E-bülten
Bu yazıyı beğendiniz mi?
Çok Okunanlar
- Ağrı’da ölen Binbaşı, Silopi kayıplarında jandarma komutanıydı
- Çatışmalar yeniden şiddetlendi, 1 binbaşı öldü
- Cemil Bayık: Güney Kürdistan tarihi sorumlulukla karşı karşıya
- 70 yıl önce Dersim’de yaşananlarla yüzleşmek!/Hasan Cemal
- Yoksa Kürt açılımını da Bahçeli mi yapacak!/Ruşen Çakır
- Öcalan'ın kitabının cezaevinde yazıldığı iddiasına yalanlama
- Kürt Sorunu Medyada Özgürce Tartışıldıkça Sıra Çözüme de Gelecek
- Kürtlerin tek bayraklı üniter Türk devletine itirazları var/Memo Şahin
- Hitler en nazik yerinden vurulmuş
- 'Sahte JİTEM'ciler Tuğgeneralin adamı çıktı!
KCK Yürütme Konseyi ve Kongra Gel Başkanlık Divanı silahların bırakılması ve Kürt sorununun çözümü için 7 maddelik bir deklarasyon yayınladı. Kürt dili, kültürü ve siyaset yapma hakkı önündeki engellerin kaldırılmasının istendiği deklarasyonda, kalıcı gönüllü birliğin zeminini yaratmak için Demokratik Özerk Kürdistan önerildi.
Türk hükümeti sınırötesi operasyon için orduya yetki verirken, KCK Yürütme Konseyi ve Kongra Gel Başkanlık Divanı sorunun kalıcı bir şekilde çözümü için deklarasyon yayınladı. 1 Aralık 2007 tarihli deklarasyonda silahların bırakılması için 7 maddelik çözüm önerisi yapıldı. Koşullar yerine getirilir ve Türkiye cephesinde güven verici adımlar atılırsa, gerillanın silah bırakmasının da kademeli olarak bir takvime bağlanabileceği kaydedildi. Deklarasyonda, Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın da önerdiği Demokratik Özerk Kürdistan’ın kalıcı çözüm yolu olarak gösterildi.
Deklarasyonda yaşanan son siyasi gelişmeler ve gerillanın barış yönlü adımları değerlendirildi. “Ortadoğu’nun en temel ve köklü sorunlarından birisi Kürdistan sorunudur” tespitin yapıldığı deklarasyonda, “Bu sorunun siyasal, ulusal ve toplumsal temelleri olmasına rağmen ilgili güçler tarafından doğru ele alınmamaktadır. Bölge barışı, istikrarı ve güveni açısından oluşturduğu önemi oranında muhataplarıyla tartışılmamaktadır. Bunun yerine Kürtlerin iradesine rağmen bölge ve uluslar arası düzeyde ikili-üçlü taraflar arasında, bir güvenlik ve terör sorunu olarak tartışılmakta ve kendi aralarında politik bir pazarlık konusu yapılmaktadır” denildi.
ABD YENİ KATLİAMLARIN GELİŞMESİNDE CESARET VERİCİ ROL OYUNUYOR
Erdoğan ve Bush görüşmesine dikkat çekilen deklarasyonda şu değerlendirmeler yapıldı: “5 Kasım 2007 tarihinde Washington’da ABD Başkanı G.W. Bush ile TC. Başbakanı R. T. Erdoğan görüşmesinde de halkımızın özgürlük mücadelesinin temsil gücü olan PKK mesnetsiz bir biçimde düşman ilan edilmiş, tasfiye edileceği belirtilmiş, ancak PKK’nin varlık nedeni olan Kürt sorununun nasıl çözüleceği hakkında ise hiç açıklama yapılmamıştır. AB ise, Türk devletinin imha operasyonlarına yeşil ışık yakmakta ve böylece yeni Kürt katliamlarının gelişmesinde cesaret verici bir rol oynamaktadır. Bu tür yaklaşımların öteden beri tekrarlandığı ve şimdiye kadar herhangi bir çözüm üretmediği açıkça ortadadır.”
