E-bülten
Bu yazıyı beğendiniz mi?
Çok Okunanlar
- Yaşar Kemal’in ödül töreninde yaptığı konuşma
- Kürt hükümeti 22 şirketi ‘kara listeye’ aldı
- Susmam için Bakan bile beni tehdit etti
- Diyarbakır DTP: Gül gelirse Erdoğan gibi yaklaşmayız
- Kürtler ne zaman isyan edecek?/Gülay GÖKTÜRK
- Lahanalar nasıl PKK'li oldu?
- Uçak saldırıları altında gerilla müzik yapıyor
- Zana'nın savunma hakkı engellendi
- DTP'nin ilk belediye başkan adayı kesinleşti
- MİT adına çalışan iki gazeteci
Çok Yorumlananlar
- VAHŞETİ GÖRDÜM!
- Nerede Şu Kürd Politikacıları?
- Kürt yazar Jîr Dilovan hastaneye kaldırıldı
- Demek Büyüdün, Gidiyorsun?
- DİHA VAN MUHABİRLERİ HAKKINDA DAVA AÇILDI
- Biz Dört Bacıydık..!
- Türkiye'de Cezaevleri Tıka Basa Dolu
- İbrahim Rojhilat ‘Ji te dûr bûm’ Albumu Çıktı
- Suskun Özlemim!..
- Gerilla Avareş’i binlerce kişi toprağa verdi
Koma Civaken Kurdistan (KCK) Yürütme Konseyi Başkanı Murat Karayılan, imha planlarına rağmen barışçıl sistemde ısrarcı olacaklarını söyledi. Kürt halkının haklı davasının devletlerin çıkarlarına kurban edilme durumunun yaşandığına dikkat çeken Karayılan, PKK'nin öyle bazı yönelim ve tehditlerle 'tuz-buz' olacak bir hareket olmadığını kaydetti. Karayılan, yayınladıkları çözüm deklarasyona işaret ederek, 'Biz teori ve söyleme değil, pratiğe bakarız' dedi. ANF'ye konuşan Murat Karayılan, ABD'nin PKK'ye yönelik politikası ve Kürt hükümetinin açıklamalarını da değerlendirdi.
1 Aralık'ta 7 maddelik yeni bir çözüm deklarasyonu yayınladınız. Bu deklarasyona neden ihtiyaç duyuldu ve bununla kamuoyuna vermek istediğiniz mesaj tam olarak nedir?
Uluslar arası ve Türkiye kamuoyunda Kürt sorunu ve hareketimizin durumu en çok tartışılan temel bir gündem maddesi haline gelmiştir. Ortadoğu'nun en temel sorunlarından birisinin Kürt sorunu olduğu artık net bir biçimde açığa çıkmıştır. Bu sorunu herkes kendi açısından bir biçimde tartışmakla birlikte şimdiye kadar sorunun çözümü yönünde somut bir proje ortaya konulmuş değildir. Yine sorunun çözüm yollarını açık ve net bir biçimde tartışmak yerine daha çok ikili-üçlü devletlerarasında çıkarlar düzleminde yürütülen pazarlıklarla Kürt halkının haklı davasının devletlerin çıkarlarına kurban edilmesi durumu yaşanmaktadır.
'Bu sorun toplumsaldır'
Deklarasyonu yayınlamamızın birincil amacı bu duruma müdahale ederek, somut, net bir proje ortaya koymaktır. Çünkü bu sorun ne öyle çokça belirttikleri gibi 'bir terör sorunu'dur, ne de ikili-üçlü bazı güçler arasında yürütülecek pazarlıklarla çözülecek bir sorundur. Bu sorun bir toplumsal sorundur. Toplumsal sorunlar da bastırmayla, ertelemeyle, şiddetle kalıcı bir biçimde çözümlenemez. Karşılıklı kabul ve uzlaşma yoluyla çözülecek bir sorundur. Biz bu açıdan bir proje ortaya koyduk. Çeşitli güçler çokça tartışmakta, çağrılar yapmaktadırlar ama sorunun çözümüne ilişkin bir projeye de sahip değildirler. Biz bu nedenle bir çözüm projesi ortaya koyduk. Deklarasyonun birincil amacı budur.
