“SİLVAN’DA AĞIT” TAN “ BABİL’DE SÜRGÜN” E

Bu yazıyı beğendiniz mi?

(toplam 19 oy)

Arşiv

Pt Sa Ça Pe Cu Ct Pa
1234
567891011
12131415161718
19202122232425
262728293031


Bir Türk olarak değil de Kürtçe eserimle Kürt edebiyatının içine akmak, konuk olma isteği diyebilirsiniz buna. Ben çok mutluyum bu konuda, umarım Kürt okurlarda mutlu olurlar okuyunca. Evet, Kürt değilim herkes beni Kürt bilir oysa. Eskişehirliyim. On sekiz yaşımdan beri Kürtlerle beraberim. Kendi tarihimden çok Kürtlerin tarihini bilirim, kendi kültürümden çok onların kültürünü yaşarım. Bu özel bir seçim değildi elbette. Benim hayata bakışım ve sosyalist dünya görüşüm bunu zorunlu kılıyordu belki de. Kürtler bana ne yaparsa yapsın onları seviyorum ben. Silvan’da Ağıt kitabımda dediğim gibi; asla Kürtlerle yürümekten vazgeçmeyeceğim.

“SİLVAN’DA AĞIT” TAN “ BABİL’DE SÜRGÜN” E

*Çok klasik bir soruyla başlamak istiyorum söyleşimize,  kimdir Cennet Bilek desem ne dersiniz?

—Klasik fakat zor bir soruyla başladınız. Biliyorsunuz ki en zor şeydir insanın kendini anlatması. Ben şimdi nasıl anlatayım kendimi; çok iyi, özverili hayatın ona verdiği onca acıya ve zorluğa karşı bıkmadan usanmadan debelenip duruyor, ayakta kalmaya çalışıyorum. Tek başına desem, kimileri çıkar; “ Amman Cennet hanım çok abartmışsın, sizin gibilerle dolu toplum” der. Şöyle kötü, böyle zaaflı bir kişiliğim var desem bu defa da bu benim hoşuma gitmez. Bazen insan aynanın karşısına geçer şöyle bir bakar suretine. Bu bakışlarda kimi zaman geçmişin izleri yansır bu surete ve bu geçmişin içindeki tüm yaşanmışlıklar bir film şeridi gibi geçer gözünün önünden. Geçmiş ve gelecek arasında bocalar durur insan. Geçmişte neydi, kimdi? Şimdi nerde olduğuna bakar insan. Ben de sizin bu sorunuzdan sonra düşündüm. Cennet Bilek; geçmişte gözü açılmamış bir sığırcık yavrusuydu. Şimdi ise; zaaflarıyla, öfkesiyle, mutluluklarıyla kendi bildiği doğruların etrafında kendini kimseye ezdirmeden kendi dünyasında yaşamaya çalışan bir kadındır diyebilirim.
 
 *“Silvan’da Ağıt”  “Her Zaman Yaşamak” adlı eserlerinizi Cennet Ayhan olarak yazdınız, yeni kitapta ise Cennet Bilek olarak çıktınız okurun karşısına. Biliyoruz ki “Silvan’da Ağıt” kitabınız katledilen Emin Ayhan’ın ardından yaktığınız bir ağıt aynı zamanda bir isyan kitabıydı. Ve Abdülkadir Aygan’la mailleşmeniz ona verdiğiniz yanıtlar kamuoyunda epey yankı buldu. Kamuoyu sizi bu kadar tanıyorken neden Cennet Bilek olarak yazmayı tercih ettiniz.