ERDOĞAN GÜVEN VERMELİ
Bir yandan ateşkes çağrıları yapılırken, diğer yandan çözüm için güven verici açıklamalar yapılmadığını kaydeden KCK ve Kongra-Gel şöyle dedi: “Böylesi bir süreçte hareketimizden başta Türk tarafı olmak üzere, çeşitli çevreler tek taraflı ateşkes yapmamızı istemektedirler. Bir taraftan halkımızın bin bir emekle otuz yıllık mücadelesinin birikimi olarak ortaya çıkardığı örgütlenme ve kurumlaşmasını tasfiye edilmesi gündeme alınırken, diğer taraftan çeşitli kanallar yoluyla sorunu çözecekleri yönünde mesajlar gönderilmektedir. Kamuoyuna da T.C Başbakanı R. T. Erdoğan hiç güven vermeyen bir biçimde belirsiz, oyalayıcı, muğlâk bir dille bir projelerinin olduğuna dair beyanlarda bulunmaktadır. Başbakan’ın konuşması üzerine Ağustos 2005’te kısa süreli ve 1 Ekim 2006’da ise süresiz ateşkes kararlarımız askeri saldırılarla cevaplandırıldığından ciddi bir güven sorun olduğu açık ortadadır. Mevcut güvensizlik ortamında pratik adımlar görülmeden Kürt halkının güven duymayacağı görülmelidir. Öncelikle hangi gücün gerçek anlamda sorunun çözümünden yana hangi güçlerin halkımızı ve hareketimizi beklentiye sokarak mücadelesiz kılmaya ve bu temelde tasfiyeye yönelmek istediği netleşmesi gereken bir husustur.
Bütün bunlarla beraber ortamı rahatlatacak, çözüm zeminini oluşturacak girişimler yerine hareketimize karşı kapsamlı bir saldırı konsepti temelinde izolasyon ve tasfiye amaçlı projeler her gün kamuoyunda tartışılmaktadır. Bununla paralel bir biçimde Türk devleti hız kesmeyen operasyon ve baskıları Kürt halkının askeri, siyasi ve toplumsal dinamikleri üzerinde şiddetli bir saldırı hamlesini devam ettirmektedir.”
KÜRT SORUNU KRİTİK BİR AŞAMADA
“Açıktır ki, Kürt sorunu kritik ve hassas bir aşamaya gelmiştir” ifadesinin kullanıldığı deklarasyonda “Biz Özgürlük Hareketi olarak bu önemli ve hassas aşamada çözüm projemizi ortaya koyarak çözüm için gerekli kolaylığı sağlama ve aynı zamanda çağrı yapan ilgili güçlere de cevap vermeyi bir görev biliyoruz” mesajı verildi.
ÇÖZÜM İÇİN GERİLLANIN ATTIĞI ADIMLAR
Deklarasyonda Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan ve gerillanın barışın tesisi için attığı adımlar şöyle değerlendirildi: “Önderliğimiz ve Hareketimizin 15 yıldan beri Kürt sorununu barışçıl yollarla çözmek için çeşitli çabalar gösterdiği bilinmektedir. 1993 yılından bu yana hareketimiz beş kez tek taraflı ateşkes ilan etmiş, barışçıl ve demokratik sürecin gelişmesi için yoğun çabalar sergilemiştir. Ancak her defasında Türk devleti bu çabalarımızı kapsamlı imha operasyonlarıyla cevaplandırılmıştır. Biz Kürt tarafı olarak sorunu şiddet yöntemiyle değil de barışçıl yöntemlerle çözmeye dair samimiyetimizi ortaya koymak için 1999 yılında biri Gerilladan biri de siyasi alandan olmak üzere iki ayrı grubunu barış elçisi olarak Türkiye’ye gönderdik. Yine aynı dönemde çatışma zeminini ortadan kaldırmak için her türlü fedakârlığı gösteren hareketimiz ağır kayıplar pahasına güçlerin çatışma sahasının dışına çıkarılmasını da gerçekleştirmiştir. Her defasında tek taraflı fedakârlıkla çözüm için sunduğumuz olanaklar Türk devleti tarafından zayıflık olarak değerlendirilip, tüm çözüm yollarını kapatmıştır.
