E-bülten
Bu yazıyı beğendiniz mi?
Çok Okunanlar
- Karayılan: İkinci Ordu büyük savaşa hazırlanıyor
- TRT şeş, şaş etti!/Mesut ONATLI
- «Kürtçe de bir dil» diyebildik/HAKKI DEVRİM
- 'Türkiye'nin yüzde 20'si Kürt'.....
- Aziz Nesin'lik bir öykü: 'Evin Ne Yaşar Ne Yaşamaz'
- Sonbahar.../ Şerif Kaplan
- Rojda'dan TRT 6'ya dava
- Ergenekon kazıya başladı
- DTP'lilere pusula engeli
- Eurovision'a Kürtçe şarkı ile katılmak.../Nuh GÖNÜLTAŞ
Çok Yorumlananlar
- VAHŞETİ GÖRDÜM!
- Nerede Şu Kürd Politikacıları?
- Kürt yazar Jîr Dilovan hastaneye kaldırıldı
- NİLÜFER AKBAL ve TRT- ŞEŞ / YASER EDESSA
- Demek Büyüdün, Gidiyorsun?
- Nilüfer Akbal’dan Kürt sanatçılara hakaret
- Türkiye'de Cezaevleri Tıka Basa Dolu
- DİHA VAN MUHABİRLERİ HAKKINDA DAVA AÇILDI
- Biz Dört Bacıydık..!
- İbrahim Rojhilat ‘Ji te dûr bûm’ Albumu Çıktı
Bir kaç gün önce Sevgili Burhan Karadeniz’den sonra tanık olduğum en azimli bir Kürd kızı ile yemekte bir aradaydım. O da sevgili Burhan gibi tekerlekli sandalyede idi ama yaşama karşı olan azmi ve bağlılığı insanı hayrete düşürecek kadar güçlüydü. Çok ağır bir tedaviye rağmen, yüzünde hiç eksik olmayan gülüşü, insanı hayran bırakacak kadar içtendi. Tedavisinden arta kalan zamanında politikayı yakinen takip edip, iç dünyasının güzelliğini oluşturan renkleri insanlarla paylaşmak için durmadan resimler yapıyordu.
Söz, Kürd Sorunu ve “Eve dönüş yasasına” gelince, önce yüzündeki tebessüm belirdi ve “Boğa hasta olunca herkes etine saldırır, en çokta çakallar keyf alır. Kürdler eskide hasta bir boğa gibiydiler ve herkes ettine saldırıyordu ama artık geçti, her Kürd kendi ulusal onuruna sahip çıkacak kadar ayakta” dedi. Tabi bütün bunları benimle Kürdçe konuşarak anlatıyordu. İlk kez duyduğum bir deyimdi ve doğrusunu isterseniz çok etkilendim ve düşündüm.
Son günlerde Başbakan Erdoğan ve Genelkurmay yeni bir pişmanlık yasası üzerinde çalıştıkları anlaşıldı. Bunun da ABD görüşmesinin bir ayağı olduğunu düşünyorum. İşin ilginç yanı sanki yeni bir icad bulunmuş gibi, bütün Kürdler dört gözle bu pişmalık yasasını bekliyorda, hemen yasanın çıkacağı gün koşarak gideceklermiş gibi... Son derece rahat, kendinden emin bir şekilde konuşuyor Başbakan. Basını da hazırlamış, hemen başladılar, “Aslında altakiler hemen dönmek istiyorlar ama üst kadrolar yolları kapatıyor...” gibi.
Bilmiyorum ama sahi bu kaçıncı baskı?
Son yıllarda bir kaç kez tekrar edildiği kesinde ama sayısını artık akılda tutmak zorlaştı veya daha doğru bir ifade ile son yıllarda herhalde kesintisiz bir şekilde devam eden bir “pişmanlık yasası” var.
