E-bülten
Bu yazıyı beğendiniz mi?
Çok Okunanlar
- Ağrı’da ölen Binbaşı, Silopi kayıplarında jandarma komutanıydı
- Çatışmalar yeniden şiddetlendi, 1 binbaşı öldü
- Cemil Bayık: Güney Kürdistan tarihi sorumlulukla karşı karşıya
- 70 yıl önce Dersim’de yaşananlarla yüzleşmek!/Hasan Cemal
- Yoksa Kürt açılımını da Bahçeli mi yapacak!/Ruşen Çakır
- Öcalan'ın kitabının cezaevinde yazıldığı iddiasına yalanlama
- Kürt Sorunu Medyada Özgürce Tartışıldıkça Sıra Çözüme de Gelecek
- Hitler en nazik yerinden vurulmuş
- Kürtlerin tek bayraklı üniter Türk devletine itirazları var/Memo Şahin
- 'Sahte JİTEM'ciler Tuğgeneralin adamı çıktı!
Türkçe’deki ‘her yiğidin bir yoğurt yiyişi vardır’ atasözü herkes tarafından yakından bilinir. Bunu siyaset diline ‘her siyasetçinin bir dili vardır’ şeklinde tercüme edebiliriz. İyi bir siyasetçiyi siyasetçi yapan, kaliteli kılan, siyasi rakiplerinden ayıran, kullandığı siyasi dildir. Toplumu ikna etmesi, topluma özgüven vermesi, sevilmesi, nefret edilmesi, siyasetçinin kullandığı siyasi dile bağlıdır. Erdoğan’ın da bir dili var; siyasi bir dili. Bu dil genelde özgüven vermeyen, tanımları birbirine karıştıran, bazen resmi ideoloji bazen de siyasal islam dili olmakla birlikte çelişkili, tehditkar ve kabadayı bir dildir. Erdoğan’ın en son partisinin grup toplantısında kullandığı dil böyle bir dildir.
Siyaset, iyi bir siyasi dilin yanısıra aynı zamanda cesaret işidir. Cesareti olmayanın siyasi dili de iyi olmaz. Bir dönemin ünlü Alman Başbakanı Willy Brandt’ın cesaretli tavrı tarihsel bir örnektir. Nasyonalsosyalistlerin yaptığı insanlık dışı katliamları yargılayıp, ülkesi adına Polonya’da katledilenler şahsında diz çökebilmiştir. Tarihi kabullenmek ve diz çökebilmek her siyasetçinin gösterebileceği cesaret değildir. Brandt, siyasetteki cesaretli tavrından dolayı tarihte hak ettiği yeri almıştır, yoksa Başbakan olduğu için değil. Erdoğan’dan böyle bir cesaret ve tavır beklemek mümkün mü? Hayır, değil.
Başbakan Erdoğan gerçekten Kürt sorununun adını koymuş: ‘terör sorunu’. Kürt sorununu ‘terör’ ile eşdeğer kılmak devletin resmi politikasıdır, Erdoğan’ın ısrar ettiği nokta da budur. Erdoğan Kürt sorunun sosyal, siyasal, ekonomik ve kültürel bir sorun olduğunu ve kökünün çok eskiye dayandığını elbette bilmektedir. Fakat devletin Kürt sorununundaki resmi ideolojisini ve inkar politıkasını devam ettirmekte ısrarlıdır. Bundan dolayı da Erdoğan’dan Kürt sorunu hakkında herhangi bir açılım ve diyalog beklememek gerekir, çünkü ne o entellektüel birikime ne siyasal vizyona, ne de cesarete sahiptir.
Erdoğan ulus-devletin ‘teklik’ ilkesine o kadar inanmiş ki, neredeyse her konuşmasında buna vurgu yapmaktadır. En son konuşmasında şöyle diyor:
‘Son bir kaç ayda verdiğimiz şehitler, milletimizi derinden üzdüğü kadar yüreklerimizi birleştirmiş, 70 milyon vatandaşı hamdolsun tek yürek kılmıştır’. ‘Terör karşısında 70 milyon insanın tek yürek olmasının yankısını tüm dünya güçlü biçimde hissetmiştir’.