— On sekiz yaşımdan bu güne taşıdığım, hâlâ taşımaya devam ettiğim Mehmet Emin’in soyadıdır, AYHAN. Bu soyadı kullanıyorum çünkü Mehmet Emin’e karşı sonsuz bir sevgi ve saygı beslediğim içindir. Aslında benim yerime başka bir kadın olsaydı eşini yitirdikten sonra yaşadığı ve asla hak etmediği olaylardan sonra kullanmazdı bu soyadını. Ben de bu insanlara tepki olarak romanımda babamın soyadını kullanmayı uygun buldum. Keşke hiç soyadımız olmasaydı. Biz kadınların işi gerçekten zor. Ya babamızın, ya kocamızın soyadını kullanmak zorundayız ne yazık ki.  Aygan’la yaptığım haberleşmeden de çok umutlu değildim fakat insan bilmek istiyor nedenini. Emin’i yitirdikten sonra çok yalnız bırakıldım. Yıllarca ve hâlâ uğraşıyorum, katillerini bulmaktan vazgeçtim ama hiç değilse onu unutturmamak için elimden geleni yapmaya çalışıyorum. Emin’i yitirdiğimde hiç kimse onun için bir şey yapmadı. Düşünün en basit yöntem ölüm yıldönümünde gazeteye bir ilan bile vermediler. Çabuk seven bir o kadar da çabuk unutan bir toplum olduk ne yazık ki… Gerek “Her zaman yaşamak” gerekse “ Silvan’da Ağıt” kitabımda amacım onu yaşatmak için di ve bunu başardığıma inanıyorum. Ayhan soyadını sadece ona ait olduğu için taşıyorum ve seviyorum. Çok ilginçtir, babamda kendi soyadını görünce çok sevindi kitabımda.

*Yine çok sıkça tartışılan kadın edebiyatı ve dişil ifade ile yazmak tezinin tersine siz yeni kitabınızda bir kadın olarak erkeğin ruh dünyasını irdelediniz.  Zorlanmadınız mı bunu yazarken?

— Bence edebiyatın cinsiyeti yoktur. Kadın edebiyatı hep tartışılır, çünkü kadın hâlâ kendini ispat edememiştir bulunduğu alanlarda topluma göre. Bu bakımdan hep kuşkuyla bakarlar kadının yaptığı her işe. Tıpkı kadın sorununun yüz yıllardır tartışıldığı gibidir bu sorunda bir türlü çözümlenemez nedense. Ben yazmaya başlarken kahramanlarım aniden çıkar karşıma önceden oturup kurgusunu yapmam. Kahramanlarımın cinsiyetine, kültürüne göre ruh vermeye çalışırım onlara. Erkeğin ruh dünyasını yazayım diye özel bir çaba sarf etmedim. Dediğim gibi yazının akışı öyleydi. Belki de bilinçaltımdaki erkeğin uyanışıydı yazdıklarım kim bilir, şimdi siz sorunca aklıma geldi bu düşünceler. Ve nedense her erkeğin içinde bir kadın, kadının içindeyse bir erkeğin ruhunun saklı olduğuna inanıyorum.

*Sizinle sohbet esnasında kitabınızın Kürtçeye çevrildiğini ifade ettiniz. Biliyoruz ki birçok insan sizi Kürt olarak tanıyor. Oysa siz Türksünüz. Bunun Kürt halkının yanındaki duruşunuzla mı ilişkilendiriyorsunuz ve Kürtçe kitap okurla ne zaman buluşacak.

— Evet, “Babil’de Sürgün” ve yazdığım her romanım, öyküm isterim ki Kürtçe ve diğer dillere çevrilebilsin. Ben de heyecanlıyım bu konuda. Henüz Kürtçe çeviri bitmiş değil. Yakında biter sanırım. Kürtçeye çevrilmesini özellikle istedim. Bir Türk olarak değil de Kürtçe eserimle Kürt edebiyatının içine akmak, konuk olma isteği diyebilirsiniz buna. Ben çok mutluyum bu konuda, umarım Kürt okurlarda mutlu olurlar okuyunca. Evet, Kürt değilim herkes beni Kürt bilir oysa. Eskişehirliyim. On sekiz yaşımdan beri Kürtlerle beraberim. Kendi tarihimden çok Kürtlerin tarihini bilirim, kendi kültürümden çok onların kültürünü yaşarım. Bu özel bir seçim değildi elbette. Benim hayata bakışım ve sosyalist dünya görüşüm bunu zorunlu kılıyordu belki de. Kürtler bana ne yaparsa yapsın onları seviyorum ben. Silvan’da Ağıt kitabımda dediğim gibi; asla Kürtlerle yürümekten vazgeçmeyeceğim.

