Gerçek sevgi mülkiyeti içermez/Pınar Selekle reportaj

Bu yazıyı beğendiniz mi?

(toplam 1 oy)

Arşiv

Pt Sa Ça Pe Cu Ct Pa
1234567
891011121314
15161718192021
22232425262728
293031



“Evliliği reddediyorum. Sadece bir aşkı şirket usulü bir anlaşmaya soktuğu için değil, evliliğin yarattığı yaşam biçimini reddediyorum. Birbirinin varlığından heyecan duyan iki ayrı dünyanın tekleşmesinin, iki kişinin tek kişi olmasının, tek kişi gibi ele alınmasının, ortaya çıkan bağımlılık ilişkisinin aşkı, sevgiyi öldürdüğünü düşünüyorum.”


—Feminizm
—Mevcut toplumsal ilişikler, -
—Kadına karşı şiddet,
—Töre
—Namus cinayetleri gibi olgular son yıllarda sıkça tartışılmaya başlandı.
Gerçekten kadınlar ne durumdadır.  Ortada yığınla görüş var. Bazıları, kurtuluşu kadının dinen ve töre gereği erkeğine sadakatinde; bazıları, kurtuluşu kadının tümden bağımsızlaşmasında; bazıları da kurtuluşu kadın ve erkeğin gerçek kurtuluşunda görüyor.
Mevcut toplumsal sistemde kadına ve erkeğe biçilen roller var; bu rollerin dışına çıkmak en büyük suç ve günah sayılıyor.  Bu roller ( Kadınlık- erkeklilik rolleri) bir değişmez yasa hükmümdedir.  Değiştirmeye kalmak ve ya bu rollerin dışına çıkmak toplumca aforoz edilmek (dışlanmak) ile eş anlamlıdır.
—Kadının kurtuluşu erkeğin de kurtuluşudur.
—Özgür olmayan kadın özgür olmayan erkektir.
**
Kadın çalışmalarında aktif yer alan ve hatta kadın konusunda önemli bir teorik düzeye ulaşan sosyolog Pınar Selek ile bir röportaj yaptık.
Röportaja geçmeden önce ‘ Amargi’nin kendini nasıl tanımladığını alıntılayalım.


 

“AMARGİ, Sümercede özgürlük ve anaya dönüş anlamına geliyor. Biz, bir grup kadın Türkiye’de bir araya gelerek oluşturduğumuz özgürlük arayışımıza bu ismi verdik. Şimdilik yolculuğumuz İstanbul, Adana ve Antakya’da devam ediyor. (…)
Biz kadınlar, erkek egemen toplumsal ilişkiler içinde kendimizi yaratmaya çalışıyoruz. Erkek aklı sorguluyoruz. Felsefi kuramlardan, siyasal teorilere, örgüt yönetim tarzından siyaset algısına, bilgiye yaklaşımdan gündelik hayata, dostluk biçimlerinden aşk ilişkilerine, sanattan dile, giyimden mimariye, hukuk kurallarından ahlaka kadar köklü alışkanlıklar, “olmazsa olmaz” sanılan gelenekler biçiminde süren ataerkilliğin ve onunla iç içe geçmiş iktidar sistemlerine karşı ve alternatif seçenekler için feminist teoriyi yaygınlaştırmak ve güçlendirmek istiyoruz.”

**
A.Y - Amargi fikri nasıl oluştu, gelişim sürecini anlatır mısınız?

P.S - Amargi fikri, feminist politikaya duyduğumuz ihtiyacın bir ürünüdür. Birbirinden oldukça farklı bir kaç kadın bir araya geldik ve kendi ayrı deneyimlerimizden yola çıkarak ortak bir ihtiyaca vardığımızı heyecanla gördük. Ataerkil sisteme karsı ortak bir duruş geliştirmek, feminist bakışı derinleştirmek, yaşamlarımızı değiştirmek ve özgürlüğe doğru yol almak için bağımsız feminist bir örgüte ihtiyacımız vardı. Aslında ilk basta bu iddiada olan bir örgüt aradık, tam aradığımız iddiada bir örgüt bulamayınca kendimiz oluşturmaya karar verdik. Hızla atıldık. Ortak bakışımızı, ilkelerimizi, çalışma sistemimizi oluşturmak için tartışma başlattık. Sonuçlarını yazılı hale getirdik. Kendi hukukumuzu kurduk. Buna paralel olarak feminist tavrı geliştirmek için eylemler başlattık. Bu arada arayışı benzer olan birçok kadınlar buluştuk. Tabii örgüt kurmak, hele kadınlar, hele bağımsız irade geliştirmek isteyen kadınlar için çok zor. En çok da para gibi sorunlar çıkıyor. Yasal bir suru mevzuat var. Emeğe dayalı olma ilkemiz de yolumuzu oldukça zorlaştırıyordu. Bundan sonra da hızla geliştik... Çeşitli illerde örgütlendik, şubeler açtık. Enerjimiz, emeğimiz kendini yeniden üretti...