Böyle bir yaklaşımı kimsenin ciddiye almayacağını herhalde en başta Genelkurmay ve Başbakan biliyor. Çünkü bu Kürd Sorununun çözümü değil, olsa olsa insanı kişiliksizleştirme olabilir ki, Kürdler artık bu noktaları çoktan aşmış durumdalar. Eğer Başbakan Erdoğan bilmiyorsa, ki öyel bir havası var, kısaca ben bir hatırlatma yapmak istiyorum.
Yanılmıyorsam Başbakan Erdoğan Kasımpaşalıydı. Kasımpaşa, İstanbulda özgünlüğü olan bir semt. Orda yaşıyanların, diğer kesimler tarafından aşağlandığı, horlandığı bilinen bir gerçek. Aşağlanma veya horlanma, insanlara yapılabilecek en ağır hakaretlerden biridir. En azında Erdoğan’ın çocukluğunda kalma bazı anıları vardır; aşağlanma ve horlanmaya karşı! O nedenle insanları aşağlamakta, horlamakta vazgeçip, gerçekçi yaklaşmaktan fayda vardır. Öyle “pişmanlık” mişmanlık yasaları ile Kürd Sorunu çözülmez.
Çok uzaklara gitmeden, güncel herkesin bildiği bir iki noktaya değinmek istiyorum.
1980 yıllarında, adaletin, yargının, gardiyanın, kısaca herşeyin kendisi olduğu bir dönemde, özellikle Kürdlerin yoğun olduğu Diyarbakır Zindanında da benzer bir şey yapılmak istendi. O zaman, cezaevi amirinin yetkisi sanırım simdiki Başbakan Erdoğan’ın yetkilerinden daha çoktu, o da, “Gel yasalara teslim ol, annenin yanına dön” diyordu. Bunun için yapmadık bir şey kalmadı. Buna direnen onlarca Kürd genci öldürüldü, sakat kaldı. Uyanlar ise çok daha aşağlık bir noktaya döştüler. Onların başına daha beter şeyler geldi. Bunu yaşıyan bir çok tanık bilir...
O zaman Kürdlerde bu denli bir Ulusal bilinç yoktu.
Sonra bir kaç kez daha denendi, sonuç; bir kaç kişiyi geçmiyecek kadar bir başarı!
Çıkarılmak istenen “Eve dönüş Yasası”na uyanlara neler yapıldığını aşağı yukarı herkes biliyor. En başta kişilik adına hiç bir şey bırakılmıyor, sonra o güne kadar inandığı herşey ona geri yalatılıyor. Bunlar yetmiyormuş gibi, artık gidecek bir yeri olmadığı da iyi bildiğinde, en kirli işlerde kullanılıyor, birer ölüm makineleri gibi çalıştırılıyorlar.
Bu mu “Eve dönüş Yasası” hiç bir Kürdün bunu içine sindireceğini sanmıyorum. Bu hem insanın kişisel hemde ulusal gururuna hakarettir. Ne demek kendini red et, yaptıklarında “pişman ol” ve gel bana itiat et. Artık Kürd halkının bu noktada olmadığını ya anlamak istemiyorsunuz veya görmek.
Her ikiside kötüdür ve kötü sonuçlar doğurur.
Yani sözün kısası, Kürdlerin kişiliklerini ve ulusal gururlarını incitmek yerine daha samimi bir yaklaşımla, temel, doğuştan gelen haklarla işe başlarsanız belki bir noktaya ulaşabilirsiniz.
Samimiyetiniz ve istediğiniz, DTP’ye yapılanlarla zaten ortada. DTP’nin elinde herhangi bir silah yok, kimseyi öldürmediler. Politik alanda kendi düşüncelerini söylüyorlar ama bunada tahammül etmiyorsunuz. İllaki kendini inkar edecek ki, sistem içinde kalabilsin.
Bu yaklaşımla kimseyi inandirma şansına sahip değilsiniz.



Güncel