İkincisi ise bu sorunla ilgili olan Kürdistan'dan, Türkiye'den ve uluslar arası güçlerden bize dönük yeniden yapılan çağrılar ve ileri sürülen istekler olmuştur. Biz aynı zamanda bu deklarasyonla beraber istek ve çağrılarda bulunan tüm güçlere bir cevap vermiş olmaktayız. Kürt sorununun en kısa yoldan ve kan dökmeden nasıl çözülebileceğine dair somut, makul önerilerle çözüm projesini ortaya koyduk. Bu sorunu çözmek isteyen güçler açısından çok önemli bir belge durumundadır. Deklarasyon öyle ayaküstü yazılmış, çizilmiş bir belge değildir. Yaklaşık bir aydan bu yana yönetimlerimiz bulunduğu alanlarda yürüttükleri tartışmalar ve bu tartışmaların ortaklaştırılması sonucu ortaya çıkarılmış bir belgedir. Türkiye'nin demokratikleşmesini ve Kürt sorununun çözülmesini hedefleyen, bölünme değil, özgür birliğin temelini güçlendiren bir projedir. Bu Türkiye toplumunun uzlaşması ve kalıcı bütünlüğü açısından çok önemlidir. Bu nedenle biz başta Türkiye devletinin sorumlu güçlerinin, birlikten ve barıştan yana olan tüm kesimlerin ve konuyla ilgili ulusal ve uluslar arası güçlerin dikkate almalarını ve büyük bir dikkatle üzerinde durmaları gerektiğini düşünüyoruz.
Deklerasyon önemli
Kendi cephemizden sorunun barışçıl ve demokratik yollarla çözüm tarzını ortaya koyduk. Ateşkes nasıl pratikleşebileceğini ortaya koyduk, silahların tümden devre dışı edilmesinin nasıl mümkün olabileceğini dile getirdik. Bunlar değil de şiddet yöntemiyle ortadan kaldırmaya yönelmeleri halinde de neler yaşanabilir, buna karşı bizim tutumuz ne olacak, onu da ortaya koyduk. Dolayısıyla çok açık, net ve içerikli bir çözüm belgesidir. Bu hem Türkiye'deki Kürt sorununun çözümünü hem de Kürt sorununun yaşandığı diğer ülkelerde çözüm yolunu gösteren bir çerçevededir. Yani Kürtlerin yaşadığı diğer devletler için de geçerlidir. Hiçbir devletin ulusal çıkarlarına zarar vermeyen, tarafların çıkarlarını ortak noktada buluşturan bir belgedir. Biz bunun doğru değerlendirilmesini bekliyoruz. Bu amaçla çözüm sürecinin gelişmesi, artık şiddetin devre dışı edilerek, diyalogun ve barışçıl yöntemlerin esas alındığı bir dönemin başlaması ve gelişmesi için hareket olarak tutumumuzu açık, net ve bütün boyutlarıyla ortaya koymuş olduk. O açıdan bu deklarasyon önemlidir, ciddidir, bizim tüm hareketimizin görüşüdür. KCK sistemi içerisinde yer alan tüm parti ve kurumların üzerinde bütünleştiği bir çözüm çerçevesidir. O açıdan Kürt tarafının bakış açısıdır. Bunun dikkate alınması gerektiğini bir kez daha belirtmek istiyorum.
