E-bülten
Bu yazıyı beğendiniz mi?
Çok Okunanlar
- Beşikçi'yi anlamak gerekiyor/Günay Aslan
- Devrimci Karargah’dan Evren ve Ağar’a tehdit!
- MİT adına çalışan iki gazeteci
- 33 askerin öldürülmesinde JİTEM'ci yüzbaşının parmağı
- Son 24 saatte 3 şüpheli asker ölümü
- DTP'nin ilk belediye başkan adayı kesinleşti
- AKP’ye saldırıyı Devrimci Karargah üstlendi
- HPG’den Devrimci Karargah’a destek!
- Karayılan, çözüm için çift taraflı ateşkes önerdi
- Ebu Süfyan Yeşil'di
Çok Yorumlananlar
Küresel kapitalist güçler, Ortadoğu coğrafyasında hala dinamik silahlı bir güç olarak gördükleri Kürt ulusal hareketine karşı uluslararası bir kıskaç saldırısına yönelmiş bulunmaktadırlar. Fransa’da Kürtelere yönelik geliştirilen saldırılar, geçici olan bir sorun olmadığı gibi stratejik saldırının bir parçasıdır. Öcalan’ın uluslarası bir komplu ile kaçırılıp Türk devletine teslim edilmesinden beri devam etmektedir. PKK’ye yönelik ideolojik, politik ve örgütsel tasfiyeyi içeren bu kıskaç hareketi, küresel sistem güçlerinin Ortadoğu stratejisinden bağımsız ele alınamaz.
Türkiye’nin ABD-AB’nin Ortadoğu politikaları konusunda özellikle iç politikada bir kısım sorunlar yaşaması, küresel sistem güçlerinin uygulamalarını doğrudan etkilemektedir. Özellikle Kürdistan Fedarasyonu ve Kerkük meselesinde, ABD-AB politikası ile geleneksel Türk rejiminin politikaları arasındaki farklılılaklar veya çelişkiler su yüzüne çıkmış bulunmaktadır.
Küresel sistem güçleri, Ermeni ve Kürt sorunun Türkiye’nin yumuşak karnı olduğunu biliyorlar. Hrant Dink’in öldürülmesi esasen uluslararası güçlerin, Ermeni sorunu konusunda Türkiye’ye sopa gösterirken, tersten Kürt ulusal hareketine saldırmayı esas alarak Türkiye’ye karşı ödüllü bir havuç politikası gütmektedir. Türk faşist rejimi de, küresel işgal güçlerinin işini kolaylaştırmak ve iç politikada rahat bir nefes almak için, PKK’ye karşı daha somut adımların atılmasında ısrarlı davranmaktadır. Böylece karşılılıklı çıkarlar gereği ve özellikle Türkiye’nin kapitalist sistemin bölgesel stratejisine dahil edilmesi için Kürt ulusal güçlerine karşı çok yönlü saldırılar yoğunlaşmaya başladı. Bu saldırının ABD-AB-Türkiye üçgeninde geliştirilen eş zamanlı bir politika olması da tesadüfi bir durum değil. PKK’nin politik olarak etkisizleştirilmesi ve gerillayı besleyen kaynakların kurutulması için ABD, AB ile ortak bir politika belirlediklerini daha önce kamuoyuna açıklamıştı. Özellikle Türkiye’nin beklentilerine yanıt olabilecek bir kısım adımların atılacağına dair yapılan açıklamanın hemen ardından, Fransa-Belçika eksenli başlatılan saldırı operasyonu, işin uluslararası küresel boyutunu ortaya koymaktadır.