*“Babil’ de Sürgün” kitabınızda ayrı halklardan karakterleri bir araya getirmiş ve bu erkek karakterler şahsında o toplumları sorgulamışsınız. Toplumu sorgularken kullandığınız karakterlerin erkek olmasının kadının toplumdaki yok sayılmışlığı ile alakalı olabilir mi?
  — Romanımda kadın kahramanlarımda var. Fakat bu kadınlar silik kişilikli daha doğrusu erkeği meta olarak gören ve maneviyata değil maddiyata yaslanan, sistemin kadına dayattığı cinselliklerini kullanan kadınlar. Sizinde bildiğiniz gibi, bir kadın olarak bu tip kadınları yazmak sanıldığı kadar kolay değil fakat kendi özgücüne dayanan kadın bilincine ulaşmış kadınların olduğu gibi, romanımdaki kadın karakterleri de yok değil toplumumuzda. Her şey siyah ve beyazdan ibaret değil elbette. Belki hayatı yaşanılır kılanda ara renklerin varlığıdır sanırım.

*Kadın her alanda var olmak için büyük bir çaba içerisinde ve ne yazık ki bu var olma mücadelesinde çok zorlanıyor. Edebiyat dünyasında kadının zorlukları nelerdir? Örneğin okura ulaşmak erkek edebiyatçılar açısından daha mı kolay.
  — Sadece edebiyat dünyasında değil. Her zaman yetenek bir işe yaramıyor ne yazık ki. Hayatın her alanında ekonomik gücünüz yeterliyse, arkanızda sizi destekleyen bir takım güçler varsa hayat sizin ve bizim için kolaylaşabilir. Erkekler yaptıkları her işi pazarlamayı bizden iyi biliyorlar ne yazık ki. Kadınların yaptığı işler arasında belki de en masum eylemdir yazı. Düşünsene dört duvar arasında kâğıt, kalem ve sen varsın ama kalemini özgürce hareket ettiremiyorsun. İnsanın, ekmek su kadar ihtiyacı olan cinselliği yazabiliyor mu kadın? Ve ya erkek gibi küfredebiliyor mu kadın? Aslında erkek edebiyatçılarında kadınlar kadar zorlandığına inanıyorum. Türkiye gibi ülkelerde edebiyatla uğraşmak kolay değil.

 *Yazmak, yazarken yenidünyalar kurup yeni ufuklar açmak bazen tanrılaşmak gibidir. Siz edebiyatta ne yapmayı hedefliyorsunuz? Edebiyatla nasıl bir dünya kurmak istiyorsunuz?

— Bence edebiyat olmuş ve olasılıklar üzerine kurgulanır. Fakat yazmanın tanrı vergisi bir yetenek olduğunu düşünmüyorum. Birikim ve istek olması yeterli bence yazmak için. Ve çok sabır isteyen, aynı zaman da yalnızlığı getiren bir iş. Edebiyatın insanın düş dünyasını geliştirdiğine ve değiştirdiğine inanmıyorum. Aynı zamanda, evrensel bir büyü taşıdığına ve dünyanın bilmem neresinde yazılmış bir romanı elime aldığımda, okumaya başladığımda kendimi o dünyanın içinde bulduğumda bu duygu beni çok mutlu ediyor.  Edebiyat dünyasının kapısını aralamış değilim henüz. Sadece yazıyorum, yazdığıma usta edebiyatçılar ne diyorlar bilmiyorum. Ben yazarken yaşadığımı hissediyorum. Yazdıklarımla toplumcu gerçekçi bir yerde olduğumu düşünüyorum. Edebiyat olayını da fazla abartmamak gerektiğine inanıyorum.
 
*Son olarak, okurlarımıza söylemek istediğiniz bir şey var mıdır?
-Okurlara ancak şöyle seslenebilirim; İçinizdeki  uçurumu  hafifletmek ve farklı dünyalar tanımak istiyorsanız bunun en iyi yolu okumaktır derim.

aktuelbakis

  • email Arkadaşına gönder
  • print Yazıcı versiyonu
  • Add to your del.icio.us del.icio.us
  • Digg this story Digg this

Yorum Yaz comment Yorumlar (0 Yazılmış)

Diğer Haberler

Site Tasarımı: http://www.keditor.com