Özellikle Türkiye'de barış sürecinin gelişmesi için emek veren başta Türkiye barış meclisi olmak üzere barıştan yana olan tüm kesimlerin bu deklarasyonumuza sahip çıkmasını, deklarasyon ekseninde barışçıl, demokratik bir sürecin gelişmesi için daha fazla mücadele etmeye çağırıyoruz. Biz bu konuda üzerimize düşeni yaptığımıza inanıyoruz. Daha fazlasını istemek, tek taraflı şunu-bunu yapın demek, sorunun çözümüne yardımcı olmayacaktır. Olmadığını da geçmiş zaman göstermiştir. Dolayısıyla el birliğiyle Türk devletinin gelişen saldırılarının durdurulması için çalışmak önemli bir nokta olmaktadır. Buna karşı tavır geliştirmek sorunun çözümünde önemli bir halka durumundadır. Ben bu çerçevede bütün barışsever ve demokrasiden yana olan kesimleri görevlerine daha fazla sahip çıkmaya çağırıyorum.
Bu projemiz aynı zamanda bugün Avrupa Parlamentosu bünyesinde başlayan Kürt konferansına dönük bir çözüm çerçevesi olarak da kabul edilebilinir. Biz bu projemizi böylece konferansa katılan bütün dostların gündemine de sunmuş oluyoruz. Türkiye'de Kürt sorunu bir Türkiye sorunudur. Biz sorunun içte, kendi aramızda tartışmaktan yanayız. Ancak Türk devletinin sorunu ısrarla uluslar arası güçlere götürmesi ve uluslar arası güçlerin yönelimi temelinde Kürt özgürlük hareketini tasfiye planı ekseninde yaklaşılırsa, bu projemiz hem ulusal hem de uluslar arası düzlemde temel bir çözüm anahtarı olarak sunmaktayız.
5 Kasım'da gerçekleşen Bush-Erdoğan görüşmesinde, Bush PKK 'ortak düşmanımız' ifadesini kullandı. Şimdiye kadar Amerika'ya yönelik hiçbir eylemi olmayan hareketinize yönelik bu yakıştırma yeni bir dönemin ifadesi mi? Kürt-Amerikan, PKK – ABD ilişkileri nasıl bir evreye giriyor?
Bu daha önce de yazılı olarak çeşitli biçimlerde cevapladığımız bir sorudur. Biz sürece bakacağız. Daha önce de PKK hareketinin herhangi bir devletin düşmanı olmadığını ifade ettik. PKK düşman ilan edilerek Kürt sorunu çözülemez. Bir de ABD bölgede Kürt halkına dayanmak ve Kürt halkını dost görmek istiyorsa PKK'yi düşman, Kürt halkını da dost görmesi bir çelişki olur. Güney Kürtlerini dost, kuzey Kürtlerini düşman görmek olmaz, bu da ABD açısından bir çelişkidir.
'PKK en büyük kitleye sahip Kürt hareketidir'
PKK hareketi Kürt halkı içerisinde en büyük kitleye sahip olan hareket konumundadır. PKK hareketinin istediği barışçıl, demokratik yöntemlerle Kürt halkının halk olmaktan kaynaklı doğal haklarının verilmesidir. Bunu 2000 senesinde TBMM'de konuşma yapan o zamanki ABD başkanı Bill Clinton da dile getirmişti. Yani 'Kürtler de halk olmaktan kaynaklı doğal haklarını kullanmalıdır' şeklinde bir konuşma yapmıştı. PKK'nin de istemi Kürt halkının doğal haklarının verilmesidir ve bu temelde mücadele yürütmektedir. PKK doğru tanımlanmadan, onun dayandığı toplumsal sorun görülmeden soruna yaklaşım çözüm getirmez, çözümsüzlüğü derinleştirir. PKK tartışılıyor ama PKK'nin dayandığı sorun nedir? Bu tartışılıyor mu? Sorunun çözümüne ilişkin bir projesi var mı? Bu konuda açıklanan herhangi bir şey yoktur. Daha çok PKK'nin nasıl tasfiye edileceği tartışılıyor. Biz yayınladığımız deklarasyonla savaş değil, barışçıl yöntemlerle nasıl çözüleceğini ortaya koyduk.