Kamuoyunun da iyi bildiği gibi bir yıl önce başta ABD ve AB olmak üzere çeşitli uluslar arası güçler ile Türk devletinin bazı kurumları, yine başta DTP olmak üzere, Türkiye’deki çeşitli siyasi çevreler, bazı aydın ve yazarlar, Irak Devleti ile Güney Kürdistan Bölge hükümeti temsilcileri hareketimizden ateşkes talebinde bulunmuşlardır. Önderliğimizin de çağrısıyla beraber hareketimiz 1 Ekim 2006 tarihinden itibaren geçerli olmak üzere süresiz ateşkes ilan etmiştir. Türk devleti bu ateşkes sürecini dikkate alması bir yana bunu Türkiye’nin parçalanma senaryosu olarak değerlendirmiştir. Bu nedenle de, ateşkesi ve ateşkes konumunda bulunan güçleri tümüyle ortadan kaldırmak için saldırılarını eskiye göre iki katına çıkarmıştır. Bu amaçla 1 Ekim 2006 tarihinden bu yana geçen süreç içerisinde Türk devlet güçleri toplam 579 imha amaçlı operasyon gerçekleştirmiş, bu operasyonlarda 460 kez çatışma yaşanmış ve bu çatışmalarda her iki taraftan bini aşkın kayıplar verilmiştir.
Bu dönemde Türk ordusunun genelkurmaylığı, tek fert kalmayana kadar operasyonlarını devam ettireceğini, tüm gerillaların şiddet yöntemiyle ortadan kaldırılması gerektiğini kamuoyuna defalarca açıklamışlardır. Ayrıca çeşitli düzeylerde maddi ve manevi zayiatlar yaşanmıştır. Bununla beraber Türk devleti Kürt halkının siyasal zemindeki iradeleşmesini bastırmak için siyasal linç dâhil her türlü psikolojik savaş ve sindirme yöntemlerini geliştirmiştir. Bu saldırılar sadece sivil halk ve gerilla ile sınırlı olmayıp, Kürt halkının oylarıyla seçilmiş temsilcilerini de kapsamıştır. Hareketimizin ve halkımızın en hassas noktası durumunda bulunan Kürt halk Önderliğine karşı geliştirilen izolasyon ve tecridin dozajı arttırılırken, direkt yaşamına kasteden zehirlenme saldırısı da yapılmıştır.
KÜRTLER ARASI İÇ ÇATIŞMA HEDEFLENİYOR
Deklarasyonda Kürtler arası çatışmanın hedeflendiği şu ifadelerle anlatıldı: “Türkiye ve Kuzey Kürdistan’da Kürt halkının tüm özgürlük dinamiklerine saldırılarında sonuç alamayan Türk devleti, “sorunun kaynağı dışarıdadır” diyerek Güney Kürdistan’a müdahaleyi gündemleştirmiştir. Bu amaçla özünde Ortadoğu’da yeni bir istikrarsızlığın ve savaşın zemini olabilecek tezkereyi TBMM’den çıkarmıştır. AKP hükümeti çıkardığı tezkere kararını bir siyasi ve askeri koz olarak ABD ve Güney Kürdistanlı siyasi güçler karşısında kullanmaktadır. 1998 Ekim’inde Türk devletinin Suriye devletine yapılan siyasi ve askeri baskı benzeri kapsamlı bir saldırıyı gündemleştirmiştir. Bununla hem ABD’yi hem de Güney Kürdistanlı güçleri hareketimiz üzerine saldırtmayı ve böylece Kürtler arası bir iç çatışmayı geliştirmeyi hedeflemektedir. Bu stratejinin ilk hedefi hareketimizi tasfiye etmek olurken, ikinci aşamadaki hedefi ise, tüm parçalardaki Kürt ulusal dinamiklerini zayıflatmak ve denetime almaktır.”