İçeriği boş, basma kalıp sözler. Erdoğan Türkiye’de yaşayan herkesi Türk sayıyor, aksi taktirde 70 milyona ulaşmak zor. Ama insana sormazlar mı; eğer 70 milyonun yüreği tek ise, o zaman düşman kim? Mantıksal olarak kimsenin olmaması gerekiyor, çünkü 70 milyon tek yürek. Fakat buradaki asıl sorun şu: Erdoğan Kürtlerin ayrı bir dil konuştuğunu, farklı kültürleri olduğunu ve kendilerini Türk ulusuna ait hissetmediklerini ve bundan dolayı da ulusal taleplerde bulunduklarını kabul etmek istemiyor. Temel sorun burada yatmaktadır zaten.
Erdoğan ‘terörden’ bahsederken özellikle bir noktaya vurgu yapıyor: ‘ayrılıkçı ve bölücü terör’. Kafa karıştıran bir tanımdır bu. Ayrılıkçı/bölücü terör ne demek? Uluslararası siyaset dilinde, bilim dilinde böyle bir tanımlama olduğunu sanmıyorum. Kürt sorunun adını anmamak ve meşrulaştırmamak için kullanılan bir tanımdır bu. Burada iki noktaya parmak basmak gerekir: birincisi terörün ayrılıkçısı/bölücüsü olmaz. Kim tarafından meydana gelirse gelsin, terör terördür. Terör bir yöntem meselesidir, bunu amacına ulaşmak için hem birey hem de devlet kullanabilir. Ayrılıkçılar/bölücüler için Batı dillerinde kullanılan terim ‘Seperatismus’dur (Almanca). Ama bu tanım genelde ulusal hakları için mücadele eden etnik topluluklar için kullanılır. İkincisi Kürtlerin Türkiye’den ayrılma gibi bir siyasi programı yoktur. Bu proje PKK tarafından da doksanlı yılların başından itibaren rafa kaldırılmıştır ve bu gün siyasi bir talep olarak ifade edilmemektedir. O zaman neden ikide bir Kürtlerin ayrılıkçı/bölücü olduğu tezi ortaya atılıyor? Bu da resmi ideolojinin bir oyunudur. Devlet, Kürtlerin talep ettikleri sosyal, siyasal ve kültürel hakları vermemek için, Kürtleri ayrılıkçı ve terörist olarak yansıtıyor ve toplumda hedef haline getiriyor. Mesela anadilde eğitim talebinde bulunmak ‘ayrılıkçı/bölücü’ olarak kabul edilebiliyor. Ayrılıkçılık/bölücülük sadece eline silah almak olarak algılanmıyor Türkiye’de, aksine ayrı bir halk ve ulus olmayı vurgulamakla birlikte başlıyor. Halbuki Kürtlerin Türkiye’den ayrılma gibi bir strateji ve planlar bulunmamaktadır. Bu hem legal hem de illegal örgütleri için geçerlidir. Bunun manupule edilmesi ancak devletin art niyetiyle açıklanabilir.