'Bazı tehditlerle tuz-buz olacak hareket değiliz'
Kısaca hareket olarak çözüme açık olduğumuzu bu biçimiyle ifade ettik. Ama buna rağmen üzerimize şiddetle gelinirse direneceğiz. Biz zaten kendimizi otuz yıldır direnerek geliştiren bir hareketiz. Biz hemen öyle bazı devletlerin tehditleri ve yönelimleriyle tuz-buz olacak bir hareket değiliz. Bizim kitle temelimiz, halkımız, dağlarımız, haklılığımız, irademiz, cesaretimiz, bilgi, beceri ve tecrübemiz vardır. Ortada çoluk-çocuk yoktur. Dolayısıyla biz kendimize güveniyoruz. Biz bu mücadeleyi geliştirirken herhangi bir kimseye bel bağlamadık, şimdi de bağlamıyoruz. Ama Ortadoğu'da istikrar isteniyor, çatışmaların durdurulması isteniyorsa en temel sorun Kürt sorunudur ve bu sorun çözülmelidir. Eğer bugün Türkiye'de bir gerginlik ve çatışma varsa bunun en temel nedeni Türkiye'deki inkarcı mantıktır. Türkiye'nin mantığı Kürtleri inkar ediyor. Bazen 'Kürtler vardır ama hakları yoktur' deniliyor. Eski generaller de kısmen itiraf etmeye başladılar. Açık ki bir inkar siyaseti var. Kürt halkının bu inkar siyasetine karşı direnişi meşrudur, doğrudur ve haklıdır. PKK de bunu yapıyor ve PKK doğru bildiğinden de şaşmayacaktır.
'Savunma hakkı kutsaldır'
Ama PKK, başta ABD olmak üzere bu bölgeyle ilgili olan tüm güçlere şunu söylemektedir; eğer siz burada istikrar ve barış geliştirmek istiyorsanız, sorunları köklü çözmek istiyorsanız bunun yolu Kürt sorununda barışçıl demokratik çözümün önünü açmak, silahları devre dışı edecek bir yöntem geliştirmektir. Aksi takdirde PKK ile savaşarak, sorun çözülmez, daha da derinleşeceği de çok açıktır.
Biz bu sorunun şiddet ve terörle çözülemeyeceğini barışçıl yöntemlerle çözülmesi gerektiği söylüyoruz. Türk devleti sorunun çözümünde şiddet ve devlet teröründe ısrar etmektedir. Yok edilmekle karşı karşıya olan bir güce kim 'savunma hakkın yok' diyebilir? Savunma hakkı kutsaldır. PKK doğru bildiği yolda ısrar edecektir. Doğru bildiği yol da bölgenin istikrarı, barışın ve demokrasinin gelişmesi yoludur. Biz eminiz ki sonuçta herkes; Türkiye de Amerika da bu noktaya gelecektir. Biz burada demokratik barışçıl sistemde ısrarcı olacağız. Ama bizi şiddetle tasfiye etmek isteyen güçlere de cevabımız kesin ve nettir. Biz bunu net bir biçimde deklarasyonda da ortaya koyduk.
'Söyleme değil pratiğe bakarız'
Diğer yandan biz teori ve söyleme değil, pratiğe bakarız. Bundan sonra pratikte tutumlarının ne olacağına bakar ve ona göre davranırız. Eğer birileri illa ki bizi karşısına alıp, yönelirse, ona karşı bizim de elbette söyleyeceğimiz ve yapacağımız şeyler olacaktır.
Irak ve Kürt federe hükümetinin kimi yetkililerinin açıklamalarında hareketinize karşı Türkiye'nin yanında olunduğuna dair söylemler giderek artıyor. Bu tavır değişikliğinin altında neler yatmaktadır?
