ABD -İRAN İLİŞKİLERİ VE OLASI YENİ DENGELER-1

Bu yazıyı beğendiniz mi?

(toplam 4 oy)

Arşiv

Pt Sa Ça Pe Cu Ct Pa
12345
6789101112
13141516171819
20212223242526
2728293031



İran bir dönem ABD için son derece stratejik bir öneme sahipti. 1979 İran İslam Devrimi bu tarihsel süreci alt üst etmekle kalmadı, Ortadoğu’nun politik dengelerini yeniden şekillendirdi.  ABD’nin Tahran Büyük Elçiliği’nin işgal edilmesi ile ABD-İran arasındaki ‘diplomatik’ ilişkiler resmen kesildi. Ancak ABD’yi ‘şeytan’ gören Humeyni ile Beyaz Saray Başkanları arasında gizli ikili ilişkiler devam etti. Pentagon,  İran İslam devrimine karşı Saddam’dan yana görünürken, arka planda İran’ı askeri olarak sürekli destekledi.
Humeyni’nin ölümünde sonra İran’da egemen Şii İslamcı  güçleri arasındaki iktidar çatışması çok belirgin bir tarzda ortaya çıktı. Tutucu olarak ifade edilen ve mevcut rejimin statükocu yapısını savunanlar ile rejim içerisinde reformların kaçınılamaz hale geldiğini söyleyen kesimler arasındaki iktidar mücadelesi uluslar arası ilişkilerde dikkatle izlendi. ABD’nin ‘reformcu’ kanadı desteklemek için yaptığı açıklamalar ve fiili olarak İran’ın ‘içişlerine karışma’ politikası, halktan tersten bir etki yarattı. Güçlenme eğilimi içinde olan ‘reformcu’ kanadın etkisi hızlı zayıfladı ve ‘gelenekçi’ kanat iktidar ilişkilerinde önemli bir avantaj sağladı. Mahmud Ahmedinecad'ın cumhurbaşkanı olması, iç iktidar rekabetinin bir sonucu olarak değerlendirilebilinir. Bu aynı zamanda İran’ın dış politikasına bağlı olarak bölgede artan etkinliği bakımından önemli bir durumdu.
Pers geleneği iki bakımdan ön palana çıkmaktadır. Birincisi, Ortadoğu coğrafyasında köklü tarihsel bir kültüre ve geleneğe sahiptir. İkincisi, bölgede Şiiliğin dinisel-manevi olarak ciddi bir rolü ve etkisi bulunmaktadır. Bu nedenle oluşturulan bölgesel stratejilerde, İran,  her zaman en önemli eksen ülkelerden bir oldu.  Ayrıca Avrasya ve Orta Asya bölgesi ile olan jeografik ve politik-tarihsel ilişkileri, stratejik konumunu önemli oranda artırmaktadır.
 İran ayrıca küresel sistem güçleri tarafından işgal edilen Afganistan’a ve Irak’a sınırdır. Irak’ın nüfusunun yaklaşık olarak yüzde 60’i, Afganistan’da ise nüfusunun yüzde 25’i şiirdir.  İran ile bu ülkedeki Şiiler arasındaki bu tarihsel manevi bağ, işgal bölgelerinde uygulamaya konulan küresel politikaları etkileyen önemli bir faktördür. 
ABD, İsrail faktörü nedeniyle,   fiilen uygulanmaya koyduğu Ortadoğu stratejisinde İran’a her hangi bir rol vermek istemediği gibi aynı zamanda Suriye ile birlikte askeri saldırılar kapsamına aldığını ilan etti. Yani fiilen  ‘düşman’ ülkeler kategorisinde gördü.  İran’ın ‘nükleer silah’ peşinde olduğunu iddia eden Washington yönetimi, ‘askeri güç kullanımının masada bulunun ve her an uygulanabilir bir seçenek’ olduğunu sık sık vurguladı. Ancak ABD’nin Afganistan ve Irak’ı işgal etmesinden sonra ortaya çıkan politik istikrarsızlığın aşılması ve belirlemiş olduğu küresel stratejilerin uygulanabilmesi için İran’ın mutlak olarak hesaba katılması gerektiğini de anlaşılmış durumda.
İran ise küresel sistem güçlerinin uygulamaya koyduğu stratejiler kapsamında bölgesel bir güç olarak söz sahip olmak istemektedir. Bölgesel dengeleri kendi lehine kullanmak için mevcut jeo-ekonomik ve jeo-politik konumunu hem güçlendirmek hem de kullanmak istemektedir. Birincisi, petrol ve doğal gaz rezervleri ile Suudi Arabistan ve Irak’tan sonra bölgenin üçüncü ülkesi olması nedeniyle stratejik bir öneme sahip olduğunun bilincinde ve bu gücünü pazarlamaktadır. İkincisi bu konumu nedeniyle ABD ile ciddi sorunlar yaşamakla birlikte Almanya, İngiltere, Fransa. Rusya ve Çin çok yakın ekonomik ve politik ilişkilere sahiptir. İran ekonomisi, diğer bölge ülkelerinde olduğu gibi küresel ekonominin güçlü bir parçasıdır. Üçüncüsü, bölgesel askeri bir güç olmaya çalışmaktadır. Nükleer silah arayışları, bölgesel güç olma politikası ile doğrudan ilişkilidir. Bu aynı zamanda Ortadoğu coğrafyasında silahlanmayı teşvik eden etkenlerden biridir. Dördüncüsü işgal bölgelerinde istikrarın sağlanmasında etkin bir rol oynayabileceğini sürekli vurgulamaktadır. Yani bir bakıma, kilit bir role sahip olduğunun mesajını vermektedir.
İran esasen ABD ve AB tarafından geliştirilen ve fiilen uygulanmaya konulan ‘Büyük Ortadoğu Projesi’nde etkin bölgesel bir güç olmak istiyor.  İran cumhurbaşkanı Ahmedinecad,  “İsrail harita’dan silinmelidir” gibi en uçta söylemler kullansa da, AB-ABD ile ilişkilerini geliştirip küresel sisteme uyumlu bir şekilde bölgesel etkin bir güç olmaya oldukça istekli görünüyor.
ABD’nin İran’ı ‘düşman’ kategorisinde gördüğü, İran’ın da ABD’yi ‘şeytan’ ilan ettiği bir dönemde, ABD’nin 16 stratejik istihbarat servisinin CİA ile birlikte hazırladıkları rapor’da ‘İran’ın nükleer silahlanma faaliyetini 2003 yılında beri durdurduğunu ve ancak 2015 yılında bunun mümkün olabileceği’ vurgulanmaktadır. Bu raporun çok önceden hazır olduğu Beyaz Saray’ın ve Pentagon’un çok önceden bildiği kamuoyuna yansıdı. Peki, neden şimdi açıklandı. Bu sorunun yanıtını gelecek haftaya bırakalım.
Gokyuzu9@aol.com
  • email Arkadaşına gönder
  • print Yazıcı versiyonu
  • Add to your del.icio.us del.icio.us
  • Digg this story Digg this

Yorum Yaz comment Yorumlar (0 Yazılmış)

Diğer Haberler

Site Tasarımı: http://www.keditor.com