Fransa bu sürecin aktörü olmasının önemli bir kaç nedeni bulunmaktadır. Birincisi Ermeni soykırım tasarısının Fransa parlementosunda kabul edilmesinden sonra, Türkiye’nin Fransa ve AB ülkelerinin bir çoğunu askeri ihalelerden çıkartması ve AB şirketlerine verilmesi kesin olarak düşünülen 2.5 milyar dolarlık askeri ihalenin iptal etmesi, Avrupa tekellerini önemli oranda rahatsız etti. Fransa, Türkiye ile kırılganlaşan ilişkilerini düzeltmek için bu kez tersten Kürtleri, bir ödül olarak sunma kararı aldı. İkinci nokta, ABD ile AB’nin özellikle Almanya-Fransa ve İngiltere- Ortadoğu politikasının ‘merkezileştirilmesi’nden sonra, AB’nin daha aktif bir güç olarak bu sürecin içerisinde yer almasıyla doğrudan ilişkilidir. Üçüncü bir nokta, NATO eksenli askeri güçlerin bölgede daha aktif rol oynaması ve Türkiye’nin eksen-uşak ülke olarak işgal sürecine katılmasını sağlamak. Bütün bu faktörler için bölgesel politikaların dengelenmesi ve Türkiye’nin beklentilerine yanıt verilmesi için Kürt siyasal güçlerinin tasfiye sürecinin hızlandırılmasına karar verildi. Bu saldırının zamanlaması dikkat çekicidir. Birincisi Genelkurmay’ın Kuzey Kürdistan’a askeri bir harekat yapabilme olasılığı ve Kerkük referandumuna müdahalesi, ikincisi, ABD’nin İran’a saldırı olasılığı.
ABD’yi ziyaret eden Türk Dışişleri Bakanı Abdullah Gül’ün bu konulara ilişkin yaptığı dolaylı açıklamaların özeti şuydu; ABD, Ortadoğu’da bize dayanarak iş yapmak istiyorsa, beklentilerimize yanık vermelidir. Peki Türk devletinin öncelikli beklentisi nedir: PKK’nin tasfiyesidir. Gül, ABD’de temaslara devam ederken, Fransa-Belçika eksenli başlayan operasyon, esasen ABD-AB ittifakı üzerinde, Türk devletine yapılan bir jesttir. Ayrıca Türk Genelkurmay Başkanı’nın önümüzdeki günlerde ABD’ye yapacağı ziyaretin ön gününde bu saldırının yapılması, aynı zamanda ABD-AB ittifakının Kürt sorununa karşı stratejik yaklaşımını ortaya koymaktadır.Sorunun bir başka önemli yanı da, PKK’ye yönelik saldırının ‘kriminalize’ edilmiş suçlar kapsamında gösterilmesidir. Bu hem PKK’nin hem de Kürtlerin siyasallaşmasını engellemeye yönelik kirli ve çirkin bir oyundur. Aynı zamanda Avrupa demokratik kamuoyunu manüple etmek için yapılan psikolojik bir savaşın parçasıdır. Küresel sistem güçlerinin kollektif bir komplusu olan sözkonusu saldırının boşa çıkarılması, bu nedenle de oldukça önemlidir.
Bu saldırının bir başka politik boyutu da, AB’nin küresel kapitalist güçleri, özellikle Avrupa’da yaşayan Kürtlerin toplumsal tepkisini ölçemeye çalışmaktadırlar. Kürtler Avrupa’da onbinleri ifade eden politikleşmiş bir kitle durumundaydı. Özellikle son 5-6 yıldır, nispeten ‘sakin’ bir dönem geçiren PKK’nin Kürtler üzerindeki etki gücünü test ediyorlar. Bu nedenle Kürtlerin politik reaksiyonları oldukça önemlidir. Saldırının boşa çıkartılması öncelikli yolu, Kürtlerin kendi geleceklerine her zaman ve her koşulda sahip çıkaçaklarını göstermeleri gerekiyor. Kürtler hem kendi iç dinamiklerine dayanmalı, hem de ilerici demokrat devrimci kurum ve örgütlerle kollektif bir bağ oluşturmalıdır. Fransa özellikle Paris’teki saldırıya karşı Kürtlerin sahiplenme iradesi, ilerici ve devrimci güçlerin gösterdiği duyarlılık, ABD-AB-Türkiye ittifakına dayanan saldırıyı boşa çıkartacaktır. Bunun genelleştirilmesi ve süreklileştirilmesi bu nedenle oldukça önemlidir.



Güncel