A.Y – ‘Feminist Bir örgüt aradık, tam aradığımız iddiada bir örgüt bulamayınca kendimiz oluşturmaya karar verdik’ diyorsunuz bu aynı zamanda mevcut feminist örgütlere bir eleştiri midir? Ya de sizin diğer feminist oluşumlardan farkınız ne?

P.S - Mevcut feminist örgütlere bir alternatif olma iddiasıyla ortaya çıkmadık ve kesinlikle tarihi kendimizden başlatmadık. Amargi, şimdiye kadar geliştirilen tüm emekler sayesinde, tamamlayıcı bir örgüt olarak şekillendi. Biz kadın kurtuluş hareketi içindeki tüm örgütleri değerli görüyoruz. Amargi olarak gücümüzü bu örgütlerden alıyoruz. Ancak kadın kurtuluş hareketi içinde, doğrudan örgütlenmeyi ve feminist politikayı geliştirmeyi hedefleyen, bu konuda yeterli iddiaya sahip olan bir örgüt bulamadık. Bazı örgütler, sığınma evi, danışma merkezi, haklar gibi daha nokta hedeflere odaklanmışlardı ki bu çok gerekli. Kimi örgütlerin karma yapılarla doğrudan ya da dolaylı bir bağları var, bu da farklılıkların bir arada durusunu oldukça zedeliyor ve ortaya homojen yapılar çıkıyor, böyle bir oluşum içinde olmayı da tercih etmedik. Dolayısıyla feminist analizi ve feminist politikayı geliştirmeyi, dolayısıyla da bağımsız örgütlenmeyi hedefleyerek Amargi'yi kurduk.


A.Y - Amargi’nin diğer feminist oluşumlara nazaran daha popüler olduğu gözlemleniyor; haksız bir gözlem midir?

 P.S - Diğer kadın örgütleriyle kıyaslamak doğru değil ama Amargi gerçekten beş yıl içinde tüm ülkede tanınan bir kadın örgütü oldu.

A.Y -  Feminist görüş olarak nerede duruyorsunuz?  Bilindiğiniz gibi İslami, Marksist, Kemalist, Kürt diye kimi ayrımlara gidiliyor.

 P.S - Biz bu ayrımlar içinde kendimizi görmüyoruz. Ancak ataerkil sistemin diğer egemenlik ilişkileriyle içice olduğunu savunan bir feminizm anlayışımız var. Dolayısıyla bizim kadın özgürlük mücadelemiz ayni zamanda şiddete, iktidara ve her türlü tahakküm ilişkilerine karsı bir alternatif yaratma mücadelesidir.

A.Y - Siz gerçekten kadın erkek eşitliğine inanıyor musunuz?

P.S - Evet inanıyorum. Farklı olanların özgür ilişkiler temelinde eşitliği sağlayacağını düşünüyorum. Eşitlik her anlamda ayni olmak demek değil ama eşit imkânlar, eşit konumlar sağlamak bir düş değil artık.

A.Y - Nasıl bir yaşam biçimi demeyelim de nasıl bir yaşam görüşünü benimsiyorsunuz.  Yani muhayyelinizdeki yaşam modeli…
 
 P.S - Farklılıkların iktidar yaratmadığı, insanin doğa içindeki konumunu bildiği, ona yabancılaşmadığı, sömürünün, emek gaspının olmadığı bir sosyal düzende insanların birbirine bağımlı olmadığı, sevginin mülkiyete dönüşmediği, insanların kendilerini gerçekleştirme imkânlarını hissettiği bir yasam için çabalıyorum.

 A.Y - Sevginin mülkiyet ilişkisine dönüşmemesi gerektiğine vurgu yapıyorsunuz.  O zaman nasıl bir sevgi?