'Güney hükümeti yanlış politika yapıyor'
Yeni kurulan Irak Federal devleti ilk kez Kürtleri inkar eden değil, kabul eden bir temelde kurulmuştur. Bu devlet bölgede Kürt inkarına karşı tutarlı bir politikayla tutum alabilseydi 'biz kendi içimizde Kürtleri kabul eden, federal bir devletiz' tarzında yaklaşıp, inkar politikalarını reddeden bir çizgiyi esas alsaydı, Irak devleti ve Kürt bölge hükümeti Kürt sorununun çözümünde önemli bir rol oynayabilirdi. Ama böyle bir politika esas alınmadı. Türk devletiyle sanki bir devletin yetkilileri olarak değil de örgütlerin yöneticileri olarak ilişki kuruluyormuş gibi yaklaşılarak, Türk devletine 'biz de sizinleyiz, sizi destekliyoruz' türünden yaklaşımlara yöneldiler. Bu çok yanlış bir politikadır. Kendileri açısından da hiç bir sonuç vermeyecek bir politikadır. Türk devleti bir kere bütün parçalarda stratejik olarak Kürt iradeleşmesine karşıdır. 5 Kasım'da Erdoğan-Bush görüşmesi ardından Türkiye kendi konseptini ikiye böldü. Birinci hamle PKK'nin yok edilmesi, ikinci hamle de güney Kürdistan'daki kazanımların hedeflenmesi biçiminde bir planlamaya kavuştuğu anlaşılıyor. Türk genelkurmayı Kürt federe bölgesinden bahsederken de 'federasyon geçicidir' dedi. Yani aslında kabul etmemektedir. Fakat Amerika'nın baskısıyla güneyi ikinci plana almıştır. Şimdi sadece hareketimiz hedeflenecek ama Türk devletinin ulaştığı yeni konseptin Kürdistan stratejisinin tümüyle ortadan kaldırılmak istendiği unutulmamalıdır. Burada sorun Türk devletinin Kürdü inkar siyasetidir. Bu siyaset aşılmadığı müddetçe Güney Kürdistan dahil tüm Kürt kazanımları Türk devletinin hedefi olacaklardır. Bu noktadan hareketle güneyli güçlerin hataya düşmemeleri, yarın kendi kuyularını da kazacak olan bir planın parçası haline gelmemeleri gerekmektedir.
Tüm Kürdistani güçler birleşmeli
Kısaca Türk devletinin yönelimi daha doğru anlaşılmak durumundadır. Yani bu yönelim stratejik bir yönelimdir. Bu yönelim sıradan, sadece belli bir hedefe dönük değil, daha kapsamlı bir hedefi içeren bir yönelimdir. Bunu dikkate almayan hiçbir siyasi anlayış sonuç alıcı bir yaklaşım ortaya çıkaramaz. Bu açıdan biz şunu söylüyoruz; Türk devletinin bu yönelimi karşısında tüm Kürdistani güçler birleşmelidir. Ortak bir strateji ekseninde hareket etmelidirler. Belki farklı farklı yerlerde durabilirler ama ortak bir strateji temelinde hareket edilmelidir. Aksi durumda herkes kaybedecektir. Bir de kimse bu dönemde karşı tarafa umut vermemelidir. 'Taktik yapıyoruz' adı altında fazlasıyla umut vermek amaca çok fazla hizmet etmez. Biz deklarasyonumuzda da ortaya koyduğumuz gibi herkesi ulusal birliğe davet ediyoruz. Tarihin bu önemli döneminde çok kritik, hassas bir süreç yaşanıyor, bu süreçte tüm Kürdistani güçlerin üzerlerine düşeni yapmalarını gerektiğini belirterek, herkesi yeniden ulusal birlik çizgisi etrafında dayanışması gerektiğini belirtiyoruz.
BEHDİNAN -ANF
GÜLİSTAN TARA / ZOZAN SİMA



Güncel