Ajanlaştırma ve Yabancılaştırma

Bu yazıyı beğendiniz mi?

(toplam 8 oy)

Arşiv

Pt Sa Ça Pe Cu Ct Pa
1234
567891011
12131415161718
19202122232425
262728293031


 Derya Ege ve Serhat Ege kardeşlerin birbirinden habersiz olarak ajanlaştırılmaları ve üst düzey PKK yöneticilerine karşı suikast düzenlemeleri için kırsala gönderilmeleri ister istemez cevaplanması gereken bir çok soruyu birlikte getirdi. En önemli sorulardan biri 90”lı yıllara damgasını vuran ve devlet içinde devlet olan JITEM örgütlenmesinin yeniden piyasaya çıkıp çıkmadığıdır sorusudur.

Ajanlaştırma ve Yabancılaştırma / SEBAHATTİN TOPÇUOĞLU

Derya Ege ve Serhat Ege kardeşlerin birbirinden habersiz olarak ajanlaştırılmaları ve üst düzey PKK yöneticilerine karşı suikast düzenlemeleri için kırsala gönderilmeleri ister istemez cevaplanması gereken bir çok soruyu birlikte getirdi. En önemli sorulardan biri 90”lı yıllara damgasını vuran ve devlet içinde devlet olan JITEM örgütlenmesinin yeniden piyasaya çıkıp çıkmadığıdır sorusudur. Her iki kardeşin yaşadıkları JITEM“in devlet içinde örgütlenmesini halen ciddi bir şekilde devam ettirdiği yönündedir. Ayrıca her iki kardeşin açıklamalarına bakıldığında hem bireysel hem de toplumsal düzeyde nasıl yabancılaştırıldıkları rahatlıkla anlaşılır. Fakat burada önemli olan nokta her iki kardeşin neden ajanlaştırıldıkları ve yabancılaştıkları boyutudur. Bu da ancak devlet aygıtının nasıl işlediğini anlamakla mümkündür.  

Devleti siyasal bir organizasyon modeli olarak ele aldığımızda, tek görevinin toplumu organize etmek, kurumlar arasındaki ilişkileri sağlamak, yol yapmak, şehirlere ve köylere su/elektrik getirmek ve topluma ekonomik ve sosyal refahın yanı sıra toplumsal barışı getirmek gibi bir görevinin oldugunu görürüz. Devletin en önemli görevlerinden birinin de toplumu oluşturan bireyler ve farklı etnik ve sosyal gruplar arasında herhangi bir fark gözetmeksizin hepsine eşit düzeyde davranma ilkesidir. Burada kısaca belirtilen kriterler kendini hukuk devleti olarak adlandıran ve insan haklarına saygılı davranan her devletin görevi olarak kabül edilir. 

Fakat  Türkiye“de bu durum farklıdır. Farklı olmasının sebebi Osmanli“dan miras kalan ve Cumhuriyet“in kuruluşundan beri en önemli sorunu olan Kürt meselesini çözememiş olmasıdır. Cumhuriyetin kuruluşundan günümüze devletin Kürt sorununa dair herhangi bir çözüm önerisi olmamıştır zaten. Devlet sorunu bir asayiş sorunu olarak ele almış ve buna bağlı olarak günümüze kadar inkar, sürgün ve asimilasyon siyaseti uygulamaştır. Kürt sorunu gibi sosyal, kültürel ve siyasal kökleri olan bir soruna devlet tarafindan bu şekilde bir yaklaşım, sonuçta Kürtleri o devlete ait hissetmeyen ayrı bir toplum olarak ortaya çıkardı. Bu da, devlet  ile Kürtler arasında günümüze kadar devam eden bir çatışmaya yol açtı. 

Bu tarihsel olgu da devlet içinde legal ve meşru olmayan farklı örgütlenme biçimlerini meydana getirmiştir. JITEM ve benzeri örgütlenmeler bu olgunun bariz birer örneğidir. Bu bakımdan legal ve meşru olmayan  bu tür örgütlenmelerin en önemli görevlerinden biri Kürt ulusal haraketinin temelini, insan dayanağını ve kazanımlarını baltalamaktır.
Bunu gerçekleştirmenin bir çok yöntemi bulunmaktadır. Mesela köy koruculuğu, ajanlaştırma, kişiyi satın alma, kişiliksizleştirme, kişinin öz güvenini kırma, aşağılama ve buna benzer bir çok davranış kişiyi psikolojik olarak ruhsal bunalıma itebilir, ki bir kısım Kürtün yaşadığı da budur. Her iki kardeşin yaşadıklarını bu çerçevede değerlendirmek gerekir.  

Bu bakımdan devletin her defasında kendi pis işlerinde kullanacağı insanları genellikle Kürtlerden seçmesi desadüfi değildir. 90“lı yıllarda katledilen birçok Kürt aydınının tetikçisi ajanlaşmış Kürtlerden oluşmaktaydı. Devlet içinde devlet olan JITEM gibi örgütlenmeler psikolojisi bozuk bir bireyi en iyi Kürt toplumunda bulabileceklerini elbette biliyorlar. Bunun sebebi aşikardır. 84 yıllık Cumhuriyet izlediği siyasetle devamlı Kürtlerin toplumsal yapısını tahrip etmeye çalıştı ve bunu da kısmen başardı. Son otuz yılda savaşın bıraktığı izlere bakıldığında milyonlarca insanın yerinden yurdundan göç etmesi ve genellikle büyük şehir ve metropollerde sefalet içinde yaşaması ister istemez Kürt toplumunun bel kemiğini kırmıştır. Bu bakımdan devletin legal ve meşru olmayan kurumlarıyla işbirliği yapan Kürt gençlerinin ortaya çıkması desadüf bir olay değildir. Bu, özellikle devletin son otuz yılda işlediği savaş siyasetinin sonucunda ortaya çıkmış bir tablodur.

Bu toblonun başka bir yansıması yabancılaşma paradigmasıdır. Her iki kardeşin açıklamalarına bakıldığında hangi düzeyde kendilerine, ailelerine ve kendi toplumuna yabancılaştıkları rahatlıkla anlaşılır. Yabancılaşma paradigması genel anlamda evrensel yaşanılan bir fenomendir ve sadece Kürtlerin yaşadığı bir sorun değildir. Fakat her iki kardeşin yaşadıkları yabancılaşma kendiliğinden meydana gelen ve doğal sayılabilecek türde bir yabancılaşma değildir. Aksine devlet siyasetinin bir sonucu olarak oluşan bir yabancılaşmadır bu. Zaten temel sorun da buradan kaynaklanmaktadır. Aksi taktirde hiç bir birey ne kendine, ne ailesine, ne de ait olduğu topluma karşı ajanlaştırılabilir.

      topcuoglu@aktuelbakis.com    

 

  • email Arkadaşına gönder
  • print Yazıcı versiyonu
  • Add to your del.icio.us del.icio.us
  • Digg this story Digg this

Yorum Yaz comment Yorumlar (0 Yazılmış)

Diğer Haberler

Site Tasarımı: http://www.keditor.com