P.S -  İstemek ayrı bir duygudur, sevmek ayrı... Bir şeyi beğenir ve istersiniz. Bu olabilir... Ama bir insani severseniz bambaşka duygular yaşamalısınız... Başkasının varoşlusuna duyulan heyecandır sevgi. Aşk bu varlıkla bütünleşmek isteğidir. Bir anlamda kendini aşmaktır. Başkasını yüceltme arzusudur. Varolşular birbirine akabilir ama bunun mülkiyetle bir ilgisi yoktur. Gerçek sevgi mülkiyeti içermez. Pekiyi, herkes sevebilir mi? Herkes âşık olabilir mi? İnsanların bu kadar bencilleştiği, bu kadar kendilerine yöneldikleri bir ortamda bir başkasının varoşluşu nasıl bir heyecan yaratabilir? Ben, bu tüketim ortamında, duygu erozyonunun, dolayısıyla sevgi katliamının yaşandığına inanıyorum.


A.Y - Bu soruyla bağlantılı olarak benimsediğiniz yaşam modelini pratiğe nasıl uygulayacaksınız.  Marksist terminoloji ile söyleyecek olursak; mücadele araç ve yöntemleriniz nelerdir?

P.S -  Öncelikle kendi hayatımı dönüştürmeye çalışıyorum. Bağımlılık ilişkilerinden kopmaya, varlık olarak kendimi gerçekleştirmeye çabalıyorum.

A.Y - Sosyal ilişkilerde bağımlı olmamak gerektiğini belirtiyorsunuz.  O halde evliliği ret mi ediyorsunuz? Eğer ret ediyorsanız alternatifiniz nedir?
 
P.S - Evliliği reddediyorum. Sadece bir aşkı şirket usulü bir anlaşmaya soktuğu için değil, evliliğin yarattığı yaşam biçimini reddediyorum. Birbirinin varlığından heyecan duyan iki ayrı dünyanın tekleşmesinin, iki kişinin tek kişi olmasının, tek kişi gibi ele alınmasının, ortaya çıkan bağımlılık ilişkisinin aşkı, sevgiyi öldürdüğünü düşünüyorum.

A.Y - Mücadeleniz erkekleri de kapsıyor mu? Yani erkekleri dönüştürme- değiştirme gibi bir projeniz var mı?

P.S - Tabii ki feminist mücadele sadece kadınları değil, tüm toplumu, tüm toplumsal ilişkileri değiştirecek. Kadının duruşu erkeği de etkileyecek. Ama biz doğrudan erkeklerle çalışmıyoruz. Kadınların kendi kurtuluşlarını bağımsız olarak örgütlemeleri için irade kazanmaları öncelikli hedefimiz.

A.Y - Daha önce Batman’a gelmiştiniz; Batman’ı uzaktan bir değerlendirmeye tabi tutacak olursanız sosyal açıdan nasıl tanımlayabilirsiniz?

P.S -  Batman, sosyal açıdan Türkiye'nin ve Bölgenin diğer illerden bağımsız değil. Ayni sosyal yapı içinde üretilen değerler ve geleneklerle kuşatılmış durumda. Yine bölgedeki diğer iller gibi savaşın bütün tahribatlarını yaşadı. Savaşın burada aldığı özel biçim, çeşitli politikaların burada farklı özgünlüklerde yoğunlaşması sonucunda Batman'da birçok yıpratıcı süreç yaşandı. Bundan dolayı Batman, intiharlarla, kıyımlarla öne çıktı... Sosyal açıdan, tüm ülkenin kentleri gibi... Sevgi katliamının yaşandığı, insanin tükendiği, kıstırıldığı, çaresizleştirdiği bir kent Batman... Bu nedenle de özgürlük ihtiyacının çok yoğun yaşandığı bir kent. Bu ihtiyaç, tüm baskılara karşı gelişen mücadeleden de görülüyor.

Avaşin Yorulmaz/ Aktüel Bakış/ Batman

avasinyorulmaz@hotmail.com

 

  • email Arkadaşına gönder
  • print Yazıcı versiyonu
  • Add to your del.icio.us del.icio.us
  • Digg this story Digg this

Yorum Yaz comment Yorumlar (0 Yazılmış)

Diğer Haberler

Site Tasarımı: http://www.keditor.com