VİCDANI ZORLAYAN BİR HAKSIZLIK
Kürt halkı ve gerillaya yönelik saldırılara rağmen Türk devletinin kendisini mağdur olarak göstermeye çalışarak vicdanı zorlayan bir haksızlığa işaret edilen deklarasyonda şu ifadeler kullanıldı: “Türk devleti yaptığı tüm bu saldırıları ve planlarına rağmen, kendisini saldırıya uğramış taraf olarak göstermekte ve mağduriyet edebiyatı yapmaktadır. Bunun için tüm diplomasi ve enformasyon kanallarını kullanarak bu çarpıtmaya destek bulmaya çalışmaktadır. Ne yazık ki Türk devletinin bu manipülasyona çeşitli uluslar arası güçler ekonomik ve politik nedenlerden dolayı destek vermişlerdir. Bunun insani vicdanı zorlayan bir haksızlık olduğu açık ortadadır.
Oysa durum tam tersidir. Saldırı altında olan Kürt halkı ve onun yasal ve meşru temsilcileridir. Yapılan operasyonların sayısı, kapsamı ve generallerin demeçleri de bunu açıkça göstermektedir. Gerilla saldırıda değil meşru savunma pozisyonundadır. Saldırı pozisyonunda olan Türk ordusudur ve verdiği kayıplarda bu saldırganlığın sonucunda yaşanmış kayıplardır.”
OPERASYONLAR DURURSA ÇATIŞMALAR DURUR
KCK ve Kongra-Gel ortak deklarasyonda çatışmaların durması ve çözümün gelişmesi için üzerlerine düşen sorumlulukları yerine getirmeye hazır olduklarını bildirdi. Deklarasyonda şöyle denildi: “2006’da hareketimize ateşkes için çağrı yapan güçler bu süre boyunca Türk devletinin gelişen bu saldırıları karşısında genellikle sessiz kaldılar ve sürecin barışçıl bir yöne doğru evrilmesi için ciddi bir çaba göstermeyip taahhütlerini yerine getirmemişlerdir. Şimdi ise ağırlıklı olarak aynı güçler bir kez daha ateşkes ilan etmemizi istemektedirler. Biz gerçekten demokratik çözüm amaçlı tüm çabalara ve çağrılara saygı duyarız. Silahların susması ve barışçıl bir sürecin gelişmesi için üstümüze düşen sorumlulukların gereğini yerine getirme kararlılığında olduğumuzu belirtmek istiyoruz. 1 Ekim 2006’dan itibaren geçerli olmak üzere ilan ettiğimiz ateşkes tarafımızdan kaldırılmış değil, ancak Türk ordusu ve devletinin saldırısıyla ateşkes ortamı kalmamıştır. Eğer bugün Türk devletinin güçlerimize, önderliğimize, değerlerimize, halkımıza ve demokratik kurumlarına yönelik saldırıları durursa, mevcut çatışma durumu, yerini çatışmasız bir ortama bırakacaktır. Böylece silahların susması durumu pratikleşmiş olacaktır.
SİLAHLARIN TÜMDEN DEVRE DIŞI BIRAKILMASI İMKAN DAHİLİNDE
Bu durumda bize ateşkes çağrısı yapan ve Kürt sorunun barışçıl yöntemlerle çözülmesini isteyen güçler, Türk devletini 2006’da ilan ettiğimiz ateşkese uyması için çaba göstermeleri sorunun çözümünün ana halkası olmaktadır. Çünkü buna Türk ordusunun da uyması halinde istenen ortam oluşmuş olacaktır. Bunun ardından bir siyasi proje temelinde silahların tümden devre dışı edileceği bir sürecin gelişmesi imkân dâhiline girecektir. Bize göre bu siyasi proje daha önce kısmen DTP’nin de ifade etmeye çalıştığı demokratik özerklik çerçevesinin esas alınması uygundur. Çözümün Demokratik Türkiye Cumhuriyeti bünyesinde Demokratik Özerk Kürdistan ekseninde gelişmesi kalıcı gönüllü birliğin zeminini yaratacaktır.”
