Erdoğan ve Azınlık Meselesi

Bu yazıyı beğendiniz mi?

(toplam 19 oy)

Arşiv

Pt Sa Ça Pe Cu Ct Pa
12345
6789101112
13141516171819
20212223242526
2728293031


Devletin diliyle konuşmak bir Başbakana yakışmaz. Siyasi bir liderin devleti aşan bir vizyonu olmalıdır. Aksi taktirde ciddi toplumsal sorunları çözemez. Toplumsal sorunları çözemeyen bütün liderler tarih çöplüğünde hatırlanmadan yok olup giderler. Erdoğan’ın Kürt sorununa ilişkin ne bir vizyonu ne de projesi mevcuttur. Bildik sözler söylemek, kabadayı diliyle içi boş açıklamalar yapmak, devletin diliyle konuşmak, malesef toplumsal sorunları çözmüyor.

Erdoğan ve Azınlık Meselesi / Sebahattin Topçuoğlu

Başbakan Erdoğan’ın bütün gücüyle DTP’ye saldırması, eleştirmesi ve tehdit etmesi anlaşılmayacak bir durum değil. Ordu ile mücadele etmeyi göze alamayan Erdoğan, ordu ile birlikte Kürtlere karşı savaş açtı. İpleri orduya kaptıran ve ordu ile birlikte Kürdistan’ı yeniden islam maskesi altında fetetmeye yönelen Erdoğan’ın orta vadede siyasi karizması ve geleceği tehlikededir. Kısa hesaplar yapan Erdoğan’ın tek derdi DTP’nin gücünü zayıflatmak ve önümüzdeki yerel seçimlerde bölgede iktidarı ele geçirmektir. Fakat bilinmelidir ki; Kürt sorununun çözümüne yanaşmayan hiç bir siyasi partinin ve liderin geleceği yoktur. Siyasi cesareti ve vizyonları olmayan liderler, herhangi bir toplumsal sorunu çözemezler. Bu günün siyasi ortamında Özal’ın siyasi cesaretinin yüzde onu Erdoğan’da olsa, Kürt sorunun çözümünde ciddi bir mesafe ve ilerleme katederdi. Fakat cesaretsizliği ve vizyonsuzluğu Erdoğan’ın sonunu getirecektir.

Devletin diliyle konuşmak bir Başbakana yakışmaz. Siyasi bir liderin devleti aşan bir vizyonu olmalıdır. Aksi taktirde ciddi toplumsal sorunları çözemez. Toplumsal sorunları çözemeyen bütün liderler tarih çöplüğünde hatırlanmadan yok olup giderler. Erdoğan’ın Kürt sorununa ilişkin ne bir vizyonu ne de projesi mevcuttur. Bildik sözler söylemek, kabadayı diliyle içi boş açıklamalar yapmak, devletin diliyle konuşmak, malesef toplumsal sorunları çözmüyor.

Devlet Erdoğan’ı kendisine benzetti. Erdoğan devleti yapısal olarak değiştiremedi. İnsan16 yıl önce Erbakan’a Erdoğan tarafından sunulan ‘Kürt Raporu’ nu (Ruşen Çakır, Vatan 27.12.2007) düşününce, devletin Erdoğan’ı kendisine ne kadar benzettiğini hemen anlar. 16 yıl önce Erbakan’a sunulan ‘Kürt Raporu’na bu gün DTP de dahil olmak üzere birçok Kürt partisi ve şahsiyeti çekinmeden imza atar. Kürtlerin günümüzdeki talepleri zaten yaklaşık olarak belirtilen ‘Kürt Raporu’nda yer alıyor. Ana dilde eğitime kadar varan talepleri Kürtler neden desteklemesin ki! Fakat geçmişte dönemde bu raporu sunan Erdoğan, günümüzde o raporun içeriğine tamamen ters düşmüş ve yabancılaşmıştır. O raporda dile getirilen taleplerin çoğu bugün de Kürtler tarafından dile getiriliyor, fakat bu günümüzde Erdoğan tarafından ‘bölücülük’ olarak tanımlanıyor.