Erdoğan’ın Kürtlere dair ikide bir ileri geri sözler söylemesi 22 Temmuz seçimlerinde Kürtlerden aldığı oylarla yakından ilgilidir. Erdoğan kendini Kürtlerin temsilcisi olarak görüyor. Bunu yaparken kullandığı metafor islami ‘kardeşlik’ metaforudur, ki bunu kullanırken özellikle ‘millet’ tanımını birbirine karıştırabilmektedir. Bunu anlamak için aşağıdaki uzun alıntıya bakmak yeterli olacaktır:
‘Her zaman olduğu gibi 22 Temmuzda da 30 yıllık ayrılıkçı teröre rağmen bu büyük millet, demokratik sisteme güvenini, devlete bağlılığını, milli bütünlüğe verdiği önemi bir kez daha ortaya koymuştur. Bu ülkede yaşayan insanlar, sıradan bir topluluk değildir, büyük ve ebedi bir millet olmanın şuuru ile mücehhezdirler. Millet olmak kolay bir haslet değildir, müşterek bir tarih birikimine ve müşterek bir gelecek idealine sahip olmayan bir topluluk, millet mertebesine yükselemez. Bu ülkenin insanları, geçmişten geleceğe uzanan büyük ve ebedi bir yürüyüşü sürdürmedeki kararlılıklarıyla millet olma vasfına haizdirler. Onun için kökü mazide olan, ati olarak tanımlanmıştır bu millet. Tabii ki terör ve nifak karşısında da en güçlü dayanağımız bu millet ve onun hiç eksilmeyen, hiç zedelenmeyen kardeşlik duygusudur’.
Bu alıntıya verilecek cevap elbette uzun olabilir ama burada sadece üç noktayı belirtmekle yetinelim. Birincisi paranoya düzeyinde büyük millet olma hastalığı var Türkiye’de. Türkiye’de millet denen olgu devlet olduktan sonra yaratıldığı için, bunalımları halen devam etmektedir. Erdoğan’ın belirttiği ortak tarih, ortak gelecek idealine sahip olmak gibi ilkeler ünlü Fransız din felsefecisi Ernest Renan’a aittir. Sonradan Ziya Gökalp’ tarafından Türk millet anlayışına kazandırılmıştır. Belirtilen bu millet tanımı sonradan Atatürk’e mal edilmiştir. İkincisi dolaylı olarak Kürtlerin millet aşamasına ulaşamıyacağını belirtiyor Erdoğan. Üçüncü olarakta ‘kardeşlik’ metaforundan dem vuruyor.
Erdoğan’ın burada belirttiği millet Türk milletidir. Kendini farklı gören, hisseden herkesi Türk olmaya davet ediyor. Bunun adını da ‘kardeşlik’ olarak tanımlıyor. Erdoğan’ın millet ve kardeşlikten ne anladığı aşağıdaki alıntıda saklıdır:
‘Onların millet demesi mümkün değildir, vatan demesi mümkün değildir. Milleti bir bütün olarak kucaklaması mümkün değilidir. Keşke onlar da kucaklarını açabilseler, keşke onlar da bu ülkede Türkiye, vatan, millet diyebilseler, keşke onlar da vatanıyla, milletiyle, devletiyle, İstiklal Marşı ile gurur duyabilseler, keşke 70 milyonun huzuru ve mutluluğu için fikir üretebilseler’
Erdoğan’a göre Kürt olmadığı için, tabii ki Kürt sorunu da yoktur. O halde herkes kendine Türküm diyebilir ve İstiklal Marşı ile de gurur duyabilir. Türk generallerinin bile kabul ettiği Kürt olgusunu Erdoğan inkar etmekte oldukça ısrarlı gözüküyor.
Erdoğan’ ın konuşmasında vurgu yaptığı en önemli noktalardan biri de ‘azınlık’ ve ‘asli unsur’ meselesidir. Erdoğan Kürtleri ‘azınlık’ olarak görmüyor, aksine asli unsur’ olarak kabul ediyor.
Bu noktayı başka bir yazıda tartışmak dileğiyle...
Yorum Yaz
Yorumlar (1 Yazılmış)
-
Gönderen erdal, 17 Kasım, 2007 22:36:20Sayin Topcuoglu, erdoganin kisiligini cok guzel ele almis. Erdogan kurtleri inkar etmeye devam edecek umarim kurtler onu tanimistir artik ve bir dahaki secimde cevabini veririler. Elinize yureginize saglik erdal



Güncel