ÇÖZÜMÜN ANAHTARI:
“Bunun açılımı şu maddeler çerçevesinde ele alınması sorunun çözüm anahtarı olacaktır” denilen deklarasyonda çözüm için 7 madde şöyle sıralandı:
1- Kürt kimliğinin tanınması ve Türkiyelilik üst kimliği çatısı altında tüm kimliklerin anayasal güvenceye kavuşturulması,
2- Kürt dili ve kültürü önündeki engellerin kaldırılması, anadilde eğitim hakkının tanınması ve Kürdistan bölgesinde Türkçenin yanında Kürtçenin ikinci resmi dil olarak kabul edilmesi, bunun yanında diğer azınlıkların kültürel haklarına saygı gösterilmesi.
3- Düşünce, inanç ve ifade özgürlüğü temelinde serbest siyaset ve örgütlenme hakkının tanınması, anayasa ve yasalarda başta cins ayrımcılığı olmak üzere tüm toplumsal eşitsizliklerin kaldırılması,
4- Bir toplumsal uzlaşma projesiyle iki toplumun karşılıklı birbirini affederek barışı ve özgür birliği tesis etmesi amacıyla PKK önderliği dâhil tüm siyasi tutukluların serbest bırakılması, siyasal ve toplumsal yaşama katılımlarının engellenmemesi,
5- Özel savaş amacıyla Kürdistan'da bulunan güçlerin çekilmesi, Köy koruculuğu sisteminin lağvedilmesi ve köylülerin köylerine geri dönüşü için sosyal ve ekonomik projelerin geliştirilmesi,
6- Yeni bir yerel yönetimler yasası ile yerel yönetimlerin yetkilerinin artırılarak yeniden düzenlenmesi
7- Yukarıdaki maddelerin gerçekleşmesine paralel olarak gerillanın her iki tarafın belirleyeceği bir takvim dâhilinde kademeli olarak silahlarını bırakıp yasal demokratik toplumsal yaşama katılım sürecinin başlatılması.
SINIRLAR DEĞİŞMEDEN ÇÖZÜM MÜMKÜN
Deklarasyonda, “Bu temelde mevcut sınırları değiştirmeden Kürt sorununu çözmek mümkündür” mesajı verilerek önemli olanın Kürt halkının da kendini özgürce yaşayabileceği demokratik bir ortamın yaratılması olduğu kaydedildi. Demokratik çözüme çağrı deklarasyonunda şu ifadeler yer aldı: “Bu proje her iki tarafında çıkarlarını birleştiren ve özgür birlik temelini güçlendirecek en kalıcı çözümün zemini olacaktır. Kürt halkının varlığı ve özgürlüğü herhangi bir halkın veya devletin çıkarlarını tehdit etmemektedir. Halkımız sadece halk olmaktan kaynaklı doğal haklarını istemektedir. Ulusal ve toplumsal gerçekliğini yaşamak istemektedir. Bu da ancak Kürdistan üzerinde egemen devletlerin demokratikleşmesi ile mümkündür. Bu nedenle, Kürt sorunun çözümü aynı zamanda bölgede demokrasi ve istikrarın gelişmesine de hizmet edecektir.
Kürt sorunun barışçıl-demokratik yöntemlerle çözümü için Türkiye’deki tüm demokrasi güçlerini, barıştan ve halkların kardeşliğinden yana olan çevreleri, demokrat aydın ve yazarları sorumluluklarına sahip çıkmaya çağırıyoruz. Türk devletinin Kürt halkını terörize etme politikasına ve ırkçılığın geliştirilmesi önünde durmak demokrat olmanın en temel görevi durumundadır. AKP’nin sahte ve işbirlikçi Kürtleri kullanarak takkiyeci yaklaşımları soruna çözüm olmadığı gibi çok tehlikeli bir biçimde kan dökmeye yol açabilecek bir politikadır. Tüm demokrat çevreleri AKP’nin bu tür tehlikeli politikalarına karşı çıkmaya ve halkların kardeşleri temelinde demokratik çözümün gelişmesi için çaba göstermeye çağırıyoruz.”