Erdoğan’ın Kürtçe eğitimle ilgili yaptığı açıklamayı bu temelde değerlendirmek gerekir diye düşünüyorum. Yani devletin Erdoğan’ı kendine benzetmesi çerçevesinde değerlendirmek lazım. Aksi taktirde 16 yıl önce imza koyduğu bir metne içerik olarak bugün karşı olması anlaşılamaz. Bilinmelidir ki; sorun Erdoğan’ın dediği gibi ‘Kürtçe ili ilgili eğitim konusunda bir çalışma yaparsak yarın Gürcüler de, Çerkezler de, Arnavutlar da aynı şeyi talep ederler’ noktasında değildir. Erdoğan’ın söylediği bu içi boş ve basma kalıp söze kendisinin de inanmasını beklemek saflık olur. Belirttiğim gibi; sorun Erdoğan’ın devletin resmi ideolojisini savunmasında yatıyor. Bir dönemler karşı çıktığı devletin resmi ideolojisi Erdoğan’ı tamamen kendine benzetti.

Erdoğan’ın belirtilen açıklamasına Ahmet Türk’ten yanıt geldi. Türk tarafından verilen yanıtın olumlu almakla birlikte sorunlu bulduğum teorik bir noktayı özetle ele almak istiyorum. Sadece Ahmet Türk değil, Kürtlerin ezici çoğunluğu Kürtlerin ‘azınlık’ olmadığını, aksine Türkiye’de kurucu ‘asli unsur’ olduğunu savunur. Fakat bu oldukça karmaşık ve sorunlu bir noktadır. Azınlık tanımının ayrıntılarına burada girmiyeceğim. Fakat kısaca belirtmek gerekirse, azınlık tanımı iki veya üç alanda yapılabilir. Birincisi hukuksal, ikincisi sosyolojik ve üçüncüsü de psikolojiktir.

Buradaki asıl sorun şudur: Kürtler sahip olduklar nüfustan dolayı ve Cumhuriyetin kuruluşunda yer aldıkları için kendilerini ‘azınlık’ değil, ‘asli unsur’ olarak tanımlarlar. Çünkü azınlık olmak aynı zamanda psikolojik olarak aşağılanmaktır. Fakat ‘asli unsur’ tanımı Kürtlere Türkiye’de herhangi bir hukuki hak kazandırmıyor, çünkü içi boş bir söylem. Kürtlerin kendi yaşadıkları cağrafyada ‘azınlık’ olmadığı, aksine çoğunluğu oluşturduğu doğrudur. Fakat yaşadıları devletlerin (Türkiye, Iran, Irak, Suriye) sınırları içinde azınlıktırlar. Devletler hukukuna göre bir devletin sınırları içinde yaşayan bir topluluk, eğer kendisini yöneten topluluğa oranla çoğunluğu oluşturmuyorsa, o zaman azınlık olarak kabul edilir ve o zaman hukuksal olarak ‘grup’ veya ‘kolektif’ haklardan yararlanır. Bu şu anlama gelir; eğer devletler hukukuna göre Kürtler azınlık olarak kabul edilirse, o zaman kolektif haklar çerçevesinde anadil eğitimi de dahil olmak üzere bir çok haktan yararlanabilir. Yani uluslararası alanda bir ‘statü’ kazanmış olurlar. Asli unsur deyip statüsüz olmaktansa, azınlık deyip bir statüye sahip olmak daha doğrudur. Çünkü Türkiye’nin AB sürecinde elde etmeye çalıştığı da budur zaten. Yani Kürtleri azınlık haklarından mahrum bırakmak ve sadece bireysel haklar temelinde özgürlük tanımak. Yani statüsüz bırakmak.

Bundan dolayı Erdoğan bile Kürtlerin ‘azınlık’ değil, ‘asli unsur’olduğunu savunuyor. Bu noktaya daha önce yazdığım ‘Erdoğan’ın dili ve cesareti’ aldı makalemde değinmiştim.


topcuoglut@aktuelbakis.com

 

 

  • email Arkadaşına gönder
  • print Yazıcı versiyonu
  • Add to your del.icio.us del.icio.us
  • Digg this story Digg this

Yorum Yaz comment Yorumlar (0 Yazılmış)

Diğer Haberler

Site Tasarımı: http://www.keditor.com