olarak katılmalarını sağlamak için kamuoyuna bir deklarasyon sunulabilinir. Özellikle dönüşümlü olarak açlık grevine katılıp destek sunmanın hem psikolojik hem de politik bir etkisi olacağını düşünüyorum
Avrupa’nın ve Türkiye’nin içerisinde geçtiği politik süreç bakımından bir kısım dez-avantajlar bulunmaktadır. Küresel güçler kendi politik gündemlerine yoğunlaşmaktadırlar. Bu nedenle, açlık grevini görmezlikten gelmek veya politik etkisini asgari düzeyde tutmak için bütün olanaklarını kullanacaklardır.
Tersten devrimci politik bir hamle yapmak, bu süreci daha üst düzeyde politik bir güce dönüştürmek için hepimize sorumluluk düşüyor.
Özgür Politika gazetesi, kendi yazarlarıyla bunun ilk adımı atıp genelleştirebilir.
Mustafa PEKÖZ
Gokyuzu9@aol.com
Yorum Yaz
Yorumlar (1 Yazılmış)
-
Gönderen serdar, 14 Mayıs, 2007 18:22:40Sayin Pekoz'un tum yazilarini takip ediyorum. Aydin duyarligi icin kendisine tesekur ediyoruz. Keske tum aydinlarimiz toplumsal sorunlarimiza karsi bu kadar duyarli olsalar..



Güncel