BU PROJEYİ TARTIŞMA ÇAĞRISI
Deklarasyonda inkar ve imha siyaseti terk edilerek sunulan bu çözüm projesi için ilgili tüm güçler tartışmaya çağrıldı: “TC devletini ve AKP hükümetini 84 yıldan bu yana sürdürülen ama hiçbir çözüm vermeyen inkâr ve imha siyasetini terk etmeye ve Kürt halkının iradesini tanıma temelinde sorunun özgür birlik esprisi ile çözmek için sunduğumuz projeyi tartışmaya çağırıyoruz. TC hükümeti sorunun çözümünü dışarıda değil, Türkiye’nin içinde ve Kürt halkının meşru yasal temsilcileri ile diyalogda aramalı ve sorunu bir Türkiye sorunu olarak görüp çözümünü bu temelde ele almalıdır.
Her ne kadar Kürdistan kendi iradesinin dışında dört parçaya bölünmüş olsa da Kürt halkının kaderinin birbirine bağlı olduğu son gelişmelerle birlikte bir kez daha kendisini göstermiştir. Bu açıdan Güney Kürdistan bölge hükümeti başta olmak üzere tüm Kürdistani güçler de sorunun barışçıl çözümü için çaba göstererek sorumluluklarına sahip çıkmalıdır. Bilinmeli ki Türkiye’deki Kürt sorunun barışçıl çözümü tüm Kürdistan parçaların geleceği ile ilgili bir konudur.”
ABD’NİN DÜŞMAN İLAN ETMESİ SORUNU ÇÖZMEZ
Başta ABD olmak üzere uluslararası güçlerin Kürt özgürlük hareketini düşman ilan etmesinin, sorunu çözmeyeceğini vurgulayan KCK ve Kongra-Gel, “Sorunun kaynağı Türk devletinin iddialarının aksine Hareketimiz değil, Türk devletinin inkâr siyasetidir. Kürt sorununun demokratik çözümü hem bölgenin huzur, istikrar ve güveni için hem de dünya barışına önemli bir katkıdır. Bu açıdan Kürt sorunun adil çözümü için uluslar arası ve bölgesel güçlerin siyasi proje geliştirmeleri halinde bunu tartışmaya açık ve hazır olduğumuzu belirtmek istiyoruz. Tekrardan gündeme getirilen Öcalan’sız ve PKK’siz çözüm arayışları sadece zaman tüketmeye ve kaosun derinleşmesine yol açacaktır. Çünkü halkımızın iradi temsili düzeyindeki güçlerin dıştalanması halkımız tarafından hiçbir biçimde kabul görmeyecektir.
Kürt tarafı olarak sorunun barışçıl çözümünde gerekli bütün girişimleri ve mütevazi çözüm önerileri geliştirmemize rağmen, silah zoruyla yok edilme konseptinin dayatılması halinde haklı olarak buna karşı büyük bir irade ve kararlılıkla direneceğimiz kesindir. Kürdistan’ın tüm parçalarında Kürt halkı sorunları şiddetle değil, diyalog ile çözmek istemektedir. Bölgede demokrasi, barış ve istikrardan yana olan tüm güçlerin bu sorunun çözümü için çaba göstermelerini anlamlı bulur ve değer biçeriz. Kürdistan’daki egemen devletlerin ve uluslar arası güçlerin Kürt sorununu bir istikrarsızlık unsuru ve devletler arasında ikili-üçlü ittifaklar temelinde bastırma değil, demokratik ve adil çözüm temelinde bölgesel işbirliğinin, halklar arasında kardeşliğin, istikrar ve güvenin geliştirilmesi amacı ile tüm tarafların temsil edileceği uluslar arası bir konferans platformunun geliştirilmesi halinde, dört parçada kalıcı çözümün zemini güçlenmiş olacaktır” dedi.
