KÜRTLER VE ULUSAL İTTİFAKIN ZORUNLULUĞU

Bu yazıyı beğendiniz mi?

(toplam 5 oy)

Arşiv

Pt Sa Ça Pe Cu Ct Pa
123456
78910111213
14151617181920
21222324252627
28293031


Ortadoğu’nun içinde bulunduğu politik kaosun aşılması Kürt sorununun çözümüne endekslenmiş bulunuyor. Peki, bu durum Kürtler için bir avantaj mı yoksa dezavantaj mıdır? Çok açık ki, bu durum Kürtlerin tarihsel gerçekliği bakımından çok önemli bir avantajdır. Çünkü bölgesel istikrar ve çözümün anahtarı Kürtlerin elindedir. Ancak sorunun bundan sonraki boyutu öncelikli olarak ön plana çıkmaktadır. Kürtlerin bu mevcut konjektürel durum kendi leyline kullanabilmeleri ve bölgede etkin bir güç olabilmeleri için dört parçada bulunan Kürtler arasındaki bölgesel ittifak oldukça önemlidir. Bölgesel statükocu devletler tarafından işgal edilmiş Kürdistan’ın bütün parçalarını kapsayacak bir ‘ulusal ittifak’ Ortadoğu’nun bütün politik dengelerini yeniden şekillendirecektir.
Kürtlerin Ortadoğu coğrafyasında oynayabilecekleri tarihsel rolü en iyi görenler ise ABD, AB gibi küresel güçler ile İran, Türkiye, Suriye gibi statükocu bölgesel işgalci devletlerdir. Politik dengeleri iyi hesaplayan küresel ve bölgesel işgal güçleri, kendi stratejik politikaları nedeniyle Kürtlerin bölgesel ulusal ittifakına karşıdırlar.  Bölgesel krizin gelişmesi politik dengeleri kaçınılmaz olarak yeniden biçimlendirecektir. Böylesi bir durumda Kürtler arasında oluşacak olan ‘yeni’ ulusal ittifakın ortaya çıkaracağı politik durum, bütün işgalci güçlerin stratejilerini alt üst edecektir. En basitinden Irak’ın işgalinden sonra Güney Kürdistan Federasyonu’nun devletleşme bakımından önemli bir alt yapı oluşturması, bölgesel krizin en önemli halkasından biri oluşturdu. Çünkü ortaya çıkan tablo, dört parçadaki Kürt ulusal güçleri bakımından önemli bir merkez model olacaktır. Bu yönelim özellikle bölgesel ilhakçı güçler için ciddi tehlike olarak görülmektedir. Bu nedenle Kürtlere karşı çok yönlü ekonomik, politik ve askeri saldırılar eş zamanlı olarak uygulanmaya konuldu. Belirlenen politik strateji üç noktada yoğunlaşmaktadır. Birincisi Kürtler arasında oluşma olasılığı yüksek olan ‘ulusal ittifakı’ engellemek. İkincisi Güney Kürdistan Federasyonu’nu üzerinde oluşturulacak baskılanma ile devletleşme süreci baltalanarak örnek model olmaktan çıkarmak. Üçüncüsü ise Kürdistan’ın dört bölgesinde örgütlü olan ve sistem kuvvetlerinin dışında kalmayı başaran PKK’yi politik dengelerin dışına tutulmak.
Mevcut bölgesel politik durum dikkate alındığında, Kürtler arasında uluslar birliğin sağlanması sorumluluğu tamamen Güney Kürdistan Federasyonu’nu temsil eden güçlerdedir. 2 Kasım 2007 tarihinde İstanbul’da yapılan ‘Uluslar arası Irak Zirvesi’nin en önemli gündem maddesi ise Kürtler oldu. 5 Kasımda 2007 Erdoğan’ın ABD ziyaretinde yapılan görüşmeler esasen İstanbul zirvesi kararlarının teyit edilmesiydi.  Özellikle Genel Kurmay ve Pentagon temsilcilerinin almış oldukları kararlar; PKK’nin politik ve askeri olarak etkisizleştirilmesi, Güney Kürdistan Federasyonu’nun denetim altında tutulması ve esasen de Kürtler arasında oluşabilecek ulusal ittifakın engellenmesidir.
ABD’nin Türkiye’ye bir biçimiyle kabul ettirdiği ‘Güney Kürdistan Federasyonu’nu tanımsına karşılık Kuzeyli Kürt gerillalarının imha edilmesine aktif destek sunması görevi Güneyli Kürt güçlerine verilmiş bulunmaktadır. Görünen o ki, Güneyli Kürt güçleri bu sorumluluğu almış bulunmaktadırlar. Bush-Erdoğan görüşmesinin hemen ardından, Güney Kürdistan sınırları içerisinde mevcut yasalarla kurulmuş olan PÇDK'nin politik faaliyetleri yasaklanarak büroları kapatıldı. Güney Kürdistan Hükümeti Başbakanı Neçirvan Barzani'nin  'PKK'ye yönelik önlemleri arttıracağız' ve ‘ PKK kayıtsız şartsız silahları bıraksın’ biçimindeki açıklamalarından sonra Maxmur Mülteci Kampı'na yönelik baskılar arttırıldı.  Kandil Dağı bölgesinde bulunan ilçelere ve köylere yönelik toptan gıda ambargosu uygulanması, Kandil’e giden bütün yolların bölgesel hükümetinin askeri güçleri tarafından ağır silahlarla denetim altına alınması, ABD’nin aktif desteğinde Türk devletinin yapacağı operasyonlar karşısında Kuzeyli Kürt gerilla güçlerinin imha edilmesi için aktif bir destek sunması anlamına geliyor.
 Böylesi bir politika hiçbir koşulda Güney’in mevcut statüsünü güvenceye alamaz. Kürtlerin birbirine düşman edilmesi, bölgesel işgalci güçlere karşı kurulacak güçlü Kürt ulusal ittifakının parçalanması sadece Türk, Pers ve Arap egemen güçlerin mevcut yapısını korumasına hizmet edecektir.
Mevcut gelişmeler Kürt sorunun artık bölgesel güçlerin denetiminde çıktığını ve BM kapsamında ele alınacağını gösteriyor. Bölgesel politik krizin uluslar arası bir boyut kazanarak doğrudan BM ile çözüm yollarının aranması Kürtleri de BM en önemli gündem maddelerinden biri haline getirecektir.
Kürt sorununu çok daha güçlü politik stratejilerle uluslar arası gündeme taşımanın tek yolu,  YNK, KDP ve PKK esas olmak üzere Kürdistan politik güçleri arasında ‘ulusal ittifakın’ sağlanmasıdır. Bu ittifak Kürtler için hayati derecede önemlidir. YNK ve KDP, bugün uygulamaya başladıkları ve Kürtler için ciddi bir tehlike oluşturan ve esas olarak bölgesel statükocu güçlerin çıkarlarına hizmet eden çıkarcı politikalardan uzak durmalıdırlar.
21.yüzyılda Kürtleri ‘özgürleştirme’ sürecine dâhil edilmesinin bütün nesnel koşulları oluşmuş durumda. Tarihin sayfalarına nasıl geçmek istiyorsak öyle davranmalıyız.
 

 

 Gokyuzu9@aol.com

.

 

  • email Arkadaşına gönder
  • print Yazıcı versiyonu
  • Add to your del.icio.us del.icio.us
  • Digg this story Digg this

Yorum Yaz comment Yorumlar (0 Yazılmış)

Diğer Haberler

Site Tasarımı: http://www.keditor.com