KÜRTLER ARASI BİRLİK VE DAYANIŞMAYA ÖNEM VERİLMELİ
“Bölgesel istikrara ve çözüme hizmet edecek böyle bir yaklaşım yerine Kürt siyasi güçleri arasında çelişki yaratarak, birbirleriyle çatıştırma politikasını geliştirmek kesinlikle art niyetli bir yaklaşımdır” diyen KCK ve Kongra-Gel, Kürt halkının hiçbir dostunun bu politikayı desteklememesi gerektiğinin altını çizdi. Deklarasyonda şu çağrılar yapıldı: “Kürtler arası çatışma döneminin artık geçtiği bilinerek, hiçbir Kürt siyasi gücünün buna prim vermemesi gerekmektedir. Bütün Kürdistani güçler ulusal-demokratik birlik çizgisinde durmayı, yurtsever olmanın asgari gereği olarak kabul etmeli ve bu duruşu mutlaka başarmalıdır. Çünkü tarihin bu döneminde halkımızın özürlük davasını başarıya ulaşması için ortaya çıkan fırsatları doğru değerlendirme ancak böyle bir politik duruştan geçmektedir. Bu nedenle hiçbir Kürt siyasi gücü inkâr ve imha siyasetine umut verecek bir politika izlememeli, Kürtler arası birlik ve dayanışmaya daha fazla önem verilmelidir.
Tüm yurtsever Kürdistan halkı bulunduğu bütün alanlarda, kadını, genci ve bütün toplumsal kesimleri ile sürecin ulusal-demokratik birlik çizgisinde gelişmesi için duyarlı olmalı, bunu boşa çıkaran yaklaşımlar karşısında tutum sahibi olmalıdır.
Bugün Kürt sorunu her zamankinden daha fazla çözüme yakındır. Çözümü kendi çıkarları için tehlikeli gören egemen devletler büyük bir tedirginlik ve panik içinde sürecin önüne geçmek için her türlü çabayı sergilemektedir. Kürt halkını iradesizleştirme ve tasfiye konsepti biçiminde ortaya konulan inkâr-imha siyasetinin sonuç almayacağı kesindir. Tasfiyeyi amaçlayan her türlü girişim, çözümü değil, çözümsüzlüğü, barışı değil, çatışmayı, istikrarı değil, istikrarsızlığı geliştirecektir.
ZENGİN DİRENİŞ TECRÜBESİ
Şurası çok iyi bilinmeli ki, PKK Önderliğinde örgütlenen Kürt halkının bugün dayandığı ulusal demokratik dinamikler ve elde ettiği zengin direniş tecrübesi daha uzun yıllar öz güce dayalı bir mücadeleyi ve direnişi geliştirebilecek güçtedir. Bundan halkımızın, dostlarımızın ve ilgili güçlerin hiçbir şüphesi olmamalıdır. Bu açıdan şiddetle tasfiye değil, diyalog yöntemiyle çözüm, sonuç alıcı olacak olan tek doğru yöntemdir. Aksi taktirde büyük bir çatışma ve kaos sürecinin gelişeceği ve bundan da herkesin zarar göreceği açık bir durumdur.
Biz hareket olarak böyle bir sürecin gelişmesi değil, barışçıl demokratik çözümün gelişmesi için, ilgili güçlerin bize yaptığı çağrıların gereği olarak, bu deklarasyonla çözüme açık olduğumuzu resmen bildiriyor ve ilan ediyoruz. Konuyla ilgili tüm güçleri de Kürt sorunun demokratik-barışçıl çözümü için çaba göstermeye ve sorumluluklarına sahip çıkmaya çağırıyoruz.”



Güncel